Yazdır

Kendimizi Niçin Anlatamıyoruz

Yazar: Nedim Yalçın, Zaman Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 6
En KötüEn İyi 

Devletin Tanıtımı Yeterli Değil

Bakıyoruz konu değişecek, hemen araya giriyoruz: "İrfan Bey, bu husus başka. Bizim üzerinde durmak istediğimiz, bu bilgi eksikliği... Niye gideremedik bunu? PKK yeni değil ki, 14 yıldan beri her türlü gayri insani eylemi gerçekleştiriyor. PKK'nın en önemli gelir kaynağının uyuşturucu olduğu yıllardır biliniyor. Avrupa'yı zehirleyen önemli örgütlerden birinin PKK olduğunu, onca belgeye rağmen neden anlatamıyoruz?"

O, hatalarımızdan, yapmadıklarımızdan ziyade yapamadıklarımıza, ama önemli bir ihmalimize temas ediyor. Murat Karayalçın'ın da vurguladığı bu hususu biraz daha açıyor İrfan Demiralp: "Biz de maalesef, sivil toplum kuruluşları yeterince fonksiyonel değiller. Mesela, Amerika, İngiltere, Fransa devletlerinin sivil toplum örgütleri, 1840'lardan itibaren, hükümet destekli, kilise destekli etkin çalışma yapmışlardır. O dönemde mesela Osmanlı bünyesinde bu ülkeler yüzlerce okul açmışlardır ve bunu açanlar bu ülkeler değil, bazı sivil toplum örgütleridir. Ancak maalesef bizde bu tür sivil toplum kuruluşlarına bazı etkili çevrelerce 'kuşku' ile bakılıyor. Ben bu kuşku ile bakmayı da Türkiye'nin bugünlerde yaşadığı güncel olayların tedirginliğine bağlıyorum. Kuşkuyla bakanları suçlamıyorum. 'Sütten ağzı yananların, ayranı üfleyerek içmesi' gibi... Zaman içerisinde sivil toplum örgütlerinin daha fonksiyonel hale geleceğini bekliyorum."

Bu yersiz ve 'yakından tanımamak'tan kaynaklanan kuşkuyu, yaşadığı bir örnekle anlatıyor İrfan Demiralp, gerekli destek verildiği takdirde, mevcut sivil toplum kuruluşlarımızın önemli işler yapacaklarını da: "Avrupa Komisyonu ve NATO çalışmaları çerçevesinde, Sovyetler Birliği'nin yıkıldığı dönemlerden başlayarak, eski sovyet cumhuriyetlerinin birkaçı hariç, tamamında bulundum. Doğu Bloku ülkeleri de buna dahil. Mesela 1992'de Köstence'de ZAMAN gazetesi gördüm. Romanya'da ve o tarihlerde Arnavutluk'un başkenti Tiran'da Türk kolejlerini gördüm. Tiran'da olduğumuzda,1992'de oradaki Türk büyükelçiliğinde konuştuk. O koleji Fethullah Hoca diye birisinin açtığını söylediler. 'Kim bu şahıs?' dedim, hakikaten o tarihlerde ben de bilmiyordum. Acaba 'Rabıtayla alakası var mı, diye düşündüm. Çünkü o zaman büyükelçilikte Suudi kökenli birisi olarak biliniyordu Fethullah Hoca. Ama şu anda görüyorum ki, Zaman gazetesi camiasının yaptıklarını, Fethullah Hoca'yı seven insanların yaptıklarını çok önemli ve verimli bir sivil toplum örgütü çalışması olarak görüyorum. İşte ayranı üfleyen kesimler, 'acaba altında ne var' diye düşünüyorlar. Görünen niyet bana göre çok iyi ve hakikaten bir sivil toplum kuruluşu olarak çalışıyorlar."

Baktık, görüşmemize esas teşkil eden konuyu unutuyoruz, hemen "Ya devlet?!" diyoruz, "Devlet olarak kendimizi niye anlatamıyoruz? Meselelerimiz hakkında dış dünyayı bilgilendirmede devletin yaptıkları yeterli mi?" İrfan Bey, "Zaten" diyor, "Devletimizin ilgili birimlerinin yaptıkları tanıtım yeterli olmadığı için sivil toplum kuruluşlarının da üzerlerine düşeni yapmaları gerektiğini söylüyorum." Ve ekliyor Samsun milletvekilimiz, tepkisellikten ziyade dengeli yaklaşarak: "Ben 11 yıldır Avrupa Konseyi nedeniyle Avrupa'nın çeşitli noktalarında toplantılara katılıyorum. Son yıllarda Türkiye'nin dış temsilciliklerinin çok iyi çalıştıklarını görüyorum. Özellikle büyükelçilerimizin bir monşer gibi değil, artık bir iş adamı gibi çalıştıklarını görüyorum. Ama dediğim gibi her şeyi devletten beklememeli, sivil toplum kuruluşları da ayran üflenilerek içilen bir süreçten geçerken kimseden bir taltif beklemeden devreye girmelidirler, ülkesini daha iyi tanıtma gayreti içerisinde olmalıdırlar."

Gazetemizin dış temsilciliklerindeki görevlerim esnasında bulunduğum Kafkas, Orta Asya Türk cumhuriyetleri ve Balkan ülkelerinde hiçbir taltif beklemeden yapılan samimi gayret ve faaliyetleri anlatıyorum İrfan Bey'e, bu dost ve kardeş ülkelerin en ücra köşelerinde dalgalanan bayrağımızı, vefa borcunu yerine getirme düşüncesiyle; ama her şeyiyle bizim sahip çıkmamız gereken bu insanlara, başta ABD olmak üzere diğer güçlü devletlerin görevli ve misyonerleriyle yarışırcasına... "Artık biliyorum." diyor İrfan Bey, "tamam" manasında başını sallayarak...

Başka bir soruya gerek kalmıyor, ayrılıyoruz...