Yazdır

Fethullah Gülen'i Anlayamamanın Dayanılmaz Ağırlığı

Yazar: Ahmet Suat Kılıç, Gündüz Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

"Kendime ait bir zeytin dalım yok. Eğer olsaydı, onu da barış namına onlara uzatırdım."

Bu cümle Fethullah Gülen'e ait. Cemaatin yaptığı yardımları, kendi namı hesabına değerlendirip, Gemlik'ten Marmara'ya yüzlerce dönüm zeytin tarlası edindiği yolundaki iddialara verilmiş bir cevap.

"Değil dört kadını nikahı altına almak, bir tekinin gölgesi altına bile germedim."

Bu da O'nun haremiyle (!) ilgili yalanlar dizisine verilmiş bir başka cevap.

Fethullah Gülen, cumhuriyet tarihimizin dezenformasyondan en fazla mağdur olmuş isimlerden birisi belki.

Hakkındaki yalan ve yanlış haber-yorumların müellifleri, yüzlerce tekzip, binlerce yargı kararı ve kazanılmış tazminatlara rağmen, dur durak bilmeden çalıştı.

Çiçeği burnunda bir vaizken takip altına alınan ve tam kırk yıldır kesintisiz devlet kontrolü altında tutulan bir insanın, -kötü niyetli olsa bile- yapabileceği ne olabilir ki!

Kendisini kontrol altında bulunduranlar, O'na karşı yapılabilecekleri hangi dönemde arkaya attılar ki, bugün hesabı görülmemiş defterler aranıyor.

Bir insan düşünün ki, kendi adına tek maddi varlığı olan kütüphanesini ve tek akarı olan emeklilik maaşını bile yükümlülüğünden kaçınarak bağışlamış.

Bir insan düşünün ki, ömrünün tümünü, hayranı ve sevdalısı olduğu milletinin daha güçlü ve daha geniş ufuklu olmasına adamış.

Ne yaptı acaba, bu yaşta ve bu fedakarlık kuşağında hala koğuşturmalara maruz bırakılacak, tavizsiz kuşatmalar altında tutulacak?

Fethullah Gülen'i yargılamak kolaydır. Ne dokunulmazlığı var, ne de Allah'tan başka dayanağı.

Ama dikkatlerden uzak tutulmaması gereken bir durum var: O'nu koğuşturmak, sorgulamak ya da yargılamak yalnız O'nun şahsıyla sınırlı kalmayacaktır.

Türkiye'de Gülen'i hesaba çekecek olanlar, aynı zamanda O'nun yönlendirmeleri doğrultusunda, ana-babasını ve vatanını terk ederek binlerce kilometre uzakta, devleti ve milletiyle Türkiye'nin gönüllü misyonerliğini yürüten fedakarlar ordusunu da hesaba çekmiş olacaktır.

Maddi ve manevi kişilik haklarından büyük tavizlerle Türkiye'yi temsil görevini gönüllü ve karşılıksız yükünü sırtlayan onbinlerce insan, hiçbir beklenti içinde olmadan yürüttükleri Türkiye için katsal bu misyon nedeniyle aşağılanacak ve istiskale uğratılacaktır.

Büyük devletler; locaları, lobileri ve paralı misyonerleri vasıtasıyla dünyanın dört bir yanında, bölgesel güçlerin kontrolüne ve dünya nimetlerinin yönlendirilmesine yönelik distribütörlükler kurarken; Türkiye'nin, gölge edilmemesinden başka ihsan istemeyen "millet aşkının gönüllü kölelerini'ni sürekli aşağılaması, suçluluk psikozu içine sokması neden?

Adı duyulmamış Türk ülkelerinde, Asya steplerinde, Amerika'da, Avustralya'da; Atatürk köşeleri kuran, İstiklal Marşımızı yankılatan, Türk bayrağını şanlara ve gururla dalgalandıran Mecnun'ları, Leyla gibi gördükleri vatan'dan uzak kalmanın ıstırabı yetmiyormuş gibi, bir de hakaretlere maruz bırakmanın anlamı ne?

Afganistan'da cehaletin ve silahların gölgesi altında, Rus zulmünden sonra kardeş zulmüne uğrayan masum Afgan çocuklarına, Türk'ün İstiklal Marşı'nı öğretmeye kaçımızın yüreği yeter?

Kardeş topluluklar arasındaki bağları yeniden canlandırmak ve Türkiye'nin bir dünya devleti olmasına katkıları sağlamak amacıyla gittikleri ülkelerde; bedeviler tarafından soyulan, bıçaklanan, vurulan, trafik kazalarında şehit olan ve Allah'a ulaşan şehitlerin adaleti, hiç mi bulmayacak vatan için yürütülen gayretleri vatan hainliği gibi görenleri?

Artık söz bitmiştir. Fethullah Gülen son sözünü söylemiş ve inzivaya çekilmiştir. Fikirlerimize değer veren insanların hasbi gayretleriyle kurulan müesseseler, "Türkiye için bir ihanet odağı" olarak algılanıyorsa, sözüme değer veren insanları, bu okulları devlete devretmelerini önerebilirim.

O'nun suskunluğu, küskünlüğünün belirtisidir. Yurt için yanan bir ışığın söndürülmesidir.

Dünyanın bir başka yerinde olsa, en üstün nişanlarla taltif edilecek olan bu temiz vicdan artık incitilmemelidir.

"Fethullah Gülen'in çevresinden ve fikirlerinden etkilenen bir çocuk, dünyanın en kabiliyeti ve en zeki çocuğu bile olsa..." diye başlayan cümleler, 'Devlet' katında itibar görmemelidir.

İyi yönetilen, kendisi için çalışanları tekdir değil takdir eden, büyük ve güçlü devletin yurttaşları olduğumuz, artık bize hissettirilmelidir.