Yazdır

Fethullahçılık Ne Demek?

Yazar: Ali Ünal, Zaman Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Türkiye'de medya, zaman zaman çoğu medya mensuplarının itiraf ettiği gibi, bilhassa ilkeli yayıncılık tutarlılık, bilgi ve birikim açısından bir sefalet manzarası arz etmektedir.

Türkiye Medyasının bu acıklı durumunu, mensupları açısından ele alacak olursak, bazı temsil grupları açısından meseleye yaklaşabiliriz. Medyada:

1. Ateizme ve materyalizme İslâm düşmanlığı olarak sarılmış, ayrıca, hiç din tanımaz, hattâ başka inanç mensubu olup, bu inançlarına bilerek hizmet edenler vardır. Türkiye'nin meselelerini başka bazı ülke çıkarlarına endekslemiş ve bunu Türkiye'nin menfaatiymiş gibi sunmasını bilenleri de bu gruba dahil edebiliriz.

2. Herhangi bir dinî veya metafizik değer kaygısı taşımayan, hattâ madde ötesi herhangi bir değeri alay konusu yapabilecek olanlar vardır.

3.. Fizikî veya fizik ötesi konularla ilgilenmeyen, daha çok meşgul oldukları saha ile meşgul bulunanlar vardır.

4. Dini, hele İslâm'ı hiç bilmeyen; fakat bilmediğini de bilmeyen, buna rağmen bu konuda kendilerinde söz söyleme hak ve yetkisi bulanlar vardır.

Bu gruplardan ayrı olarak, medya, büyük kısmı itibariyle, belli sermaye çevrelerinin yayın organı ve menfaatlerinin savunucusu konumundadır. Bu konum, medyayı bağımsız ve objektif davranmaktan alıkoymakta ve medya mensupları, çalıştıkları medya organının bağlı bulunduğu sermaye çevrelerinin sözcüsü gibi hareket eden, yüksek ücretliler olarak görünmektedirler.

Türkiye medyasının sözünü ettiğimiz bu özelliklerini, bazı resmî önemli kurumlarda görülen belli ölçülerdeki kirlenme daha ne olumsuz hale getirmektedir. Bu kurumlardaki içi hesaplaşma, menfaat paylaşma veya terfi kavgalarının medyaya taşınması, bu kurum ve mensuplarını medyanın, dolayısıyla sermayenin şantajlarına açık hale getirmektedir. Bir medya organı sahip bulunan veya hükmeden sermaye çevrelerinin, meselâ, ne zaman devlete borçlarını ödeme mevsimi gelse veya devletten yeni krediler koparma ihtiyacı duysalar, ne zaman herhangi resmî bir kurumla iş görmeleri gerekse veya bu kuruma vermeleri gereken bir hesap ortaya çıksa, hükümet veya o kurum aleyhindeki bir manşet haber her şeyi halletmeye yetmektedir. Siyasî çevrelerin ve resmî kurumların, kendi problemleri yüzünden maalesef medyanın şantajlarına açık hale gelmeleri, bu noktada medyanın ve ilgili sermaye çevrelerinin işini kolaylaştırmaktadır. Medya/sermaye/devlet veya resmî bazı kurumlar arasındaki bu münasebette en büyük zararı, ne yazık ki mazı Müslümanlar çekmektedir. Neredeyse bir asırdır ve bilhassa son zamanlarda Müslümanların irtica tehdidi altında tutulmasının altında yatan en büyük faktörlerden birisi budur. Bu çerçevede, İslâm'la ve inançlarını asla herhangi bir dünyevî maksada malzeme yapmayan samimi Müslümanlarla alâkası olmayan "Süleymancı, Nurcu, Fethullahçı" gibi unvan uydurma ve yakıştırmalarının sebeplerinden birisi, İslâm düşmanlığıyla birlikte İslâm konusundaki bilgisizlikse, bir başka sebebi de, irtica adına ülkede her zaman için istismar edilebilecek unsurların varlığını koruma ve Müslümanları sanki devlet, yönetim ve ülke düşmanı gayri kanûnî örgütlermiş gibi sunabilme gayretidir.

Allah, askın (müteal) bir varlık, din, tamamen O'nun koyduğu prensipler bütünü, peygamber bile, her söz ve davranışında vahye göre davranması gereken biri olarak, dine muhatap olmada başka herkes gibidir ve insanlardan bir insandır. Dolayısıyla, İslâm için hiçbir zaman "Muhammedîlik" (Muhammedçilik) tabiri kullanılamaz. Evet, bir dinin mensuplarına, onun peygamberine izafeten "Muhammedci" bile denemiyorsa, "Fethullahçı, Süleymancı, Nurcu" gibi alt gruplar icat etme, ya önceki paragrafta ifadesine çalıştığımız bir kastın, ya da korkunç bir bilgisizliğin ürünüdür.