Yazdır

Küresel İslam mı? O da Ne

Yazar: Kemal Balcı, Sağduyu Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

"Gündem saptırması" derken meseleye son derece doğru bir teşhis koymuştu Başbakan Bülent Ecevit, fakat bir eksiklikle, değiştirilen gündemin hangisi olduğu belli değildi.

Öyle görünüyor ki, değiştirilen gündem Apo davasından başka bir şey değil.

Fethullah Gülen öyle bir takdim edil ki, sanki Türkiye'deki rejimi değiştirmesi an meselesiymiş gibi bir intiba uyandırıldı.

Ne Hasan Sabbah'lığı kaldı, ne intihar komandosu liderliği, ne Atatürk düşmanlığı, ne takiyyeciliği..

Sanki Fethullah Gülen 30 yıldır bu ülkede çalışmıyordu.. Sanki Samanyolu TV daha dün kurulmuştu.. Sanki Zaman Gazetesi bu hafta yayına başlamıştı.. Sanki o meşhur okulları bu sene devreye girmişti.. Sanki bütün bu konuşmaları son bir hafta içinde yapmıştı..

Fethullah Gülen'in kimliğini çok iyi biliyorlardı, fakat, iki yıl önce Refah Partisi'nin, imam hatiplerin defterini dürerlerken, cephenin genişletilmemesi gerekiyordu..

"Böl ve yönet" ya da "Parçala ve yok et" ilkeleri herkesin bildiği bayat taktiklerdir, fakat dünya kurulalı beri işe yaramıştır, kıyamete kadar da yarayacaktır. Nitekim, insanları ipe çekerek idam etmek oldukça eski bir yöntemdir, fakat hala işe yaramaktadır.

Fethullah Gülen, Refah Partisi'nin çabalarını beyhude görüyordu, kanaatince onların başarılı olmasına müsaade edilmezdi. Fakat, Refahçılar için yaptığı tespitin kendisi için de geçerli olduğu anlaşıldı.

Bir ordu için havacıların mı yoksa karacıların mı daha önemli olduğunu tartışmak başka şey, savaşın ancak bunlardan biriyle kazanılacağını, ötekinin hava cıva olduğunu söylemek başka şeydir.

Doğayı anlamak için fizik lazımdır, ama kimya da lazımdır.

Gülen, Refah Partisi'nin hedefe olduğu günlerde televizyonlarda yaptığı açıklamalarla, istemiyorduysa bile, o saldırılara bir ölçüde meşruiyet kazandırdı. Fethullah Gülen'in kimliği malum çevrelerce o zaman da biliniyordu elbette, ama ona ihtiyaçları vardı.

Başörtüsünün teferruat olduğu şeklindeki açıklamaları onları mutlu ediyordu.

Müslüman halkı siyasal İslamcılar ve kültürel İslamcılar olarak kamplara bölmek gerekiyordu.

Tıpkı, bazılarının birinci cumhuriyetçiler-ikinci cumhuriyetçiler şeklindeki bölünmeden mutluluk duydukları gibi, bu siyasi islam-kültürel islam zıtlaşmasından da başkaları fayda ummaktaydılar.

Bu ayrım tuttu. Ali Bulaç hızını alamayıp İslami hareketin bittiğini bile ilan etti, ona göre devir sivil İslam'ın devriydi..

Aslında, Olivier Roy'un "Siyasal İslam'ın İflası" adlı kitabında savunduğu tezi biraz gecikmeli olarak savunmuş oluyordu, başka bir şey değil Fakat, Roy'un siyasal İslam dediği şeye Bulaç, İslami hareket adını vermekteydi. Ancak, ikisi arasındaki fark bununla sınırlı değildi. Roy, başta Afganistan ve İran olmak üzere geniş bir coğrafyadaki gelişmeleri analiz ediyordu. Bulaç ise sadece Türkiye üzerine konuşuyordu. Roy, analizini siyasal İslam adını verdiği şeyin kendi iç yapısından doğan sorunlar üzerine kurarken, Bulaç İslami hareketin iç sorunlarından hareketle değil, dış etkenler tarafından engellenmesine bakarak bir hükme varıyordu. Roy'unki düşünsel bir tavır alıştı, Bulaç'ınki ise duygusal.

Şimdi ona sormak gerekiyor: Sivil İslam'dan ne haber?!..

İslam'ı kendi kavramlarıyla okumak gerekir.. Nasıl Sünni Hıristiyanlık, Şii Hıristiyanlık olamazsa, Protestan İslam vesaire de olamaz..

Kültür şunun şurasında yüz yıllık bir kavramdır. Seküler sosyal bilimlerin kavramsal çerçevesi içinde bir anlama sahiptir. Nasıl sünnet kavramı sosyal bilimler için bir şey ifade etmiyorsa, İslam'ı da kültür kavramı etrafında yorumlayamayız.

İnsanlar mümin, münafık ve kafir kavramları etrafında kategorize edilebilir. Bunun ötesinde birilerinin salih, said, müttaki, şaki, fasık, facir vs olduğunu söyleyebiliriz, ama falan kültürel İslamcı, filan siyasal İslamcı şeklindeki ayrımlar İslami değildir ve sadece İslam dışı kesimi bize güldürmede etkili bir araç olabilir.

Ehl-i Sünnet ve'l-Cemaat İslamı'na savunmanın bir anlamı vardır, ama sivil İslam nedir?!..

Ortada bir gündem saptırması, bir pazarlık var.. Apo'ya idam cezası verilmesinin ve bunun Meclis'çe onaylanmasının gündemde olduğu şu günlerde, Fethullah Gülen'e yakın olan Ecevit ve Apo düşmanı MHP köşeye sıkıştırılıyor.

Fethullah Gülen'in ismi etrafında öyle bir fırtına koparıldı ki, bu kargaşada Apo'yu unuttururlarsa kimse şaşırmasın.

İki gün önce Cumhurbaşkanı ve Başbakan tarafından takdir edilen bir insan, bugün linç ediliyor, değişen hiçbir şey olmadığı halde.