Yazdır

Önce Asalım Sonra Yargılarız

Yazar: M. Akif Aydın, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Başlıktaki cümle seneler önce seyrettiğim Muammer Karaca'nın bir oyunundan alınma. Karaca merhum Adnan Menderes'in asılmasındaki yargı anlayışını bu cümleyle hicvediyordu. Şimdilerde aynı anlayış, Fethullah Hoca için devreye sokulmak isteniyor. Bazı çevreler Öcalan'a göstermedikleri haşinliği Fethullah Hoca'ya gösteriyor ve yargısız infazla hocayı asmak istiyorlar. Tek bir merkezden televizyon kanallarına yapılan servisle ortalığın toz dumana boğdurulmasının başka bir anlamı olmasa gerek.

Ne zaman, kimlere karşı ve hangi bağlamda yapıldığı bilinmeden, Hocaefendi'nin konuşmasını bütün boyutlarıyla değerlendirilmek mümkün değil. Kadrolaşmaya teşvik gibi algılanan cümleler, bir temizlik ameliyesine karşı Hocaefendi'nin kendi elemanlarını koruma içgüdüsüyle yaptığı tavsiyeler midir? Hukukçu ve mülkiyeli öğrencilere yapıldığı izlenimi veren konuşmadan ilk nazarda anlaşılan bu. Baş örtmenin okuldan, memuriyetten atılmak, şiir okumanın hapse girmek için yeterli olduğu bir düzende kendisini dinleyenlerden fevri hareket yapmamalarını, gerektiğinde geri çekilmelerini öğütlüyor Hocaefendi. Bu konuşmaya katılırsınız, katılmazsınız, o ayrı bir konu. Ancak Fethullah Hoca'nın başlattığı, yurt içinde ve dışında yüzlerce okul, dershane, öğrenci yurdu ve diğer eğitim kurumlarını kapsayan hareketi bir bütün olarak değerlendirmek gerekir diye düşünüyorum. Bu çapta bir hareketin elbette yanlışları olabilir. Ancak Türkiye'de hiçbir vakıf, cemaat, gönüllü teşekkülün başaramadığı bu eğitim hareketinin bütünü itibariyle ülkemizin lehine olduğu da inkar edilemez. Aslında Fethullah Hoca bu hareketiyle Türkiye'nin bu alandaki açığını kapatmakta, meyvesini uzun yıllar ülkemizin devşireceği ağaçları dikmektedir. Ne yapalım; şimdi bir konuda hangi bağlamda söylendiği bilinmeyen farklı bir değerlendirmeyi esas alıp bütünü itibariyle yararlı olan bir hareketi boğalım mı?

Sonra bu olayda cevaplanmayan sorular var. Bu konuşmaların en az dört beş sene önce yapıldığı anlaşılıyor. Çekimler de öyle gizli falan olmamış; bizzat cemaat tarafından yapılmış. Bir kopyası bugün düğmeye basan merkezin arşivinde müstesna bir yere çok önceden yerleşip "vakt-i merhununu beklemeye başlamış. Eğer bazılarının algıladığı gibi devlette bir kadrolaşma hareketi olmuşsa karşı tedbirler çoktan alınmış olmalı. Bu hareket şimdiye kadar bu ölçüde hasım ilan edilmediğine göre demek ki devlette algılandığı şekilde bir kadrolaşma olmamış. O zaman bu kasetler neden başka bir zaman değil de şimdi ortaya çıktı sorusu hatıra gelmekte. Öyle ya "vakt-i merhun"un hikmeti ne? Türkiye'de dara düşen, başı sıkışan veya yaygara koparıp malı götürmek isteyen gruplar dikkati başka tarafa çekmek isteyince hemen irticaya sarılıyorlar. Emniyetin telekulak skandalıyla çalkalanması, artık yaşamaya alıştığımız ağustos sendromu bu defa da dikkatlerin Fethullah Hoca grubuyla başka taraflara çekilmek istendiği izlenimi vermekte. Demokrasisi yerleşmemiş, medyası şeffaflaşmamış, hukuk devleti anlayışı köklememiş ülkemizde korkarım her başı sıkışanın ülkeyi karıştıracak bantlar ortaya atması ve yargısız infazlar yapması usulü daha bir süre devam edecek.