Yazdır

Bektaşi Taktiği

Yazar: Nuh Gönültaş, Zaman Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Eski ses ya da video kasetlerin değişik montaj teknikleri ile "günümüzün suç delili" haline getirilmesi mümkün. Forrest Gump filminde Vietnam gazisi Gump, ABD Başkanı Kennedy'ye poposunu gösteriyordu. Bu gerçekte hiçbir zaman olmamış bir olaydı ve Kennedy'nin yüzlerce görüntüsü Gump'un o görüntülerden birine uygun biçimde arkasını dönerek poposunu göstermesi ile gerçekleşmiş oluyordu. Bugün ölmüş bir aktör ile yaşayan bir aktristin başrollerini paylaşabileceği filmler yapılması da artık mümkün.

Bu sebeple ses ve görüntü kasetleri çağdaş ülke mahkemelerinde delil olmuyor. Ancak geri kalmış ülkelerin neredeyse kaderi haline gelmiş mix-cunta'lar tarafından kamuoyunu, avamı etkilemekte ve "yok edilmesi gereken düşman"ın aleyhine onu "linç" ettirmek maksadıyla kullanılıyor. Sarhoş bir Bektaşi'ye, "niçin namaz kılmadığı" sorulduğunda buna Kur'an'dan delil getirir: "Kur'an'da namaza yaklaşma." denilmektedir. Oysa burada Bektaşi'nin yaptığı bir tür montajdır. Gerçekten Kur'an'da böyle bir ayet vardır; fakat Bektaşi sadece ayetin işine gelen kısmını kullanmaktadır. Ayetin tamamını bilmeyenler ise bunu duyunca "Kur'an'ın gerçekten namazı yasakladığını" düşünecektir. Oysa ayetin tamamı "Sarhoşken namaza yaklaşmayın."dır. Bugün, Fethullah Gülen Hocaefendi böyle bir "Bektaşi taktiği" ile, "Bektaşi montajı" ile karşı karşıyadır. Ekleme yok, çıkarma var. Hocaefendi'nin değişik yer ve zamanlarda yaptığı ve hepsi de videolara kaydedilen konuşmalarından işlerine yarayacak kadarını alıp yayınlıyorlar. Hoca Efendi bir vaizdir, vurgulu ve etkili konuşmayı bilir. Türkçeyi, kelimelerin gücünü insanları iyiliğe de kötülüğe de çağıracak derecede iyi kullanabilir. Televizyonlarda gösterilen kasetlerin birinde "CHP'sinin de, DSP'sinin de canı cehenneme." diyor. Oysa cümlenin başı ve sonu vardır. Konuşma, "Üstad hazretleri tek parti CHP'sinin yüzde 95'i masumdur der. Oysa bugünkü Müslümanlar, "CHP'sinin de DSP'sinin de canı cehenneme demektedirler." diyerek bir durum tespiti yapmakta ve daha sonraki cümlelerde "toptancı zihniyet"in yanlışlığını anlatmakta, o hoşgörü seviyesi yakalanamadığı için hayıflanmaktadır.

Bakınız beyler, Ali Kırca'da İsmet Solak da "devleti yıkmak gerekçesi" ile ordudan ilişiği kesilen genç teğmenlerdendir. Kemal Yavuz gibi emekli olana kadar orduda tutunmayı başaramamışlardır. Elde kaset kanal kanal dolaşanlar sonunda medyadaki kendi uzantılarına demir atabilmişlerdir. Daha önce Hocaefendi'nin bazı kasetlerini yarım-yamalak yayınlayan Hulki Cevizoğlu da askerin bir kanadından beslenmekte değil midir? Cevizoğlu'nun amcası emekli tümgeneral Hüseyin Cevizoğlu 28 Şubat sürecinde Harp Akademileri'nde irtica konferansı veren kişiler arasındadır. Birçok özel televizyon kanalında kuruculuk, yöneticilik yapan Nuri Çolakoğlu, "Aydınlıkçı"dır, Ali Kırca'nın eski dostudur. Bunlar Türkiye'yi dünyada eşi benzeri olmayan bir rejime doğru sürüklüyorlar. Bunun önünde engel olarak gördükleri her şeyi fikirle, değil tanklarla ezmek düşüncesindeler. Özgürlük, demokrasi, din özgürlüğü, konuşma özgürlüğü, teşebbüs hürriyeti onların tekerine çomak sokan şeylerdir. Yok edilmeleri gerekmektedir. Dikkat edilirse Türkiye, demokrasi, insan hakları ve çağdaş bir devlet olmak için gerekli görülen her türlü kriteri bu mix-cunta yüzünden kaybetmektedir. Bunların yüzünden Türkiye dünya ile bütünleşmesini sağlayacak adımları atamamaktadır. Dünya ile bütün ittifaklarında Türkiye problemli ülke statüsündedir. Avrupa Birliği'nden, BAB'dan dışlanmıştır. Bütün insan hakları örgütlerinin kara listesindedir. Futbolda bile Yunanistan'dan sonra FİFA'ya en çok şikayet edilen ülkedir. Dünyanın Kıbrıs sorununun çözümüne yönelik dayatmaları arttığında Türkiye'nin "NATO" ile de sorunlu duruma düşeceği anlaşılıyor. Bunu niye yapıyorlar? Çok basit, dünyadan uzak, dünyaya kapalı bir Türkiye'de daha kolay linç, daha kolay yargısız infaz, daha kolay işkence, daha kolay hırsızlık yapmak mümkündür de ondan. "Hoca Efendi'nin Papa ile görüşmesinden niye rahatsızlık duyuluyor?"u da aynı çerçevede değerlendirmek mümkündür. Bunların panzehiri "hoşgörüdür" de ondan.

İşi Amerikan düşmanlığına kadar götürüyorlar. Tipik 12 Eylül öncesi Marksist-komünist tavrı: "Akılları ermeyen her işin arkasında mutlaka Amerika vardır." Tayyip Erdoğan'ın şiir okuduğu için mahkum edildiğinde ABD İstanbul Başkonsolosu, "mahkumiyetin haksızlığını" dile getirmişti. O zaman bu apoletli medya "ABD içişlerimize karışıyor, kahrolsun filan" yazmıştı. Apo'yu yakalayıp teslim ettiklerinde ise "İyi ki Amerika var" manşetini atanlar gene kendileriydi. Söyledikleri gibi Fethullah Hoca'nın arkasında Amerika varsa onu asmak Adnan Menderes'i asmak kadar kolay olmayacaktır diye düşünüyorum. Çünkü Hocaefendi'ye saldıran "linç cuntası", arkasında ancak halk olan başbakanı asacak kadar cesurdur.