Yazdır

Allah'tan Oksijen Ellerinde Değil

Yazar: Mustafa Ünal, Zaman Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Öff sıktı artık. Aynı tezgah, aynı senaryo. Bir ikisi dışında aktörler bile değişmiş değil. Aynı yol izleniyor. Biz izlemekten usandık, onlar tezgahlamaktan bıkmadı. 28 Şubat'ın aktör ve figüranları aynıyla sahnede. İrtica gibi açıkça tanımlanamayan zemin üzerinde iktidar mücadelesi yapmanın faturası daha yeni ödendi. Ama ders alan yok. Bir daha, bir daha... Tezgah, milletin kaderiyle oynama noktasına getirilmese üzerinde bu denli durmaya değmez. Nasıl bir hırs ki, iktidar için toplumun geleceği bile göze alınabiliyor. 28 Şubat'ın başlangıç noktası Doğu Perinçek'ti. O süreçte belirli aralıklarla yaptıkları 150-200 kişiyi aşmayan mitinglerde 'Devrim kanunları uygulansın' sloganlarını avazları çıktığı kadar bağırmışlardı. Anti demokratik süreç Perinçek'in alt yapısını hazırladığı bu toprak üzerinde boy verdi.

Şimdi de öyle. İlk haber yine oradan geliyor: Sıra Fethullah Hoca'da... Ardından yaşamakta olduğumuz gelişmeler. Perinçek'le düğmeye basıcılar arasında yaman bir ilişki var. Amaç üzüm yemek değil, ele geçen her şeyi iktidar mücadelesine alet etmek. 68 kuşağının devlet düşmanlarından Haşmet ve birkaç yoldaşının, iki yıldır bavullarında kaset ve kitaplarla çalmadıkları kapı kalmadı. O gün alıcı bulmayan malzemeler bugün tavan yapıyor. Dün değil de neden bugün? Olayın cevabı, gelişmelerin perde arkası, burada saklı.

Fethullah Gülen'in kasetlerini öteden beri elde etmek mümkün. Bir işportaya düşmediği kaldı. Kitapları da farklı değil. Piyasada satılıyor. Gülen hatadan münezzeh değil. Varsa yanlışı, muhatabı yargıdır. Bir iki kasetinde söylediklerinden yola çıkarak, 'Devlete sızmak' gibi bir unsur psikolojik savaşın zemini haline getiriliyor. İtiraz buraya. Böyle bir suç varsa devlet tespit eder, yargıya gönderir. Doğrusu bu. Kararı mahkeme verir. Suçlu ortaya çıkar. Çağdaş demokrasinin gereği budur. Lakin yapılan o değil. Radikal'den İsmet Berkan dün 'Düğmeye basıldı' derken doğruyu söylüyor. Bir yerlerde düğme ve onun başında nöbet tutan basıcıları var. Konjoktürü geldi mi elleri düğmeye gidiyor. Bu düğmenin nerede olduğunu bilmiyorum ama gürültülere bakarsak, yangın alarmı gibi bir şey olmalı. Düğme ve basıcıların varlığı tamam da basına ne oluyor? Ya da basın bunların neyi oluyor? Medya plazalarda düğmenin diğer ucu mu var? Ne yazık ki öyle. Düğmeye basılıyor ve basın harekete geçiyor. Geçmişinde devleti yıkmak için sol bir grubun içinde yer alan gazeteciler nedense düğmeden gelen mesaja çabuk angaje oluyorlar. Ali Kırca gibi. Devletin temel nizamını değiştirmeye teşebbüsten idam isteğiyle yargılanan Kırca'nın yüzüne iliştirdiği demokrat maskesi bir çırpıda düşüveriyor. Medyaya bu gözle bakıldığında cuntacılık ve sol örgüt geçmişi bulunanların yekûn tuttuğu görülür. Bu ideoloji genlere öyle işlemiştir ki demokratlık gözden çıkarılabilen bir kılıf gibi kalıveriyor. Sol diyorsam sağ düşmanlığını, en azından din karşıtlığını anlayın. Bugün düğmeden gelen emirlere bu denli hazır olmalarının altında bu düşünce var. Buna bir örnek de verebilirim. 80 öncesinin ünlü solcu gazetecisi Kurtul Altuğ'u tanırsınız. TRT'de Politikanın Nabzı diye pazar akşamları program yapıyor. Onun 27 Mayıs'tan 12 Mart'a kitabı elimde. 376. sayfasında aynen şunları yazıyor:

27 Mayıs bir sol hareketti. Zaten yaşadığımız asrın içinde, solcu olmamak bir bakıma insan da olmamak demektir... İnanmakta zorlandığınızı biliyorum. Ama adam öyle düşünüyor. Bugün ne kadar değişebilir ki? Sağcı veya dindar bir kişiyle ilgili önüne konan dosyayı hangi duygularla sayfaya ya da ekrana yansıtacağını kolaylıkla tahmin edebilirsiniz. Bugünkü cinnet mimarlarının geçmişi farklı değil. Onlar için sağ kökenli dindar bir kişinin mahvı için her şey feda edilebilir. Aslında basının geçmişine bakınca bugün ortaya koydukları fotoğrafa hiç şaşırmamak gerekir. Bütün darbelerde ve antidemokratik oluşumlarda Türk basını suça yardım ve yataklık yapmıştır. Daha fazla ayrıntı için 12 Eylül'de darbe yapan Kenan Evren'in hatıralarına bakılabilir. Yardım ve yataklık gibi birinci derecede suç işleyen kalemler, 12 Eylül veya 27 Mayıs gibi darbecilerin yargılanmasını nasıl isteyebilirler? Böyle olduğu için de demokrat olamıyorlar. Düğme karşılığını buluyor. Allah'tan oksijen solcuların elinde değil. Yoksa kuracakları dağıtım şebekesiyle mazallah insan bile saymadıkları sağcıların nefesini keserlerdi. Düğmenin diğer ucundakileri 28 Şubat'tan beri ezberledik de ortalığı ürkütücü siren seslerine boğan düğmenin kendisi nerede acaba? Bu uçta duran İsmet Berkan yazsa da öğrensek. Ya da Bilderberg toplantısına katılan tek Türk gazetecisi Sedat Ergin söylese de olayların iç yüzü otaya çıksa...