Yazdır

Sorunun Temeli

Yazar: Fehmi Koru, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Son kaset olayında tepki uyandıran, Fethullah Gülen'in kasete yansıyan sözlerinden, "Devleti ele geçirmek" diye özetlenebilecek bir amacı bulunduğu sonucunun çıkartılmasıdır.

"Durmadan hazırlanmalıyız, hem de hiç durmadan; zamanı gelince, uygun boşluk bulunca maratona geçeriz" türü cümleler, "Devleti ele geçireceğimiz güne kadar kendinizi gizleyin" biçiminde yorumlanıyor...

Başka dillere çevrilmeye çalışıldığı anda sırıtan bir kavram bu 'devleti ele geçirmek'; ancak Türkiye ve benzeri ülkelerde, neredeyse üzerinde en titizlikle durulan ve gerçekleşmemesi için tedbir üstüne tedbir alınan, ihtimal dahilinde görülmesi yüzünden özel mahkemeler kurulan bir kavram bu...

Kavramın özellikle demokratik ülkelerde yadırganmasının en önemli sebebi, demokrasinin 'devlet' diye bir sorunsalı bulunmamasıdır. 'Devlet' denilince akla hantal bir mekanizma gelir o ülkelerde; önemli olan seçimle işbaşına gelen unsurlardır. Topluma sunacak projesi olanlar kendileri gibi düşünenlerle örgütlenir ve halktan destek bulabilirlerse devleti yönetme görevini üstlenirler. Devlet, her seçimle kolayca ele geçirilebilen ve ele geçirildiğinde değişikliğe uğrayabilen bir kavramdır demokrasilerde. Bu sebeple, devletin tehdit altına düşmesi diye bir korku yaşanmaz; devleti küçültmekten, unsurlarını başka birimlerle paylaştırmaktan rahatlıkla söz edilir oralarda...

Türkiye'de ise, devlet, başlı başına bir güçtür; sandıktan çıkan hükümetlerin bile ele geçiremedikleri gerçek iktidar odağıdır. Gücünü siyasî hiyerarşik yapıyla irtibatsız ilişki tarzından alır. Onu elinde tutmak rantı paylaşmayı da getirir. Hükümet olanlara kısmî bir kadrolaşma imkânı sağlanır, o kadar; devlet kendi kadrosunu kendi usulüyle oluşturur. Türkiye'de 'devleti ele geçirmek' ciddi bir tedirginlik kaynağıdır; çünkü hem rantın akış istikametini, hem de kadroyu değiştirmek anlamı taşıdığı gibi, kurulu düzenin altüst olmasını, rejimin değişmesini de içerir.

Türkiye'de yaşanan sıkıntı, birbiriyle hiç irtibatı bulunmaması gereken rant, kadro ve rejim gibi unsurların birbirine geçmiş olmasından kaynaklanıyor. Fethullah Gülen'in, "Devlet hiyerarşisi içerisinde kendinize yer açın ki, yaptığımız hizmetlerin aksamasını getirecek oldu-bittilerle karşılaşmayalım" anlamına da çekilebilecek sözleri, rejimin değişmesini amaçlayan bir meydan okuma olarak algılanabiliyor...

Oysa, sözgelimi ABD'de, dindarların cemaat yapısı biçiminde oluşturduğu sivil toplum örgütleri, siyasete ağırlık koyma amaçlı yoğun faaliyetlerini hiçbir engelle karşılaşmaksızın yürütebiliyorlar. Bir ara çok etkin olan Jerry Falwell'in 'Moral Majority' (Ahlâkî çoğunluk) adını taşıyan örgütü, din konusunda lâkayt senatör ve milletvekillerini yeniden Kongre'ye göndermemek için çalışmıştı. Kendisine yakın hissettiği siyasileri alenen destekledi Moral Majority. ABD başkanlığına adaylığını koyan Pat Robertson adlı rahip, "Başkan seçilirsem, ülkemi tanrıtanımazların sultasından kurtaracağım" anlamına gelen hedefler dile getirebilmişti. Benzer durum, bir çok Batı demokrasisinde de söz konusudur.

Fethullah Gülen'in kasetleri yayımlandığı andan itibaren, tartışma, bir dinî cemaatin ülkenin geleceğine ağırlığını koyma arzusu çerçevesinden çıkarılıp bir 'rejim sorunu' haline dönüştürüldü. "Ülkenin geleceğinde dindarların ağırlığı hissedilmelidir" biçiminde yorumlanabilecek bir konuşma, yapan hakkında idam cezası istenen "Cumhuriyet rejimini yıkma amaçlı bir kalkışma" gibi gösterilerek rejim sorunu durumuna sokuldu. Tabii, bu da, konuyu sağlıklı biçimde tartışma imkânını yok ediyor.

"Devleti ele geçirme" tehlikesini ortadan kaldırmanın yolu, ilk bakışta ters gelse bile, rejimi, devlet ele geçirilse dahi sarsılmayacak bir sağlamlığa kavuşturmaktır; bunun da yolu daha fazla demokratikleşmeden geçiyor. Herkes insan olma haysiyetiyle temel hak ve özgürlüklerden yararlansa, siyaset ülkeyi yönetmenin tek aracı haline dönüşse, sandıktan çıkıp hükümet kurma şansını yakalayan partinin (veya partilerin) gerçek anlamda iktidar olması da imkân dahiline girse, devletin elindeki rant ve kadrolar sıfırlansa, içine sızarak, kimliğini gizlemeyi de içeren yollarla kadrolaşarak devleti ele geçirme sevdasına kimsecikler düşmez. "Devleti ele geçirelim" diye yola koyulanların iştahını, demokrasinin azlığı, hükümet olmayla iktidar olma arasındaki farklılık, eş, dost ve yârana rant dağıtma fırsatı kabartıyor. Zahmete katlanmak yerine kolayından o konuma gelme yolları aranmasının sebebi de bu.

Demokrasiyi zedeleyerek siyasetin alanını daha da daraltmak için kasetlerin piyasaya sürüldüğü bir ortamda, "Hak ve özgürlüklerini genişleterek bireyi güçlendirelim, devleti de rant ve kadro dağıtır bir aygıt olmaktan çıkarıp ele geçirildiğinde anlam taşımayacak bir biçime sokalım, sandığı tek belirleyici haline getirelim" türü tavsiyelerin herhangi bir kıymet-i harbiyesi olacağını sanmıyorum. Demokrasinin ayıp bir sözcük haline dönüştüğü günümüzde "Sorunun çözümü daha az değil daha fazla demokrasi" demek bir cesaret işi haline dönüştü.

Biz her şeye rağmen doğru bildiğimizi tekrarlayalım: Sorunun temelinde demokratik kanalların tıkalı, siyaset alanının kısıtlı olması yatıyor.