Yazdır

Televizyon Mahkemesi

Yazar: Fehmi Koru, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Ne kadar ürkütücü bir görüntü: Sağdan sola sıralanan değişik meslek grubundan beş kişiye programı sunan Ali Kırca'yı da eklerseniz altı kişilik bir "İnsan Hakları Mahkemesi" heyeti gibiydiler... İnsan hakları mahkemesi, hakları mağdur edilen insanlar nâmına devletleri yargılar; bu altı kişilik heyet ise, sanki devlet adına bir insanı yargılamak üzere televizyon ekranına çıkmış gibiydiler...

Ali Kırca bildirmese, programın, tartışmaya zemin teşkil eden iki kasetin ellerine geçmesinden önce kararlaştırıldığını bilmeyecektik; şimdi biliyoruz. Ali Kırca'nın duruşundan, nihâyet programı yapmaya râzı oluşu sebebiyle kasetlerle ödüllendirildiği hemen belli oluyor. Yargıçlar heyeti televizyona çıkmaktan ne kadar mutlular öyle; sunucuya sevecen gözlerle bakıyorlar, yeri geldiğinde şükranlarını ifadeden de geri durmuyorlar. Ali Kırca'nın, televizyoncu meslek kariyerinin burada noktalanıp yıllar önce Boğaz Vapuru'nu batırdığı iddiasıyla ilişkisinin kesildiği eski mesleğine yeniden döndüğü izlenimi vermekten duyduğu tedirginlik elle tutulurcasına hissediliyor...

Yargıladıkları kişi Emniyet'in hazırladığı bir raporla yeniden gündeme gelen Fethullah Gülen. Raporun, devlet büyüklerinin telefonlarına kulak kesilen görevlilerce, başa bir şey gelme ihtimali düşünülerek hazırlandığı, 'tele-kulak' rezaleti ortaya çıkınca yandaş medyaya sızdırılarak istenen toz-duman görüntüsü oluşturulduğu biliniyor. 'Yandaş medya', 28 Şubatçı köklerine yeniden dönmenin verdiği o değişik hazzı manşetlerine taşımaktan mutlu ve mesrur... Tartışılan ve medyanın "İtiraflar", "Maske düştü" ve "Şok" olarak yansıttığı, Türkiye'yi karıştırması beklenen konuşma kasetinde ne var?

Bir kere, konuşmanın çok uzak olmayan bir tarihte yapıldığı, Fethullah Gülen'in sağlık sorunlarının ciddiyetini yansıtan görüntüsünden ve konuşmasında ele aldığı konulardan anlaşılıyor. Oturuş ve konuşuşunda, son iki yılı, sürekli tartışılarak ve tâkip altında geçirmiş, yakınlarının ve kendisini sevenlerin düştüğü sıkıntılardan etkilenmiş bir ruh hali sergiliyor... Kasetlerin yayımlanan bölümlerinden, Ali Kırca ve program arkadaşları, 'takiyye'den 'gizli gündem'e kadar uzanan yüzlerce anlam çıkarttılar; ben ise çok farklı bir psikolojik hal yakaladım: Mahcubiyet... Biraz açayım: Fethullah Gülen, ülkemizde, hiç de yabana atılmayacak sayıda seveni bulunan bir din adamı. Hayat hikâyesinde 'diyabolik' unsurlar arayanlara da, aynı hayatı 'efsane' haline dönüştürmeye çalışanlara da duruşuyla 'tekzip' gönderiyor o konuşmalarında Fethullah Gülen. Son üç yılın gelişmelerinden en fazla etkilenen insanlar onu sevenler, onun yönlendirmesiyle uluslar arası bir mahiyet kazanmış olan hizmet halkası... Okullarda çalışan öğretmenler, okuyan öğrenciler, çocuklarını o okullara gönderen veliler, sırf bu özellikleri sebebiyle, bugün topun ağzındalar... Onun mânevi rehberliğini değerli bulan, sohbetlerinden zevk alan iş adamları, bürokratlar, siyasiler, bir unsuru oldukları sistem tarafından, bugün '1 numaralı halk düşmanı' olarak görülüyorlar... Fethullah Gülen öğütücü bir ruh cenderesinde hissediyor kendisini ve bundan da büyük bir mahcubiyet duyuyor olmalı...

Ne diyor? "Siz de herkes gibi davranın..."Başka? "Farklılığınızı fazlaca vurgulayıp da Cezayir'de, Mısır'da yaşananları ülkemizde tekrarlatmayın..." Daha başka? "Bulunduğunuz yerde kendi bildiğiniz gibi davranmak sorun olmaya başladığında kahramanlık yapmayın, geri adım atın..." Daha daha? "Adliye'de ve mülkiyede veya başka hayatî bir müessesede varlığımızın teminatı olan arkadaşları zorda bırakmamak gerekir..."

Fethullah Gülen'in bütün söylediği bu. Sözlerinde, kendisinin bu yoldaki tavsiyelerini 'korkaklık' ve 'pasiflik' görüp eleştirenlerin etkisi hissediliyor. Fethullah Gülen'in sözleri İslâmî çevrelerce dinî hassasiyet bakımından eleştirilebilir, nitekim eleştiriliyor da; ama sevenlerini ülkeyi kan denizine çevirebilecek çatışmalardan uzak tutma, gereksiz sürtüşmelerin önüne geçme, onları kendi ölçülerini başkalarına zorla benimsetme yobazlığına düşürmeme iyi niyetini sezmemek de mümkün değil. Türkiye farklıya tahammülün sıfırlandığı bir ülke görünümünde bugün. Din darın inançlarını ön planda tutmasından rahatsızlık duyuluyor... Bodrum'daki Halikarnas diskoyu dolduranlarla Sultanahmet Camii cemaati arasında farklılık olacağı kabul edilemiyor... Dinadamı kökenli Fethullah Gülen'in, çağdaş yaşamcı Türkan Saylan gibi olması, onun gibi düşünmesi ve davranması bekleniyor... Ali Kırca başkanlığındaki televizyon mahkemesi, "30 bin kişinin kâtili" diye bilinen Abdullah Öcalan'ı yargılayan İmralı'daki mahkemeden daha acımasız gibi geldi bana. Off... 30 Ağustos'a daha kaç gün kaldı?