Yazdır

Tommix ve Texas Börtü Böçüğe Dair

Yazar: Ferhat Barış, Zaman Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Çıkan kısmın özeti: TRT Çocuk Korosu'nun 'Sen hiç gördün mü üç kulaklı bir adam' şarkısının nakarat kısmını seslendiren 'telekulakçı' raportörlerimiz, derin gazeteci abilerimiz ile konsessus halinde çift kişilik nevresim ebadında manşetlerle 'Aha yeni irtica!' muhteviyatlı neşriyata başlamışlardır... Ortam feci miktarda 'pus' içermektedir, 'sus' olanlar vardır. Böcekler vardır, telekulaklar vardır, raporlar vardır, benim telefon kartım Turkcell'dir... Ben açık vermem!

Bu sırada Kulver Kalesi'nde: Star gazetesi Kulver Kalesi'nin en güzel kızı Suzi'ye benzer hatunların resimlerini gazetecilik ayağına tam boy basıp ülkem insanına hizmet ederken, Stern dergisinin 56 yaşındaki muhabiri Volker Kramer Kosova'da görev başında yaşama veda etti. Kremalı gazetecilerle gerçek gazetecileri bir kez daha gördük. Dilber arası derin gazetecilik yapan Saygı abimiz ise döktürmeye devam ediyor. Biz de atımızı nalladık ardına düştük tabii ki... Raporun bugünkü kısmı da dünkü gibi komedi üstü az sazanlık, buna garanti veriyoruz. Epey güleceksiniz..

Hemen sadede gelelim: Raportör abilerimiz Osman Gazi Hazretleri'nin sarığına takmışlar... Fethullah Gülen'in Osman Gazi'nin sarığı hakkında bir şey bilmesinin mümkün olmadığını savunuyorlar... Tabii bu iddia doğruysa asmak lazım! 'Nasıl olur da Osman Gazi'nin sarığı şöyleyken böyle ise böyleyken şöyle dedi?' (Hadi çıkın da cümlenin içinden, gözünüzün elifini seveyim). Sarık experi mübarekler! Diyorlar ki; 'Osman Gazi'nin değil sarığı, yüzü bile meçhulken...'(s7-p3,4) Sıkılmasalar, 'Aslında Osman Gazi bile meçhul, Donkişot ile Sanço Panza kurdular Osmanlı'yı' diyecekler... Ya da Zagor Tenay ile Çiko! Saygı bey biladerimiz, en az raportörler kadar 'hoş': 'Gülen abartılı anlatımlara yöneliyor. İşte örneği: Gülen, Osman Gazi'nin sarık bağladığını biliyormuş gibi (nerden bilecek tee kaçyüzyıl öncesini) anlatıyor, ardından mesaj veriyor. Rapor bunun mümkün olmadığını söylüyor...' Tabii rapor mümkün değil diyorsa, o kadar! 'Ben sizin raporunuzum. Ben ne dersem o olur!' Rapor değil kutsal metin sanki! Kendi kendine gaz veren raportörler, ortalarda bir yerde bu başarılarını şu cümleleriyle kutluyorlar: 'Artık şu kesin olarak kabul edilmeli ki; karşımızda üzerinde önemle durulması gereken bir tarikat var.' (s37-p3) Türkiye sizinle gurur duyuyor! Telekulak buraya yumruk havaya! Sanat ve estetikten bir eleştirmen kadar anlayan raportör abilerimiz ve ablalarımız, Gülen'in şiir kitabını da didik didik etmişler... Sonunda şu korkunç ve dehşetengiz cümleyi bulmayı başarmışlar: 'Koş yetiş ışık ordusuna ve kurtul!' (s39-p6) Bu müthiş, dehşetengiz ve insanı zangır zangır titreten cümleyi de şu ruh haletiyle bulduklarını itiraf ediyorlar: 'Çarpıcı ve ürpertici bir biçimde gördük!' Zeki Ergezen olsa ne derdi size; 'Hay şiir çarpsın sizi!' Bir de 'Işık Evler' var... Raportörler floresanlarını bu evlere tutuyorlar; 'her birisi ayrı birer araştırma merkezi olan bu evlerde...' (s72-p5) Tabii ya aslında bunların isimleri 'TÜBİTAK evler', kısaltma olsun diye ışık evler olarak geçiyor literatürde! Saygı abi de, buraya ayrı bir not düşmüş; 'Fethullahçıların öncelikli hedeflerinin Türkiye, ardından tüm dünya olduğu...' Derin gazeteci değil medya Kirkeegard'ı mübarek! Az bile diyorsun, ardından Ay, sonra Mars gelecek... Meteor evler de tasarlanıyor!

Çok da zeki bir izlenim bırakmak istiyor raporu hazırlayanlar. Bakın şu zeka taşan ibarelere: 'Kendini hoşgörü akidesi haline getiren (kardeş, bu akide bir çeşit şekerdir değil mi?) bir tarikat liderinin barıştan söz ederken karşı tarafa rehavet sunmakta, ama kendi taraftarlarını da cihada ve kavgaya hazırlamaktadır...' (s50-p1) Tabii ya, sırf bu niyetle geçtiğimiz sene on kamyon C 4, üç konteynır Hacıbekir lokumu yıktılar ışık evlerinin kömürlüklerine... Saygı abi ise bu satırları şöyle yorumluyor: 'Cumhuriyet düzenini yıkmak için hazırlandıkları, cihad ilan edileceği belirtiliyor. Ancak cihadın tarihi açıklanmıyor...' Aşkolsun Saygı ağabey! Sen yeter ki iste, yarın bir basın toplantısıyla açıklarlar cihad tarihini! Raportör abilerimiz ve ablalarımız, barış ve hoşgörüden yana olan yazarlara da epey kızgınlar (Eh onlara gününü gösterip, her birine üçer telekulak takmazlarsa ne olsunlar!): 'Bazı yazarlarımız kendilerine anlatılanlar istikametinde F. Gülen'in lehinde yazı yazmak suretiyle...' (s51-p2) Yazar dediğin ağzı muzahrafat mazgalı gibi olacak. Açtı mı; 'çan çan çan' ortalık batacak. Barıştan, kardeşlikten, hoşgörüden söz etmek de ne ola ki? Sonra da, 'Bu raporu yırtın ve çöpe atın' dercesine şu saflığı da aşan cümleyi yazabiliyorlar: 'Bunları anlamak zor olmasa gerek..' Anlamak beyinsel bir atraksiyon... Damar lazım, hücre lazım, kalp lazım, güdü lazım... Çamurun da bir haysiyeti var... O çamur ki; sanatkar birinin elinde büst olur, heykel olur, tabak olur, çanak olur... Karanlığın azılı dişlilerinin tırnakları arasında ıstırap çeker o çamur...

Bu maceranın sonu... Fatih Ağabey, eğer bi durum olur da Cem Ağabey sepet havası çekerse, haberimiz olsun TAY Yayınları'nda tanıdıklar var. Koltuk çıkarız...