Yazdır

Fethullahçı Operasyonu ve 30 Ağustos

Yazar: Nazlı Ilıcak, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 1
En KötüEn İyi 

Başbakan'ın ve Cumhurbaşkanı'nın telefonlarının dinlenmesi ile, poliste Fethullahçı operasyonunun ilgisi olabilir. Bir ihtimal, "Fethullahçı operasyon" da, 30 Ağustos'taki tayin ve terfilerle irtibatlıdır.

Saral ne dedi?

Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral, "telefon izlemeleri" ortaya çıkınca, konunun, poliste Fethullahçılar'ı tespit etme gayretleri kapsamında gündeme geldiğini, raporların, irticaya hassas birimlere gönderildiğini söylemişti. Daha açık ifade etmek gerekirse, Saral'a göre, "Fethullahçı" diye bilinen kişilerin telefon ettikleri kimseler arasında Cumhurbaşkanlığı Köşkü ve Bülent Ecevit'in evi de bulunuyordu.

Bununla yetinmeyip, Ecevit'in kimlerle konuştuğunu anlamak üzere, onun telefonlarını da izlemeye almışlar. Ayrıca kaçak bankacı Özal Baysal'ın, Cumhurbaşkanlığı Konutu'nu, Tarabya'daki köşkü, Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreterliği'ni aradığına dair raporlar, Milliyet'ten Fikret Bilâ'nın yazdığına göre, İçişleri Bakanlığı'na sunulmuş durumda.

İzleme ne demek?

İzleme, dinleme anlamına gelmiyor. Bilgisayara bir komut veriliyor. Filanca numara, hangi numaraları ve kaç kere aradı, bunun dökümü isteniyor. Arzu edilirse, ana numara ile irtibatı tesbit edilen numaralar da ayrıca takibe alınarak, bu defa yeni ilişkiler ortaya çıkarılmaya çalışılıyor.

Şimdi araştırılması gereken konu, şahsi amaç mı güdülmüştür; yoksa gerçekten bir operasyon kapsamında mı, Cumhurbaşkanı ve Başbakan'ın telefonlarına ulaşılmıştır?

Zaman zaman şahsi amaç güdülmüşse, kimin yararına çalışılmıştır? Mesela, şimdi açığa alınan, Ankara İstihbarat Müdür yardımcısı Osman Ak, acaba Mesut Yılmaz'ı bilgiyle beslemiş midir?

Özal Baysal ile Demirel'in yeğeni Ali Şener'in münasebeti olduğu gazete haberlerinden kulağımızda kalmış. Doğru veya yanlış, acaba Baysal, bu ilişkiden dolayı mı Cumhurbaşkanlığı'nı aramıştır? Bence bunun da ciddi bir biçimde araştırılması gerekir.

Aydınlık'taki Haber

"Poliste Fethullahçı örgütlenme var" haberi önce Doğu Perinçek'in Aydınlık gazetesinde yayınlandı (12 Ocak 1999)

30 Ağustos 1998'de komuta kademesindeki değişiklikten sonra, Perinçek'in "yurtsever , Kemalist ilişkileri" sekteye uğramış ve üstelik Doğu Perinçek, birden bire hapse girmişti.

Hatta o tarihlerde, fevkalâde bir sezi ile, yahut, belli bir bilgiye dayanarak, Sabah gazetesinde Can Ataklı şunları yazıyordu:

"Perinçek'in, devletin gizli bir kolunun sözcüsü olduğu bile söylenmişti ki bu hiç de tuhaf gelmiyordu kimseye; çünkü Perinçek, devlet belgelerini hallaç pamuğu gibi atacak kadar bilgiyle donanmıştı. Ama, şimdi ne olduysa oldu, Perinçek hapse atıldı. İnsan, acaba, diyor roller değişmeye mi başladı yoksa?"

Apo ile ilişkilerinden dolayı halen tutuklu bulunan Yalçın Küçük'ün değerlendirmesi ise şöyleydi: "Ordu içinde, Doğan Avcıoğlu eğiliminin güç kazandığı yollu değerlendirmeler, üzerinde ciddiyetle durulmayı gerektiriyor. Ne demek Doğan Avcıoğlu eğilimi? Kendisini marksist olarak niteleyen bir düşünürün radikal bir programla iktidarı almaya yönelmesi..." (Aktğerlendiriyordu: "Mesut Yılmaz şu cümleyi üç defa tekrarladı: Kimse irtica ile mücadeleyi iktidar mücadelesine alet etmesin!"

Orakoğlu'nun Sözleri

30 Ağustos'a yaklaşırken, uzayan bu kulakların arkasında acaba başka hesaplar mı yatıyor diye şüphelenmemizin sebebi var. Şantaj sadece para için yapılmaz.

Casus olduğu iddiasıyla görevinden alınan, yargılanan ve beraat eden eski İstihbarat Daire Başkanı Bülent Orakoğlu ile konuşuyoruz. Orakoğlu, 12 Ocak'ta Aydınlık'ta yayınlanan "Poliste Fethullahçı örgütlenme haberini" hatırlatarak şöyle diyor: "Bir süredir Batı Çalışma Grubu'nun adı duyulmuyordu. BÇG'nin, Başbakanlık Takip Kurulu'na bu olayın üzerine gitmesi çağrısında bulunduğu haberi gazetelerede yayınlandı. Ankara Emniyeti, Fethullahçı operasyonlarının ucunun Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı'na dayandığından ve bilgilerin, irtica konusunda hassas birimlere verildiğinden söz etti. Ben doğrusu, gelişmeleri 30 Ağustosla ilgili bir gözdağı mahiyetinde görüyorum."

Aydınlık'ın 30 Mayıs 1999 sayısının arka sayfasında da gene Demirel ve Ecevit'in Fethullah Gülen bağlantısı eleştiriliyor. Eleştirinin gerekçesi, Ecevit ve Demirel'in, Özel S. Eyübi Koleji öğrencilerini kabul etmesi; bu okulun da Gülen cemaatine ait olması.

Ecevit Başbakan Yardımcısı iken, Çevik Bir'in ona Fethullah Gülen hakkında özel brifing verdiği de unutulmamalı.

Kritik Anlar

Yazdıklarımızın kimi bilgiye, kimi tahmine dayanıyor. "Fethullahçı (!)" operasyonunun ve Cumhurbaşkanı ile Başbakan'ın telefonlarının dinlenmesinin ardında, "kritik anlarda" kullanılacak bilgilerin elde edilmesi çabası yatıyor olamaz mı? Tıpkı bunun gibi, Özal Baysal ile özel ilişkiler, acaba, aynı sebebten mi takibe alınmıştır? Bazı büyüklerimiz, uzun kulakların elde ettiği bilgiler sebebiyle mi teslimiyetçi bir tavır içine girdiler? Gerek Apo, gerek Yalçın Küçük ve Doğu Perinçek, ordudaki "yurtsever ve barışçıl" çizgiden niçin söz ediyor? TSK'yı yıpratan bu gibi söylentiler tahkik edilmeli.

Yargılanması sona erdikten sonra, Apo hakkında bir Araştırma Komisyonu kurulması, Susurluk dahil bir çok düğümü çözecektir. 28 Şubat'ta birden bire ortaya çıkan irtica balonu da belki böylece patlayacaktır.

Yılmaz'ın geçen 30 Ağustos öncesinde söylediklerini hatırlayalım: "Kimse irtica ile mücadeleyi iktidar mücadelesine alet etmesin"

Bakalım, 30 Ağustos'ta sırası gelen Doğu Aktolga, Çevik Bir ve İstanbul Harp Okulları Komutanı Necati Özgen, emekli olacaklar mı?