Yazdır

Kulak Çekmek Şart

Yazar: Taha Kıvanç, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Ey büyük Allah'ım, sen nelere kâdirsin! Bana bugünü de gösterdin ya, artık gözüm açık gitmem...

Başbakanların, bakanların, siyasilerin, gazetecilerin dinlendiği artık herkesin bilgisi dahiline girdi. Adamlar, tam bir 'meraklı turşucu' hassasiyetiyle herkesi kapsama alanına almışlar. Telefon şirketlerinin elindeki kayıtlar üzerinden veya yine şirketlerin sağladığı 'arka kapı'yı (buna ilgilisinin dilinde 'Trojan horse' veya 'Truva atı' da deniyor) kullanıp ana-bilgisayara girerek konuşanlar arasındaki ilintiyi tespit etmişler... Bir adım daha öteye geçip, telefona saplama yaparak, ya da ellerindeki son sistem teknolojiyi kullanarak doğrudan telefon dinledikleri de olmuş... Herkes, "Bu kadarı da ayıp yahu!" diyor şimdi...

Olayın gözümü açık bırakmayacak yönü ise, 'tele-kulak' operasyonunun altından çıkan ismin kimliği: Ankara Emniyeti istihbarat şube müdürü Osman Ak... Bazı gazeteler, Osman Ak'ın, telefon dinleyerek elde ettiği bilgileri, Ankara'nın FP'li belediye başkanı Melih Gökçek'e verdiğini ileri sürüyorlar... Satır aralarında, aynı kişinin, 'Fethullahçılar' ile irtibatını kurmaya çalışanlar bile var...

Osman Ak yabancım olmayan bir isim. Geçen yıl bu zamanlarda, "Emniyet'in Fethullahçılar raporu" başlığıyla basına sızdırılan bilgilerin onun tarafından sağlandığını Zaman gazetesi tespit etmişti. Osman Ak, şimdi Melih Gökçek'le birlikte çalışmak ve 'Fethullahçı' olmakla suçlanıyor... Şu Allah'ın işine bakar mısınız!

İstanbul polisi ile Ankara polisi arasında kıyasıya bir çekişme var. Mehmet Ağar'ın içişleri bakanlığı sırasında, dönemin başbakanı Tansu Çiller'in örtülü ödenekten sağladığı kaynaklarla olağanüstü teknolojik imkânlara kavuştu Emniyet. Ankara'da ve İstanbul'da son sistem cihazlar var; istenenin nefes alışlarını uzaktan izlemek, bir odadaki konuşmaları 'zoomlu' mikrofonlarla kilometrelerce ötede dinlemek, telefonları kayda almak mümkün. Teknolojik imkânlar iç çekişmede sonuna kadar kullanılıyor.

Gazetelere yansıyan sadece telefon dinleme alışkanlığı. Oysa, birbiriyle çekişen taraflar, âmirlerinin para hareketlerini, kendilerinin ve yakınlarının tapu kayıtlarını da yakından takip ediyorlar. Biri karısı üzerine yeni bir daire mi aldı, tapu kaydıyla yetinmeyip o dairenin gerçek değerini de mutlaka öğreniyorlar... Emniyet genel müdürü Necati Bilican'ın oğlunun her hareketi izleniyor, Ankara emniyet müdürü Cevdet Saral'ın akrabası olduğu düşünülen kişiler de... Buna karşılık, İstanbul Emniyet müdürü Hasan Özdemir de yakın takipte. Birileri, "Madem bunu yapabiliyoruz, neden daha yüksektekilerin ilişkilerine kulak tıkayalım?" diye de düşünmüşler; Demirel, Ecevit, bakanlar, siyasi parti liderleri de, telefonları ve evlerine kulak verilenler arasına böylece girmiş... Genelkurmay ve kuvvet komutanlıkları 'scramble' denilen yöntemle korunuyorlar; ama bazı birliklerde o yöntem yok...

Ben polis rekabetinin meslek dayanışmasını bozmadığı kanaatindeyim. Elbette kendilerine yakın gördükleri, bazen haberlerine katkıda bulundukları gazetecilere bazı bilgileri aktarıyorlar, ama açıkça yazılmaması kaydıyla... Yoksa kulağıma gelen ve doğru olduğunu bildiğim bilgileri yazdırsalardı yer yerinden oynardı. İstedikleri ürkütmek ve felce uğratmak; yoksa rakiplerini bütünüyle bitirmek gibi bir niyetleri yok...

Dün yazı günüm olsaydı ve bu yazıyı önceki gün kaleme alsaydım, daha en baştan, "İslâmcı örgüt operasyonu bekleyin" uyarısında bulunacaktım. "İslâmcı örgütün Ecevit'e suikast planı" haberi o boşlukta patlayıverdi. Bu ben bildim bileli böyle: Polis ne zaman olumsuz bir haber konusu olsa, derhal, bir devlet adamına suikast planlayan bir örgüt zuladan çıkartılıyor... Ortam hangisine müsaitse, suikast hazırlığı içinde bulunan örgüt İslâmcı da olabiliyor, solcu bir örgüt de... Bu defa piyangonun İslâmcı örgüte çıkacağı belliydi...

Nedense, bu tür tespitlerim yüzünden kendimi İstanbul'da polis müdürlüğü yapanlara bir türlü sevdiremedim. Bir zamanlar Hamdi Ardalı adında bir polis müdürü vardı İstanbul'da; inançlı bilinirdi, hacca bile gitmişti. Onun döneminde çok dandik İslâmcı örgüt keşfedildi İstanbul'da. Her operasyon öncesinde, Hamdi Bey'in kendisi veya ailesinin bir ferdi hakkında haberlerin çıktığını fark edip bu garipliğe dikkat çekmiştim... Ondan sonra da bu durum değişmedi ve her iç kavga sırasında, ya bir 'islâmcı terör raporu' ortalığa sürüldü, ya da dandik bir örgüt eylem üzerinde yakalandı. İş, Merter'deki bir bankayı soyanları, bir dizi fâili meçhul cinayetin fâili olarak gösterip dosya kapatmaya kadar vardırıldı. Tabii, soyguncuların tümünün öldüğü bir soygun sonrasında... Otomobili içinde erketeye yatmış olan soyguncunun televizyonda seyrettiğim dakikalarca süren can çekişme sahnesi gözümün önünden bir türlü gitmez.

Polisin çok önemli bir görevi olduğunu ve Emniyet'te olağanüstü değerli elemanlar bulunduğunu ben de biliyorum. Ancak, polislerin dengelerini yukarıya tırmandıkça bozan bir sistem var ülkede; bir de İstanbul'a emniyet müdürü olmanın veya olmak istemenin dayanılmaz câzibesi... Teknolojinin baştan çıkarıcı etkisini, medyanın göz alıcılığını da unutmamak gerekiyor...

Telefonları dinleyen kulakları çekmek şart.