Yazdır

Demokrasi Paylaşma Rejimidir

Yazar: Hüseyin Gülerce, Zaman Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Türkiye'nin gündemi bir defa daha Fethullah Gülen'e kilitlendi. Sayın Cumhurbaşkanı'nın ve Sayın Başbakan'ın soğukkanlı yaklaşımlarına ve "yargısız infaz" uyarılara rağmen medyanın belli kesimi linç psikolojisi ile yayınlar yapıyor.

Medyanın tavrı ilginçtir. Apo için bile idama karşı çıkanların, ortada yıkma, yakma, silahlı eylem gibi suç unsurları olmamasına rağmen Fethullah Gülen için idam istemelerini nasıl izah edeceğiz? Asıl düşmanlık Gülen'e mi, yoksa dindar insanların çoğulcu demokrasi içinde her sahada yer alma taleplerine mi?

Devlet eğer, kanunlarda tarifi yapılmamış bir "irtica" suçlamasıyla, sınırları belirlenmemiş bir suçla samimi Müslümanlara "düşman" muamelesi yapıyorsa ortada elbette büyük bir sıkıntı vardır.

Hele hele devlet kurumları içerisindekilerin şahsi kavgalarında ve menfaat çekişmelerinde "irtica" gibi bir malzeme kullanıyorsa, çözüm, ülkenin büyük çoğunluğunu yok saymak mıdır?

Bizim üzüldüğümüz şudur. Dine, Türklüğe ve Müslümanlığa düşmanlıkları tescilli olan bir azınlığın, milletten binde 1 bile oy alamamış bir kin ve husumet cephesinin emellerine alet olunmasıdır. 300-500 tirajlık haftalık dergilerinde Türk Silahlı Kuvvetleri'ni "Amerikancı" ve "ulusalcı" diye bölenlerin tahrik ve provokasyonlarına gelinmesidir.

Demokrasinin temelinde farklılıklara tahammül, hatta farklılıkları zenginlik görme ve paylaşma düşüncesi vardır. Fethullah Gülen'in engizisyon işkencesine sokulması bir daha gösteriyor ki; Türkiye, özellikle medyada yöneticilik ve yazarlık yapanları başta olmak üzere bu düşünceden çok uzaktır. Gülen'e yönelik tepkiler, aslında "biz demokrasimizi sizlerle paylaşmak istemiyoruz" tepkileridir.

Halbuki Türkiye'nin ihtiyacı katılımcı ve paylaşımcı demokrasidir. Türkiye'de milliyetçi muhafazakar kitle yüzde 70'ler civarında oy alıyorsa, dindarların ülke yönetimine ağırlık koymak istemelerinden daha tabii ne olabilir? Seçim barajının altında kalmış olanların bile paylaşmayı reddetmesini anlamak mümkün müdür?

Bu ülke hepimizin. Laik Türkiye Cumhuriyeti, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarına saygı ortak zemininde evet bu ülkeyi birlikte yöneteceğiz. Bu anlayış; elbetteki devlet yönetimini kimseyle paylaşmak istemeyen belli zümrelerin, locaların, belli ailelerin, belli mektep mezunlarının ve gücü elinde bulunduranların kıskançlıklarını ve kontrollerini reddeder. Vergi veren, askerlik yapan, ülke için çalışan ve en önemlisi bu milletin değerlerine ve özüne bağlılık içinde olanların yönetimde yer almak istemesi en tabii haklarıdır. Hangi atmosferde söylendiğine bakılmayan veya maksadı aşan beyanlar, bu tabii hakkın "devleti ele geçirme niyeti" olarak gösterilmesini haklı çıkarmaz.

Biz Fethullah Gülen'i; devlete bağlılık, Atatürk'ü takdir ederek bu ülke ve insanımız için değerli bulma, demokrasiye, laik cumhuriyete sahip çıkma, diyalog ve hoşgörüden yana olma hususlarında samimi buluyoruz.

Dikkat edilirse medyanın Gülen'e yönelik linç saldırısı, 4-5 yıldır iğneyle kuyu kazılarak kazanılan diyalog ve hoşgörü zeminini bir anda dinamitlemiş ve ülke için tehlikeli bulduğumuz kutuplaşmayı yeniden başlatmıştır.

"Devlet kadrolarında benim de adamın olsun" demeyen yoktur. Zaten son olarak devlet memurlarının merkezi bir sınavla alınması kararı da artan şikayetlerden ve sıkıntılardan dolayıdır. Yine de "devletin ele geçirilmesi" endişelerinin giderilmesi için yeni yasal düzenlemeler gerekiyorsa onlar da yapılsın. Ama dine ve dindarlara düşmanlık için Gülen gibi milletin büyük çoğunluğunun hizmetlerini takdir ettiği insanlar karalanmasın, yargısız infaz yapılmasın.

Sözümüz öncelikle medyayadır.

Meslek ahlakından ve ilkelerinden uzaklaşan bir medya, Türkiye'de demokratikleşmenin ve ilerlemenin önündeki en büyük engeldir. Bu yüzden de tiraj ve itibar kaybetmeye devam edecektir.