Yazdır

Hangi Fethullah Gülen?

Yazar: Eyüp Can, Zaman Tarih: . Kategori 1999 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
1995 yılında Fethullah Gülen Hocaefendi ile Zaman Gazetesi için yaptığım uzun söyleşinin Milliyet Yayınları tarafından 1996'da kitaplaştırılması gündeme geldiğinde Ufuk Turu adlı bu kitaba nasıl bir önsöz yazmamın daha uygun olacağını düşünmeye başlamıştım, uzun bir zihinsel mücadelenin ardından yaptığım söyleşinin zihnimde kendisini tanımadan önce beliren ve giderek büyüyen bir soruya tekabül ettiğini hatırlıyorum: "Hangi Fethullah Gülen?"

Evet, hangi Fethullah Gülen?

Çünkü, söyleşi için yaptığım hazırlık sürecinde hakkında söylenenler ile kendi söylediklerini bir araya getirmeye çalıştığımda ilk bakışta bir araya getirilmesi hayli zor bir tablo ile karşılaşmıştım. Bunun teknik sebeplerini bir kenara bırakıp kendi söylediği, yaptığı ve yaşadığı şeyler üzerine tarihsel, sosyolojik ve metafizik bağlamda bakmaya çalıştığımda dehşete kapıldığımı hatırlıyorum. Çünkü Fethullah Gülen'i anlamanın ancak bu üçlü sacayağı ile mümkün olabileceğini bu ayaklar arasında ahenkli bir bakış açısına sahip olmadan yapılacak her türlü Fethullah Gülen yorumunun bütününün belki bir parçasına tekabül eden fakat eksik olmaya mahkum bir spekülasyondan öteye geçemeyeceğini fark etmiştim. Yani Gülen hakkında yapılan birbirinden çok farklı yorumların, o yorumu yapanların algı düzeyini göstermesinin ötesinde bir de Gülen'in kendi kişiliğinden kaynaklanan bir zorlukla karşı karşıya olunduğu gerçeği söz konusuydu. Bundan uzun bir süre önce kendisini ziyaret eden mülkiye öğrencilerinin soruları üzerine yaptığı konuşma kasetlerinden seçilen bazı bölümlerin atv'de yayınlanması üzerine medyada başlayan Fethullah Gülen'in kim olduğuna dair tartışmalar buna bir de bu soruyu soranın niyetinin ne olduğunun ne kadar önemli olduğunu ekledi.

İnsanların algı düzeylerinin ve hangi niyet ile Fethullah Gülen'i anlamaya çalıştıklarının onun kişiliğine ilişkin elde edecekleri cevabı bire bir etkileyeceğini ve bunun çok önemli olduğunu kabul etmekle birlikte ben bu sorunun her şeye rağmen sağlıklı bir sonuca ulaşabilmesinin; ancak üçüncü faktör yani Gülen'in kişiliğinden kaynaklanan zorluk ile anlaşılabileceğini düşünüyorum.

Peki bu belirleyici faktör yani zorluk ne?

Bu zorluk Gülen'in kendi mütevazı, tekil yaşamında barındırdığı üç ayrı kişilik ya da üç ayrı karakter. En daraltılmış şekliyle bu üç ayrı kişiliği şöyle tanımlamak mümkün: İlmî, siyasî ve mistik kişilik. En keskin hatlarıyla karakterize edildiğinde ise bunun İslam tarihinde üç ayrı karaktere tekabül ettiği söylenebilir; Gazali, Nizam'ül Mülk ve Mevlânâ. Teşbihlerin kendi içinde taşıyabileceği mahzurları göz önünde bulundurarak ve bire bir benzetmelerin tuzağından uzak durarak ben Fethullah Hocaefendi'yi tanıştığımız ilk günden bu yana bu üç ayrı kimlik ve karakteri kendi tekil yaşamında mezcetmiş bir şahsiyet olarak tanıdım ve onu anlamak isteyenlerin bu üç ayrı karakteri bir kişide gözlemlemenin zorluğu ile karşı karşıya olduklarına şahit oldum ve zorluğun Gülen'in kendi iç dünyasında estirebileceği fırtınaları düşündükçe de dehşete kapıldım.

Bir tarafta İslam dünyasının yetiştirdiği en büyük ilim adamı İhya'nın yazarı Gazali (1058), diğer tarafta Siyasetname gibi bir baş yapıtın ustası dâhi siyasetçi Nizam'ül Mülk (1018) ve bütün bunların üzerine Mesnevi'nin mistik piri Mevlânâ (1207). Bu üç dehanın ayrı akan yaşam ırmaklarının elbette kesiştiği yerler var, bunlardan en önemlisi bugün üzerinde nefes aldığımız toprakların yani Anadolu'nun bu üç dehanın ilmî, siyasî ve mistik hamuru ile yoğurulmuş olması. Gazali'nin Alp Arslan ve Melik Şah'a vezirlik yapmış, Fars medeniyetini bozkır Türklerinin hizmetine sunan, Nizamiye Medreselerinin kurucusu usta siyasetçi Nizam'ül Mülk'ü ilmî derinliği ile hayret içinde bırakan buluşmasıdır bu hamurun tutmasını sağlayan maya. İslam dünyasının seyrini değiştirecek çağının en gelişmiş üniversitelerinin kurucusu Nizam'ül Mülk'ün İsmailliğin terörize ettiği bölgeyi Sünnîliğin hoşgörülü ve mutedil yorumuna kaydırma çabası ve bunu üniversiteler aracılığı ile entelektüel bir düzleme oturtmak isteyişi ise hiç kuşkusuz Gazali'yi etkileyen muhteşem strateji olur ve Gazali Nizam'ül Mülk'ün medrese hocalığı teklifini hiç tereddüt etmeden kabul eder. Nizam'ül Mülk ve Gazali'den neredeyse bir buçuk asır sonra, Anadolu'nun günümüze kadar etkileri süren mistik haritasını şekillendirecek büyük mutasavvıf Mevlânâ girer sahneye tabii ki Gazali'nin medresenin yollarını tasavvufa açtığı engin kapıdan ve Selçuklu ile Osmanlı arasında bir parantez gibi duran siyasal fetret dönemini ruhanî keşiflere açar ve bu üçlü hamule "medrese, kışla ve tekke" 6 asır yaşayacak olan bir imparatorluğun sacayakları olur.

Bugün yaşadığımız coğrafyada hâlâ sancılı olarak süren Osmanlı'nın son asrında formüle edilen "üç tarz–ı siyaset" tartışmalarının (Osmanlıcılık, İslamcılık, Türkçülük) en derin kaynaklarıdır bu karakterler aslında ve Fethullah Gülen'in zorunlu kişiliği, zor çabası tastamam bu tarihsel süreklilikte yatmaktadır, Selçuklu'dan Osmanlı'ya ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan modern Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan ve hâlâ yerli yerine oturmayan taşların ve zedelenmiş sosyal dokunun "ilim, siyaset ve metafizik gerilim" potasında eritilme çabasıdır bu. Böyle olduğu için de Gülen, bir akademisyen olmadığı halde en derin entelektüel tartışmalarla hemhal olur, siyasetten direkt kaçındığı halde dâhiyâne siyasal stratejiler üretir ve hiçbir tasavvufî unvan taşımadığı halde mistisizmin derinliklerine dalar ve bütün bu zorluğa rağmen haksız eleştirilerin, insafsız suçlamaların ve sığ yakıştırmaların hedefi olur. Atv'de bölük pörçük yayınlanan bantların bütünü bile yayınlansa, Fethullah Gülen'in kişiliğinden kaynaklanan zorluklar göz önünde bulundurulmadan ve üzerinde yaşadığımız coğrafyanın sosyal ve kültürel tarihi anlaşılmadan "Hangi Fethullah Gülen?" sorusu sahih bir cevap bulamaz. Çünkü zorluk sadece algı gücümüz ve niyetimiz ile sınırlı değil, öyle olsaydı Ufuk Turu da dahil kendisiyle yapılmış birçok söyleşide o kasette söylediklerinin özünü ifade etmiş olmasına rağmen bu haksız kampanyaya maruz bırakılmazdı Gülen.

Hayatını içinde yaşadığı toplumu sosyal dokusuyla barıştırmaya adamış bir insan, sosyal barışın önündeki en büyük tehdit sayılmazdı.

Devlete kendi geleneklerimizdeki o saygın yerini kazandırmaya çalışırken, takiye yapmakla suçlanmazdı!

Sosyal ve kültürel dönüşümle, siyasal devrim arasındaki farkı anlayamamış insanların Gülen'in Gazali, Nizam'ül Mülk ve Mevlânâ çizgisinde verdiği zorlu mücadeleyi anlamaları çok güç; çünkü onlar büyük değişimlerin ancak siyasal devrimlerle olabileceğine iman etmişler, dolayısıyla bu insanlar ne öncülük ettiği bugün sayıları 300'ü bulan dünyanın birçok ülkesine yayılmış eğitim kurumlarını anlayabildiler, ne de yaptığı hoşgörü çağrılarını. Bu defa da kendisini ziyaret eden mülkiye ve adliye mensuplarına yaptığı stratejik tavsiyeleri anlayamayacaklar; çünkü Fethullah Gülen zor ve sofistike bir insan, öyle kolaycı devrim teorileri, şabloncu toplum kuramları ve sansasyonel TV yayınları ile anlaşılamayacak kadar zor!

Hâlâ "Hangi Fethullah Gülen?" diye mi soruyorsunuz, o halde sizin de işiniz zor!.