Yazdır

28 Şubat'ın Köşebaşları

Yazar: Rasih Yılmaz, Aksiyon Tarih: . Kategori 2000 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Hizbülvahşet'in ortaya çıkması ve insanların tüylerini diken diken edecek görüntülerin kamuoyuna yansımasıyla birlikte ilk günlerde din adına yapıldığı iddia edilen katliamların baş aktörleriyle gerçek Müslümanları ayırt eden bir yayın çizgisi benimseyen ülke medyası artılar hanesine bir yenisini daha ekledi. Ancak bir süre sonra sanki gizli bir el düğmeye başmışçasına bazı köşe yazarları -hemen hemen aynı üslupla- kaleme aldıkları 'İrtica ve 28 Şubat' eksenli yazılarla bu sağduyuya gölge düşürmeyi amaçlayan bir tavır sergilediler. Fakat bu tavır hem kamuoyunda hem de medyanın genel yazar portföyünde oldukça soğuk bir şekilde karşılandı ve bu yaklaşımı eleştiren satırlar boy göstermeye başladı gazete sayfalarında.

28 Şubat kararlarını haklı çıkartmak yönünde Hizbülvahşet'i ilk kullanan Milliyet'ten Hasan Pulur oldu; "28 Şubat kararlarını hatta tümünü değil hatta bir maddesini hatırlasanıza: 'Ülkemizde çağdışı bir rejim kurulmasına; din istismarının sebep olabileceği muhtemel çatışmalara, rejim aleyhtarı faaliyet, tutum ve davranışlara mani olunmalı. 'Bu ifade bugün ortaya çıkan durumun uyarısı değil de nedir? " Ardından Hürriyet'ten Ertuğrul Özkök, "28 Şubat'ın meşruiyet belgesi, artık bütün kanıtlarıyla halkın önünde" diyerek 28 Şubat kararlarını meşrulaştırdı. Güngör Mengi ise Sabah'ta "Ertuğrul Özkök haklıdır" şeklindeki yazısıyla meslektaşına destek verdi. "Hizbullah irticanın gerçek yüzünü göstermiştir. Bu açıdan bakıldığında 28 Şubat kararlarının bir dayatma değil bir zorunluluk olduğu kanıtlanmıştır." şeklindeki tesbitiyle ise Hürriyet'ten Tufan Türenç'i, "Milli güvenlik kurulunun 28 Şubat'tan sonra çıkarılmasını istediği irticayla mücadele yasaları halen sümen altında" diyen Hürriyet'ten Yalçın Bayer izledi.

İnanç özgürlüğü ile görenlerin kanlarını donduran insanlık dışı katliamların sahiplerini aynı kefeye koymak bize kalırsa hali hazırda yeni yeni rayına oturmaya başlayan ülke huzurunu bozmaktan öte bir adım değildi aslında. 28 Şubat'ı meşru göstermeye kalkan yazarlara üst üste cevaplar kaleme alınmaya başlandı.

"Hürriyet'in Ertuğrul Özkök'ü 28 Şubat post-modern darbesine meşruiyet aramak için, beyinsel çalışmalarını sürdürüyor" diyerek tepkisini dile getiren Yeni Şafak Yazarı Mehmet Barlas paralelinde bir yaklaşım sergileyen Yeni Binyıl'dan Ali Bayramoğlu da "28 Şubat ile Hizbullah arasında mutlak bir bağ kurmak gerekirse bu bağ ancak tersten kurulabilir" diyerek olaya farklı bir bakış açısı getirdi. Hürriyet'ten Cüneyt Ülsever ise "Hizbullah'ın geçikmiş infazı, tam tersine 28 Şubatçılar'ın esas niyetlerini ayan beyan ortaya koyuyor." şeklindeki cümleleriyle tartışmaya yeni bir boyut kazandırdı.

Son olarak biz de ülke huzurunu arzulayanlardan birisi olarak Milliyet'ten Doğan Heper'in cümleleriyle yazımıza son noktayı koymak istiyoruz; "Kimi de, 28 Şubat bir kez daha haklılık kazandı, diye konuşuyor. Türkiye'de her konuda "karambol hastalığı" olduğu için vatandaşın da kafası karışıyor. Şimdi karşılıklı suçlamaları kan davası haline dönüştürmeyi bir yana bırakıp, Türkiye'yi normalleştirmenin yollarını el birliği ile bulmak gerekiyor."

Yılmaz Güney'e dair...

Geçtiğimiz günlerde gerçekleşen SİYAD (Sinema Yazarları Derneği) ödül töreninde Yol filminden dolayı Yılmaz Güney adına eşi Fatoş Güney'e bir ödül verildi. Ödülü almasının ardından 'Sürgünde ölen eşim Yılmaz Güney...' şeklinde başlayan Fatoş Güney'in konuşması bir anda siyasi söylemler içeren bir mecraya kaydı. Sinemacılığını takdir ettiğimiz Yılmaz Güney'in yıllar geçmesine rağmen hala sanki bir fikir suçundan dolayı ülkesinden kaçan birisiymiş gibi gösterilmesini yadırgamıştık. Bir kaç gün sonra Fatih Altaylı bizim zihnimizden geçenleri okumuşçasına bir yazı kaleme aldı. Bir kısmını buraya alıyoruz. " Yılmaz Güney'in hayatı film olacakmış. İnci Aral da senaryoyu yazıyormuş. İnci Aral'ın söylediklerine itirazım var. Hapisten kaçıp yurtdışına gitmesinin fikirle-mikirle alakası yok. Adam katil. İçki masasında Yumurtalık Hakimi'ni vurmuş. Sonra hapisten kaçıp yurtdışında tutunmak için kendine siyasi bir hava yaratmış. Sanki düşünce suçlusu gibi."

Objektif isimli proğramı kesilme rekorları kıran Kadir Çelik, Ahmet Çetinsaya ile girdiği tartışmanın ardından kendi stüdyosunda televizyona çıktığı ilk anda, olaylar hakkında düzenlediği basın toplantısına rağmen hiçbir medya kuruluşunun açıklamalarına yer vermediğini söyledi. Oysa ki Çelik ile yapılmış bir röportaj aynı gün Zaman gazetesinde yayınlanmıştı. Anlaşılan Çelik bir türlü 'objektif' olmayı beceremeyecek.

Sabah gazetesi Hizbülvahşet olayları ile ilgili ilginç grafikler yayınlamakta ısrarını sürdürüyor. Son Durum adı altında hazırlanan grafikte bakın neler var. Açılan Mezar Sayısı: 6 Çıkan Ceset Sayısı: 31 Cesetlerin İllere Göre Dağılımı: Konya 12, İstanbul 10, Tarsus 6, Ankara 3... Bu konu hakkında yorum yapmayacağız!

Medyamızdaki bazı köşe yazarları biraz ondan, biraz bundan, şunun da suyundan diyerek kaleme aldıkları yazılarıyla meşhurdur. Bunlardan biri de Sabah yazarı Güngör Mengi. Hizbülvahşet ile gerçek müslümanları aynı kefeye koyan, ardından 28 Şubat'ı meşrulaştırmaya çalışan Mengi satır arasına Fethullah Gülen ismini de sıkıştırarak hazırladığı 'kaos çorbasını' kamuoyunun beğenisine sundu.

Medya kuruluşları Petrol Ofisi'nin özelleştirilmesi ihalesine büyük ilgi gösterdi. Doğan Grubu'nun yanısıra Sabah Grubu'nun, Show TV, Akşam gazetelerinin sahibi Çukurova Holding'in, NTV ve Kanal E'nin sahibi Doğuş Grubu'nun ihale için geçtiğimiz hafta tekliflerini verdikleri öğrenildi.

NTV ve Kanal E televizyonlarının sahibi Doğuş Grubu'nun, çalışanların motivasyonu da dahil olmak üzere kuruluşun her türlü işleyişi konusunda faaliyet göstermek için "Doğuş İnsan Gücü Yönetimi A.Ş." adında bir şirket kurduğu belirtildi.

Doğan grubuna geçen Turkish Daily News görsel olarak da değişime uğradı. Gazetenin haber koordinatörlüğüne ise Zaman gazetesinin eski haber müdürü Bülent Keneş getirildi.