Yazdır

28 Şubat'ın Hedefi

Yazar: Gülay Göktürk, Sabah Tarih: . Kategori 2000 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Hata kabul etmek zordur. Ama sırf hatayı kabul etmemek için geçmişi "yeniden" yazmak, tarihi orasından burasından çekiştirip, hataya kılıf bulmaya çalışmak, bu hatayı katmerlendirmekten başka bir işe yaramaz. Eğer bugünden bakarak yeniden kurgulamaya kalktığınız olay otuz yıl-elli yıl gerilerden kalmış bir olay olsa hadi bir dereceye kadar şansınız var diyelim. Ama herkesin daha dün gibi hatırladığı bir olayı tanınmaz hale getirmek; üç yıllık tarihi böylesine vahim bir biçimde tahrife yeltenmek gerçekten de umutsuz bir çaba...

Son günlerde bazı çevrelerin böyle umutsuz bir çaba içine girdiklerini gözlemliyoruz. Hizbullah Olayı ışığında yakın geçmişin tarihi yeniden yazılarak 28 Şubat'a haklılık kazandırılmaya çalışılıyor. "İşte 28 Şubat'ta dikkat çekilen irtica tehlikesi buydu" deniliyor. Ama minare kılıfa uymuyor bir türlü. O günleri yaşayan hiç kimse, "İrticaya karşı mücadele programı" içinde Hizbullah'tan söz edildiğini hatırlamıyor. Herkes, büyüyen irticai tehlikenin sembolleri olan Büsküvici Amcaları, kebapçıları, başörtülü kızları, İmam Hatiplileri, Fatih-Çarşamba görüntülerini, Başbakanlık'a iftara gelen tarikat şeyhlerini, Fethullah Hoca'nın okullarını çok canlı hatırlıyor ama, Güneydoğu'da sokak ortasında satırla adam doğrayan Hizbullah'çıların mücadele hedefi olarak gösterildiğini hatırlamıyor. Aslında bu durum garip de değil. Eğer 28 Şubat'taki irtica brifinglerinde, irtica tehlikesinin adresi olarak Güneydoğu'da binlerce faili meçhul cinayette imzası olan Hizbullah gösterilseydi, insanlar haklı olarak soracaktı: Peki bu örgüte karşı şimdiye kadar ne yaptınız? Bu örgütle Refah-Yol'un bir ilişkisini mi tespit ettiniz de Refah-Yol'u hedef aldınız?

Devletin emniyet kuvvetleri Hizbullah'ın üstüne gitmek istedi de, siyasi iradeyi arkasında bulamadı mı? Böyle bir niyet vardı da Refah-Yol mu köstekledi? Hizbullah denen gizli örgütün temizlenmesi emniyet kuvvetlerinin pekala altından kalkabileceği bir iş olduğunu bugün polisin yürüttüğü başarılı operasyonlardan görüyoruz. Bir terör örgütüne karşı operasyon yapmak için, hükümet yıkmak gerekmezdi. Parti kapatmak, belediye başkanı tutuklamak gerekmezdi. Ülkenin "tehdit stratejisi"ni değiştirip tarihte ilk kez dış düşman yerine iç düşmanı koymak hiç gerekmezdi. Evet, Türkiye'de bir şeriat devleti kurmak isteyenler, bunun için kalkışanlar tabii ki vardı. Yarın da olacaktır. Ama bu tehlikeye karşı harekete geçtiklerini söyleyenler, onlara vurmak dışında her şeyi yaptılar. Başını örtmek, çocuğunu İmam Hatip'e göndermek, ya da ekonomiye entegre olup iş yapmak dışında "suçu" olmayan milyonlarca sıradan Müslüman'ı mağdur ve rencide ettiler.

Ve ne ibret vericidir ki, Hizbullah da kurbanlarını onların mağdur ettiği bu kitlenin önderleri arasından seçti. 28 Şubatçıların irticanın adresini yanlış yerde göstermeleri bilgisizliklerinden ya da tahlil yeteneklerinin kıtlığından kaynaklanmıyordu elbette. Sebep, 28 Şubat'ın siyasi programıydı. Hizbullah hedefi, 28 Şubat'ı gerçekleştirenlerin Türkiye'nin siyasi haritasını yeniden biçimlendirme amacına yetmezdi. Hizbullah tehdidinden hareket ederek, bir ülkenin siyasi partilerinin tümünü etkisizleştirmek ve siyaseti tümüyle kontrole almak; Milli Siyaset Belgesi gibi programlar yazmak mümkün olamazdı. Halktan kopuk bir avuç teröristi düşman olarak göstermek, yaratılmak istenen korku havasına yetmezdi. Halkın seçtiklerini bir kenara itip, "direksiyona geçebilmek" için, tehlikenin "halk içinde" olduğunu göstermek, Türkiye'nin birinci partisine verilen milyonlarca "irticai oy" olarak nitelemek, milyonlarca insanı "İç düşman" ilan etmek gerekiyordu. Bu yüzden böyle yapıldı. Şimdi ise, işlerin tersine döndüğü bu konjonktürde herkesin hafıza kaybına uğradığı varsayılarak tarih yeniden yazılmaya çalışılıyor. Ama tabii olmuyor.