Yazdır

6. Hırs

Yazar: Ferhat Barış, Zaman Tarih: . Kategori 2000 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Film meşhur. Ülkemizde en çok izlenen filmler arasında hızla yükseliyor. Başrolünü pasaklı polis memuru rollerinden tanıdığımız Bruce Willis oynuyor. Bir de Oscar'a aday gösterilen 11 yaşındaki velet oyuncu H. Joel Osment. Filmi anlatıp, bazı okurlarımızı sinirlendirmeden direkt olarak derdimi anlatayım. 6. His (ki ecnebiler buna The Sixth Sense diyorlar) filminin en önemli özelliği şu; 'ölüler öldüklerinin farkına varamıyorlar.' Bu kadarla kalsa iyi, Ölüp gittikleri yetmiyormuş gibi, geride kalan dünyayı da kafalarına göre yorumlayıp, kendi zihinlerinin ürettiği halüsinasyonlar ile kafalarına göre bir dünya kurguluyorlar. Mesela filmde adam öldüğü halde, önüne kocaman kütüphane dayalı kapıyı her gün açmaya uğraşıyor.

Zira kendi bakış açısıyla kütüphane yok o kapının önünde, ama anahtarı da yok ki açabilsin. Karısı ölümünden sonra evlilik yıldönümünü tek başına kutlarken, kahramanımız da lokantaya gidiyor. Kendi hesabına göre ölü değil, hesabı ödeyebilir. Ancak realite de böyle olmadığı için, karısının kendisinden önce hesabı ödemesine imkan sağlayıp, geç kalmışlığı gerçeği fark etmeye tercih ediyor... Gelelim sadede. Aslanlar aslanı medyamız erkek muhabirlerine çarşaf giydirip Palandöken'de, 'İranlı kadınların kayak keyfi' baslığıyla yayın yaparken de, diğer aslanlar Lions düğününün resimlerini basıp üzerine nal büyüklüğünde, 'Böyle olur dini bütünlerin düğünü' baslığını yazarken de Bruce Willis'in filmdeki ölü halinden farklı bir psikoz içinde değiller. Gerçek önemli değil onlar için, görmek istedikleri gibi bakışın kaçınılmaz yan etkileri yalan ve düzmece...

Dün gazetelere baktım. İran seçimlerine bir seviniyor, bir göbek atıyorlar ki, değmeyin keyiflerine. (Bu arada İran'daki bu değişime en çok sevinenlerden biri olduğumu belirtmeliyim. Kalkıp da, 'Vay bu herif eski İran'ı, mollaları savunuyor.' geyiğine girişmesin kimse). Başlık şu: 'İran'da kravat, çarşaf devrimi.' Kaba bir bakış açısıyla bakıldığında, sanki özgürlükten, demokrasiden yana bir fikir demetinden fışkıran kelimeler gibi görünmesi sizi yanıltmasın. İdeolojik görüş yanılsamasının gerçek ile kırk yılın bası çakışmasından başka bir şey değil bu. Bugün bu tür baslıklarla zil takip, gerdan kiranlar dün 12 Eylül'ü de ayni aşk sevk ile kutlamış, 28 Şubat'ı da kutsamışlardı. Dert demokrasi, tasa özgürlük değil yani. Bu vatandaşların ideolojik sasılıklarının 6. hırsları. Yarın en dayatmacı, en gerici ve bağnaz, kısıtlayıcı kuralları baltacı edebilirler...

Yurtsever Okan

Okan üniversitede sınıf arkadaşımızdı. Aslında sınıf arkadaşı demek haksızlıktı. Zira okula pek gelmezdi Okan. Koridorlarda öğrenciler için bulunan dolaplar, Okan'ın Molotof kokteyli koleksiyonlarının fark edilmesinden sonra elimizden alınmıştı. Hızlı bir militandı. Ne zaman okulda görülse mutlaka bir olay meydana gelirdi. Olayın Okan yönü değil, daha ilginç bir yönü var. Okan bir gün geldi okula ve kavga çıkardı. Ortalık ana-baba günü... Yemekhane birbirine girdi, servis tabakları uçan daireler gibi uçuşuyor havalarda. Emniyet güçleri okula girdi, asayiş bir-iki saat sonra berke mal oldu. Ertesi gün ihtiyar bir gazetenin ilk sayfasının göbeğinde okulumuzun resmi. Başlık da şu: 'Faşistler yurtsever öğrencilere saldırdı!' Buydun bumdan yak! Daha da komiği ve enteresanı, haberin iç sayfalardaki devamında Okan'ın kaşına dikiş atılmış resmi ve bir resim altı: 'Bu okulda yurtsever öğrenciler öğrenim göremiyor. Okuma özgürlüğünü faşistler engelliyor...' Öğrenci de Okan ha! Aradan yıllar geçti. Okan'ın resmini birçok gazetede gördüm. Yasa dışı sol bir örgüt militanı diye yazmışlar. Zayıflamış Okan. Belli ki bayağı baskı ve işkence görmüş bir yerlerde. Sakat gibi duran sol elini ısrarla havaya kaldırmaya çabalayıp, sağlam olan sağ eliyle dirseğinden tutarak, zafer işareti yapıyor. Bu haber ve resim, okul haberini yapan gazetede yer almadı. O dönemde bu gazeteye bir isim koymuştu arkadaşlar. Komikti ve insafsızdı belki bu isim ama; belki de haklılardı. 'Yetkinin başına 'Çamur' koyarak nitelendiriyorlardı bu gazeteyi...

Tetikçi Geldi hanııımm!!!

Gözünüz 'Velfecr' okuyabilir. Beyninizin içinde kırk tilki dolaşıp, kırkının da kuyruğu birbirine değmeyebilir. Entrikacı, organizasyoncu, dümenci, üçkağıtçı da olabilirsiniz. Ama bütün bunların bir olmazsa olmazı vardır: Asgari zekâ! Zekânın minimal ölçekli boyutunda bile isminiz silik ve okunamıyorsa, tetikçilikten başka yapacak işiniz yok, giyecek fistanınız olmaz. Luc Besson'un tetikçisi Leon bile 'yakından' infazlarda daha yüksek ücret talep ederdi. İşi tetikçilikti Leon'un. Bir de begonyası vardı saksısında...

Dün paranoid tedavisi görmüş bir 'arslan' dedemizin yöneticilik yaptığı gazeteye baktım. Zekâ incelik ister, beyin damarları bu yüzden 'kıl'cal damarlar ile doludur. Eklem kıkırdakları devasa olan hayvanlar dinozorlardır. Nasırları kalın, oksitlenmeleri miladidir. Dolayısıyla paranoyanın uzantısı yayınları okurken pek bir keyif alıyorum. Biraz zekâ pırıltısı görsem, yazarken belki zorlanıp, biraz tetkikat yapacağım; ama mal o kadar meydanda ki, buram buram zekâsızlık sızıyor ortama. Hizbülvahşet olayının geldiği noktada, sonucu, tıpkı Susurluk gibi gizlemeye çalışan çevrelerin devreye girerek bakışları başka yerlere çevirebileceğini tahmin edebiliyorum. Bu devrede 'kısa devre' olmazsa 'raunt'ların üçüncüsü başlayacak belli. Allah var, çökertmeci Kırca beye (Mücver abla kusura kalma) sormadım. Belki hempalarını toplamış, yeni kumpaslar üzerinde ritmik jimnastik yapıyorlardır, günahlarını almayayım.

Ama şöyle bir zincirleme olacak gibi: Ön safta zekâsız tetikçiler, ardından hukuki salvo, peşinden yaş tahtacı gülü seven ablalarımızın erleri tarafından organizasyon ile haşmetli atalarımızın hanlığından süzülen itirafçılar, akabinde 'minimal ceyarlar'ın konjonktürel desteği, bir tutam kendinden geçmiş ibrikçinin soğanları kırmızılaştırıncaya kadar kızartmaları ve eğer becerilirse yavuz hırsızların kemalatı ile final. Sezar'a ölüm, debreli arslanlara kalem, minik kuşlara coşku, bebelere balon. Düzlem çingen hatunlarının sokak söylemi düzeyinde. Bohçacı derinliğinde bir ülke ile türkü tadında bir cumhuriyet. Hadi 'tetikçi geldi hanımmmmmm!!!