Yazdır

Salvo Zihniyeti

Yazar: Ahmet Kurucan, Zaman Tarih: . Kategori 2000 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Cumhuriyet gazetesi iki günden beri Fethullah Gülen ile ilgili yayınlar yapıyor. Mahiyet itibariyle geçtiğimiz yılın ortalarını hatırlatan bir çıkış bu. İçerik hemen hemen aynı. Yani yine kasetler, yine cımbızlanarak alınan ifadeler, yine hukuka göndermeler, yine devlet adamlarına suçlamalar vs.

Bu yazımda 'Cumhuriyet'in böyle bir şeyi yapmasının temelinde ne olabilir?' sorusuna cevap aramaya çalışacağım:

Cumhuriyet, kim ne derse desin Türkiye'de belli bir kesimin ideolojisini yansıtan, o düşüncenin tercümanlığını yapan bir gazetedir. Fakat 90'lı yıllardan sonra söz konusu zihniyet tüm dünya sathında ciddi yaralar aldı. Yönetim sistemi olarak milletlerin kaderlerine yıllarca hakim olan zihniyet tarihe mal oldu. Temsilcileri bir bir tarih sahnesinden çekildi. Artık onlar şimdi tarih felsefecilerinin, siyasi sistem analizcilerinin, toplum sosyolojisi ile ilgilenen kesimin birinci elden malzemesi durumunda. Sol adına hareket eden cephede bunlar cereyan ederken sağ cephede ve özellikle din alanında 19. asrın pozitivist felsefesini utandıran, dinin geleceğine ait yapılagelen kehanetlerin tutarsızlığını haykıran gelişmeler yaşandı. Din bütün dünyada rağbet edilen, aranan, kendisine yönenilen bir değer haline geldi.

Tabii onların gerek fikri gerekse aksiyon planındaki temsilcileri, o değerlere sahip çıkanlar tarafından baş tacı edildi. İslam ve Türkiye ise bahsini ettiğimiz bu genel gidişattan nasibini en çok alan din ve ülke oldu.

İşte bir taraf adına acınası, diğer taraf adına sevindirici bu gelişmeler, bu cephelerde yer alan insanların davranış modlarını belirledi. Şartlanmışlıktan uzak, dünya gerçeklerini iyi okuyabilen, fütüristlerin ortaya koyduğu ölçüler bir tarafa, mevcut hayat tecrübesi ile bakabilen kişiler, zihniyetlerini külli anlamda değiştirmeseler dahi, 60'lı, 70'li ve 80'li yıllardaki katı, bağnaz ve uzlaşmaz tutumlarını terk ederek, karşıt düşünceli insanlarla da birlikte yaşanabileceğini kabullendiler. Ama bu, kelimenin tam anlamıyla bağnaz, tutucu, mutaassıp kesimlerde ciddi infiale sebebiyet verdi.

Bu tahlil zaviyesinden olaya bakacak olursak: Cumhuriyet, din ekseninde yaşanan gelişmelerden rahatsız olan ve bunu mağlubiyet kabul edip, onu hazmedemeyen kişilerin sığınağı durumunda. Şahsen ben, dıştan baktığımda canlılığını ancak 80 öncesi ideolojik kamplaşmaların devamıyla koruyabilecek bir yapı izlenimi ediniyorum.

Türkiye'deki din eksenli gelişmelerin başında ise hiç şüphesiz Fethullah Gülen geliyor. Birebir örtüşmese de Batı'daki örnekler açısından sivil toplum kuruluşlarını hatıra getiren biçimdeki çalışmaların fikir öncülüğünü yapan isim Fethullah Gülen. Önce Türkiye, sonra tüm dünyada özellikle eğitim alanındaki aktiviteleri sağır sultanın dahi duyduğu gerçekler. Ülkesini, dinini seven hiç kimsenin müstağni kalamayacağı ve alabildiğine geniş açıya sahip bu etkinliklere devlet adamlarının da sahip çıkması bu cephe açısından bakılınca gayet doğal.

Nitekim Başbakan Sayın Bülent Ecevit, bu desteği hem de açıktan veren siyasilerin başında geliyor. 15 gün önce Davos'ta, birkaç gün önce Romanya'da ve dün de grup toplantısında bir bardak suda koparılmak istenen onca fırtınaya rağmen, Türk insanının, Türkiye'nin gururu diyerek okulları sunması, onları sahiplenmesi, bu desteğin somut bir göstergesi.

İşte bütün bu gelişmeler 50 yıl önceki yerlerinde sabit kadem kalmayı marifet olarak nitelendirilen, dünyadaki gelişmelerden alabildiğine kopuk bir zihniyeti elbette rahatsız etmektedir. Son yayınların perde arkasındaki sebebi bu olsa gerek.

Meselenin Sayın Bülent Ecevit'e bakan yönü de var: Hazımsızlığın, hiçbir akli, mantıki, hukuki ve dini temele dayanmadan atılan salvoların asıl perde arkasındaki gerekçe Bülent Ecevit. Amaç Fethullah Gülen üzerinden onu yıpratmak.

Nitekim devlet ve millet hizmetine yıllarını vermiş Hasan Fehmi Güneş dünkü röportajında bunu çok net biçimde dile getiriyor: 'Bugünkü Ecevit o günkü Ecevit'e yabancı. Bugünkü Ecevit, o günkü kimliğini ve kişiliğini zedeliyor.' Başka söze hacet var mı bilemiyorum. Hele bu zihniyetin cumhuriyet kavramı ile nasıl izah edilebileceğini de merak ediyorum.

Meselenin, sözü edilen bantlar suç unsuru içeriyormuş mantığı içinde sunulan muhteviyatını ise, bundan sonraki yazımda ele alacağım.