Yazdır

Şehit Polisler

Yazar: Nazlı Ilıcak, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 2000 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Hizbullah ile girişilen silâhlı çatışma sonunda, 5 polis memuru şehit oldu. 5 haneye ateş düştü. Ana baba kardeş eş ve çocuk. Her birinin yüreği yangın yerine döndü. Güvenlik güçlerimizi, ancak böyle acılı günlerde hatırlıyoruz. Hatırlayıp da ne yapıyoruz? Ah ile vah'tan başka. Polis memuru Harun Karabulut 28 yaşında. Kemal Açıkgöz 28 yaşında. Vahit Uslu 38 yaşında. Naci Aksoy 39 yaşında. Mehmet Ünver 43 yaşında. Hizbullah ile girişilen silâhlı çatışma sonunda, yukarıda adı geçen polis memurları şehit oldu. 5 haneye ateş düştü. Ana baba kardeş eş ve çocuk. Her birinin yüreği yangın yerine döndü. Acaba bu polis memurları kaç para alıyordu? 250 milyon lira mı? 300 mü, 500 mü? 12 saat günlük mesai, bazen 24 saat hiç ara vermeden çalışmak...

Güvenlik güçlerimizi, ancak böyle acılı günlerde hatırlıyoruz. Hatırlayıp da ne yapıyoruz? Ah ile vah'tan başka. Besle kargayı Hizbullah, ilk defa "devlete" ateş açtı. "Besle kargayı oysun gözünü" cümlesi yanlış yola sapanların acı itirafı olabilir. PKK ile mücadele amacıyla kullanılan bir araçtı Hizbullah. Bugün tasfiye edilmesinin tek sebebi, kontrolden çıkması değil sadece. PKK'nın bir hasmı da böylece bertaraf ediliyor. Türkiye, terörden çok çekti.

1968 kuşağı, diğer memleketlerde tabii seyrinde inkişaf ederek, düzenle barıştı. Bizde ise başkaldırı ve düzeni sorgulama, teröre dönüştü, önce 12 Mart sonra da 12 Eylül müdahalesine giden şartları hazırladı. Acaba sağdaki ve soldaki gençler neden vuruştu? "Düzenin bekçileri" olduğunu sanan milliyetçi gençlik, işkence odalarında "düzeni yıkmak" isteyenlerle bir araya konulunca, gerçek biraz daha su yüzüne çıktı. Sağ-sol çatışmasının yanı sıra, Ermeni terör örgütü Asala, diplomatlarımızı hedef aldı. Asala bitti, rahatlayamadık, PKK belâsı ortaya çıktı. PKK'nın ardından Hizbullah! Cumhuriyet'in cehaleti Onbinlerce insanımızı, yüzmilyonlarca dolarımızı bu uğurda kaybettik. 5 polisin katledilişi içimizi titretti. Ya PKK gibi bu defa Hizbullah canavarlaşırsa?

Maalesef birileri, vatandaşlarımızın tek vücut olarak teröre karşı çıkmalarını hazmedemiyor. Bu yüzden Hizbullah olayını Fethullah Gülen'e bulaştırmak isteyenler var. Cumhuriyet'in manşeti tam anlamıyla cehalet kokuyor: "Fethullah Gülen, Pendik camiinde, 1992'de Hizbullah hakkında vaaz verdi" "Şeriatçı camiilere övgü" "Fethullah Gülen'in, Hizbullah camiilerini, 'ruhları aynı kışlada biraraya gelmiş askerlere' benzeterek 'siyasi partiler karşısında Allah partisi' diye övdüğü belirlendi. Cihat isteyen Fethullah Gülen'in 'Cihat için gün olur, mal-mülk feda edilir, gün olur can alınır-can verilir' dediği anlaşıldı." Aynı cehalet Şevki Yılmaz'ın "Ben Hizbullah'ım" dediği hatırlatılmak suretiyle sergilenmişti. Sincan'daki olayda, kanlı terör örgütü Hizbullah'ın afişlerinin asıldığı izlenimi yaratılmıştı. (Oysa posterler Lübnan Hizbullah'ının ölen liderlerine aitti) En-el-Hak Hizbullah, Kuranî bir terim; "Allah yolunda olma" anlamını taşıyor. Zaten hem Fethullah Gülen, hem de Şevki Yılmaz, bu kelimeyi o anlamda kullanıyorlar. Bundan bin yıl önce, "En-el-Hak" diyen Hallac-ı Mansur kendisini Allah ile bir tuttuğu iddiasıyla idama mahkûm edilmişti. Hallac kamçılanmak, vücudu paramparça edilmek, darağacına asılarak teşhir olunmak, kafası kesilmek ve yakılmak suretiyle, 26 Mart 922'de idam edildi. Bin yıl geriye mi dönüyoruz? Bu ne irtica! Suç üretenler Cumhuriyet gazetesinin bu tavrını kısmen anlamak mümkün ama, kim tutuşturuyor tozlu raflardan indirilen kasetleri ellerine?

İşte bu nokta karanlık. Madem o cümleler suç idi; niçin bugüne kadar beklediniz? Suç değil ise, niçin bugün bazı yayın organlarına kasetler veriliyor? İslâmî terimlere âşina olmayanlar sürekli suç üretiyor. Cihat'a yüklenilen anlam da öyle. Aksiyon dergisi "Cihad nedir?" sorusu altında, bir açıklama getirmiş: "Cihad, şartlara ve devirlere göre uygulamada farklılıklar arz eder. Bazen sadece bir nasihat, bazen birisine rehberlik yapmak, bazen de inkâra, nifaka, zulme karşı tavır belirlemek de cihad olduğu gibi, çok defa hüsn-ü misal yani güzel örnek olmak, bir cihad, cihadın en tesirlisi sayılabilir.

İşin doğrusu, kimse kimsenin kalbine zorla iman yerleştiremez. Bu manâda bir zorlamanın yapılamayacağı, 'Dinde zorlama yoktur' hükmü ile kaide altına alınmıştır." Hizbullah'ı araç olarak kullanıp, dindar kitle üzerinde yeni bir baskı yaratılmasından korkarım. Yılmaz'ın durumu Mesut Yılmaz da, Hizbullah'ı araç olarak kullananlardan. Bakıyoruz, Demirel'e karşı esip gürlüyor. "Rutin dışı" sözünden yola çıkarak, ANAP lideri, hukukun üstünlüğünü vurguluyor. "Günaydın Mesut Yılmaz!" Rutin içinde kalınmasını tavsiye eden ANAP Genel Başkanı'na sormak gerekir. "POAŞ ihalesinde, ikinci yerine üçüncünün kazandırılması; kozmik uyarıları görmezden gelip Türbank'ın Korkmaz Yiğit'e satılması ve geceyarısı pazarlığının işadamı Kamuran Çörtük ile yürütülmesi; gizlice Budapeşte'ye gidip yumruk yenilmesi ve durumun saklanılmaya çalışılması....

Bunlar rutin içi mi? Yoksa sıradışı mı?" Cumhurbaşkanlığı mücadelesi, en olmaması gereken iki kişi arasında cereyan ediyor. Yılmaz, 7 yolsuzluk dosyasıyla mı tırmanacak Çankaya'ya. Ecevit, yüksek tahsil şartının kaldırılmasına karşı. Ama DSP'liler, konu komisyonda görüşülürken bir önerge vermek suretiyle, bu şartı kaldırabilirler. O zaman bir bakarsınız, Demirel için yola çıkılmışken, Ecevit seçilivermiş. Olmayacak şey değil. Hatta, Demirel'in süresinin ikinci bir dönem için uzatılmasından çok daha makûl. Bekleyip görelim. Bakalım daha ipi göğüslemeğe yakın ne formüller ortaya atılacak.