Yazdır

Demokraside İslâm

Yazar: Ardan Zentürk, Dünya Tarih: . Kategori 2000 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Başbakan Bülent Ecevit, Balkanlar'da istikrar arayışını bir kademe daha yükselten Güneydoğu Avrupa Ülkeleri Lideri Zirvesi için bulunduğu Romanya'da, bu ülkede açılmış iki Türk okulunun yöneticileri ile yaptığı görüşme ve yaptığı açıklamalarla bir 'siyasi tavır' sergiledi...

Türk kamuoyunda, adı etrafında zaman zaman fırtınalar kopan,, geçmişte, toplumun her kesimi ile sağladığı diyalog nedeniyle, 'güler yüzlü muhafazakar' olarak adlandırılan, Fethullah Gülen'in önderliğinde oluşturulan okullar ile ilgili net bir açıklama sözünü ettiğimiz...

Ecevit, Türk siyasi yaşamına, "inandığı ilkelerden, rüzgara göre vazgeçmeyen, günlük değil, uzun vadeli politikalarla hareket eden" bir lider portresini yerleştirmiş bir isim...

12 Eylül 1980 askeri müdahalesi sonrasında izlediği çizgi, bunun çok açık bir göstergesi...

Ecevit, partisi kapatıldığında istifa etmesini bilen, siyasi mücadelesini, günün şartları içinde çıkartabildiği bir dergi ile sürdüren, bu süreç içinde kendisini yalnız bırakan eski CHP kadrolarından tamamen koparak, Eşi Rahşan Ecevit ile birlikte, iğne ile kuyu kazar gibi yeni parti örgütlenmesini sağlayan ve sonunda, kendisinin koyduğu ilkeler doğrultusunda yeniden b olan bir karakter...

Bugün, O'nun, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, MHP lideri Devlet Bahçeli ve ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz ile birlikte sağladığı istikrar ortamına methiyeler dizenler için, çok değil, 1980'lerin ortalarında, "Bir bölen"den başka bir anlam ifade etmiyordu oysa...

O sıralarda, Ecevit etrafındaki bir avuç milletvekili ile yine aynı titizlikle siyasi çalışmalarını sürdürürken, iktidara ortak olan diğer sol partinin etkisindeki medya açısından, "yok sayılan" bir insandı...

Fethullah Gülen olayı da, aynı karakterlerini bir sonucu...

Ecevit, Türkiye'nin çok önemli roller üstlendiği "Yeni Büyük Oyun"da, Fethullah Gülen cemaatinin Türkiye açısından son derece stratejik bölgelerde açmış olduğu okulları dışlamak değil, aksine, Türkiye'nin politikalar doğrultusunda kullanmak gerektiğine inandı bir kere...

Bu okulların, tıpkı bugün Türkiye'de, yetiştikleri okullar kökeni nedeniyle nasıl, Anglo-Amerikan, Fransız, Alman ve İtalyan lobileri varsa, söz konusu ülkelerde de yakın zaman içinde bir Türk lobisinin oluşturacağını düşünüyor...

Ecevit bu düşüncesinde haklıdır... Söz konusu okulların, kaynağı ne olursa olsun, Ecevit'in de belirttiği, 700 yılı aşan Osmanlı İmparatorluğu'nun başaramadığını 10 yıl gibi kısa bir süre içinde başarmış olması dikkat çekicidir...

Türkiye açısından son derece stratejik önem gösteren bu ülkelerin, öncelikle, kendi iç siyasi yapılanmalarından, "laikliği" vazgeçilmez bir unsur olduğunu unutmamak gerekiyor... Yani, Fethullah Gülen cemaati, eğer okullarında, o ülkelerin yönetimlerinin bu hassasiyetlerini ıskalarlarsa, zaten bizim bir şey dememize gerek kalmadan, okulları kapatılır... O halde, geriye ne kalıyor...

Türkçe konuşabilen, Türkiye'nin tarihini, kültürel zenginliklerini, tarihten bugüne ulaşan bölgesel gücünü öğrenen ve Mustafa Kemal gerçeği ile tanışan bir gençlik... Nerede... Balkanlar'dan Orta Asya'ya uzanan geniş bir coğrafyada...

Türkiye, Bülent Ecevit'in bu yaklaşımı ile , demokrasinin vazgeçilmez bir unsuru olarak, 'esnek mukabele gücü' kavramında da yeni bir adım atıyor....

Bu kavram, tüm unsurları rejimin kuralları içinde kucaklayarak kontrol etme, rejime tehdit olabilecek her gelişmeye karşı da uyanık olmayı ön görüyor...

Türkiye'de "siyasal İslam"ın terör kanadını bir kenara bırakın, teröristin şusu busu olmaz, demokratik zemin üzerinde, en çok endişe duyulan örgütlenme ve siyasi akımları bile, zaman içinde kendi içinde dönüşüme girdiğini görüşüyoruz... Çünkü Türkiye'nin demokratik, çoğulcu ortamında şekillenmiş bir İslami siyasal hareketle, Ortadoğu'nun, İran'ın, Afganistan, Pakistan'ın üçüncü dünya zemininde şekillenmiş İslami hareket arasında irtifa farkı vardır... Dışlayan değil, demokratik laik devletin meşruiyet zemininde kucaklayan yaklaşımların, tıpkı, MÜSİAD eski olağanüstü değişimde görüldüğü gibi kendini yenilediğinizi izliyoruz...

Abdullah Gül'ün öncülünde kendini gösteren Fazilet Partisi içindeki "yenilikçi" hareket de aynı doğum sancısını Türk siyasetine getiriyor...

Tayyip Erdoğan'ın "demokrasiyi içselleştirme"sini ise bir takıyye gibi görüp dışlamak işin en kolay yolu... Unutulmaması gereken ana nokta, karşısında olduğunuzu söylediğiniz siyasi kesimde yükselen cesur hareket ve çıkışlara moral destek sağlamazsanız, yarın, o kesimde doğabilecek radikalleşmeden de en az olayların aktörleri kadar sorumlu olacağınızdır...

Türkiye, demokratik meşruiyet çizgisini sağlam tutarak, bu uzlaşma noktalarını açık tutmalıdır. Bu, Türkiye ile Yunanistan arasında sağlanan yumuşama ortamından daha kolay bir iştir... Çünkü burada, hepimiz aynı gemideyiz... Rotamızı çizmekte anlaşamayıp kavga etsek bile...