Yazdır

Bir Yanlış Düzeltiliyor

Yazar: Nazlı Ilıcak, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 2000 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Bir yanlış düzeltiliyor. İrtica adına, İmam Hatipler'le, Kur'an kurslarıyla, başörtüsüyle, Fethullah Hoca'nın okullarıyla mücadele ediliyordu. Bütün dindarlar tek bir kefeye konuluyor, sanki karşıda mütecanis bir blok varmış gibi, dinî hassasiyet taşıyan herkese ve her müesseseye saldırılıyordu.Zaten kavga, bu hatalı teşhisten kaynaklandı.

Ecevit Hükûmeti ile, bir uygulama değişikliği ortaya çıktı. Hiç değilse, artık "irtica tehlikesi" denilince, somut olaylar ve örgütler işaret ediliyor.

Hizbullah

Meselâ Hizbullah. Ucundan kıyısından devletle irtibatlı bile olsa, belli ki sonradan kontrolden çıkmış. Frankeyştayn gibi, denetimsiz bir canavar haline gelmiş.

Adam kaçırıyor, işkence yapıyor ve öldürüyorlar.

Hüseyin Velioğlu'nun mezarının türbe haline gelmesi bir yana, bu türbeyi ziyaretgâh yapanların hali, kılık kıyafeti, tam anlamıyla irticayı yansıtıyor.

Siyasal Bilgiler mezunu, acımadan insanları katleden bir kişinin dinle diyanetle ne alâkası olabilir ki? Ama "müridleri" onun İslâmiyet'e hizmet eden bir "ulu" olduğunu düşünüyor, mezarında dualar okuyor.

Oysa Diyanet İşleri Başkanlığı, Velioğlu'nun cenaze namazını bile kıldırmadı.

Bu olaya, en doğru teşhisi koyan Saadettin Tantan, "İrticadan korunmanın yolu, dinimizin doğru dürüst öğretilmesidir" dedi.

Nitekim Hizbullah örgütü Diyanet İşleri Başkanlığı'nın imam kadrolarını boş bırakması sonucunda kendilerinden olan imamları camilere göndermek suretiyle gelişme kaydetti.

Bir yanlış düzeltiliyor. İrtica adına, İmam Hatipler'le, Kur'an kurslarıyla, başörtüsüyle, Fethullah Hoca'nın okullarıyla mücadele ediliyordu. Bütün dindarlar tek bir kefeye konuluyor, sanki karşıda mütecanis bir blok varmış gibi, dini hassasiyet taşıyan herkese ve her müesseseye saldırılıyordu.

Zaten kavga, bu hatalı teşhisten kaynaklandı.

Yoksa, aklı başında hiç kimse Hizbullah'ı da savunmaz, Adnan Hoca'yı da.

İrtica ve Hedef

Bütün bunları şunun için anlatıyorum. Eğer hedefi doğru seçersek, gerçek anlamda irticaın bu ülkede yeşermesine izin vermeyiz.

Hizbullah'ın üzerine gidilmesine, canilerin yakalanmasına kim karşı çıkabilir ki?

Ama, Hizbullahçılar ile, başörtüsünü desteklemek üzere el ele tutuşanları, irtica kategorisine koyup, her iki kesimi de DGM'lerde yargılarsanız, birlik ve beraberlik ruhu kayboluyor.

"İrtica yuvalarını eziyoruz" gerekçesiyle, Kur'an kursları ve vakıflar tehdit kapsamına sokulunca, dinî hassasiyeti olan sıradan kişilerin güveni kalmıyor. Hedef tahtasına alınan diğer kuruluşlar için de doğruların konuşulmadığı intibaı doğuyor. Kimilerinin Adnan Hoca'yı sahiplenir görünmesi, Türkiye'de estirilen bu acayip havadan kaynaklanmakta.

Dinî Eğitim

Kaplancılar, Hizbullah, Adnan Hoca vs... İrticaı böyle isimlendirirsek ve çareyi de İçişleri Bakanı Tantan gibi, dinin doğru dürüst öğretilmesinde görürsek, olumsuzlukları aşmak ve kardeşliği pekiştirmek kolaylaşacak.

İslâmiyet, sadece, İmam Hatipler'de değil, bütün liselerde seçmeli ders olarak okutulmalı; bunun yanısıra, İmam Hatipler'in ve İlâhiyat Fakülteleri'nin seviyesi yükseltilmeli. Kaliteli, bilgili din âlimlerinin yetişmesine özen gösterilmeli.

Fethullah Gülen gibi, kitlelerin benimseyip bağrına bastığı insanları Türkiye'den kaçırmak bir yana, onunla birlikte, elele hareket etmeğe çalışılmalı.

İslâmi duyarlılığı olan seçmenin yöneldiği Fazilet gibi partilerin, sistemden dışlanması yerine, önleri açılmalı. Fazilet'teki siyasi aktörlerle yakın diyalog kurulmalı, yeşil sermaye ayırımcılığı yapılmamalı.

Dini duyarlılığı olanlar, dindar kişiler, sürekli "Atatürk'le", "cumhuriyet" ile "laiklik" ile imtihan edilmemeli.

Onlar hep hesap verir konumda, ikinci sınıf vatandaş. Birileri hep hesap soruyor; sorguluyor.

"Atatürkçü müsün?", "Laik misin?", "Şeriata karşı mısın?" vs.

Savcı-sanık rolünü bırakalım da, güven içinde, birbirimizi severek ve sayarak birlikte yaşamak iradesini gösterelim.