Yazdır

Mankurtlaşmaya Karşı Bir Entellektüel

Yazar: Edibe Sözen, Zaman Tarih: . Kategori 2000 Köşe Yazıları

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 

H. Yavuz, Utah Üniversitesi Siyaset Bölümü ve Orta Doğu Merkezi'nde öğretim üyesi. Hazırlamış olduğu "Said Nursi ve Turkish Experience" başlıklı özel sayı ABD'nin en eski İslam araştımaları dergisi olan The Muslim World'de yayınlandı. 15 makaleyi içeren sayıda ABD'nin en güçlü İslam araştırmacıları Bediüzzaman'ı ele almışlar. Dale Eickelman, John Voll, Yuonne Haddad yanında Türkiye'den Yamine Mermer, Şükran Vahid, Roma'dan Thomas Michel ve İmtiyaz Yusuf, Risale-i Nur Külliyatını hem felsefi hem de sosyolojik açıdan incelemişler. Diğer makaleler ise Türkiye'deki İslam, milliyetçilik, anayasa ve eğitim tartışmalarını ele almış (Mustafa Erdoğan, Gökhan Çetinsaya, Elisabeth Özdalga, K. Bodrogi, Mehmed Parçacı ve Yasin Aktay). Yavuz makalesinin önsözünde Şerif Mardin ve Nilüfer Göle'nin Türkiye'deki İslam ve sosyal araştırmalara büyük katkılarına değinirken, İslam düşüncesinde İsmail Kara'yı, İslam ve edebiyat ilişkisinde Beşir Ayvazoğlu'nu ve İslam felsefesinin genç araştırmacısı Tahsin Görgün'ü önemle zikrediyor.

The Assasination of Collective Memory: The Case of Turkey "Kollektif Bilincin Yok Edilişi ve Türkiye Örneği" başlıklı yazısında Yavuz, Kırgız yazar C. Aytmatov'un Gün Olur Asra Bedel (Ötüken Yayınları, Çev. Refik Özden, 6. b, 1998) romanındaki geçmişini unutturma ve köklerden uzaklaştırma sürecine karşılık gelen "mankurt" kavramının Türkiye'de de cari olduğunu; ancak toplumsal seviyede buna karşı ciddi bir direnişin olduğunu vurgulamaya çalışmış.

Yavuz makalesinde, çok fazla veriye dayanmasa da, Türkiye'deki İslami düşünce ve toplumsal bilincin korunmasında Nakşibendi geleneğinin ve Nur dersanelerinin büyük rol oynadığını vurguluyor. A. Adıvar'ın yazdıklarına dayanarak Türkiye'de tepeden inmeci değişimi bir mankurtlaşma çabası olarak değerlendiren Yavuz, bunun çok büyük bir toplumsal hasar yarattığını muhtelif örneklerle açıklıyor. Yavuz bu özel sayıyı, Körfez Depremi'nde ölenlere adamış, depremden ağır şekilde yara alan ve hala yürüme sorunu yaşayan Yavuz'un acısını ve o dönemde devletin gereken ilgiyi göstermemesine karşı oluşan tepkisini yazısından çıkarmak mümkün. Evet, Türkiye'de yetişen; ama her zaman kendini sürgünde hisseden Yavuz'un, nihayet sürgünü seçtiği görülüyor; ama onun Türkiye aşkı ve İslam sevgisi her zaman yazılarına yansıyor. Yavuz'un ocak ayında Current History ile ABD'nin prestijli Middle East Journal'daki "Bediüzzaman ve Fethullah Gülen" başlıklı yazısını da ayrıca konuyla ilgilenenlere tavsiye ederim. Türkiye'deki İslami tartışmaları dışarıdan izleyen ve kendini bir agnostik olarak tanımlayan Yavuz'un aslında içine sinmiş derin bir İslami tasavvuf ve sevgisini görmek her zaman mümkün. Umudumuz, Yavuz'un bu arayıştan içini dinleyerek çıkması. Entelektüel çalışmalarına hiçbir şekilde ara vermeyen kıymetli arkadaşımıza tekrar geçmiş olsun der, Allah'tan acil şifalar dileriz.