Yazdır

Boşa Atış

Yazar: Ali Ünal, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 
Türkiye Cumhuriyeti, 77 yıllık bir maziye sahip. Peygamber Efendimiz'in (sav) risalet görevine başlamasının 77. yılında İslâm, 10-15 bin nüfuslu Mekke'den çıkıp, devrin iki büyük süper gücünden Sasanî İmparatorluğu'na son vermiş.

Doğu Roma'ya ağır darbeler vurmuş ve bütün Arap Yarımadası'nı, Mısır, Suriye, Filistin, Irak, Doğu ve Güneydoğu Anadolu, Azerbaycan, İran, Pakistan ve Afganistan'ın önemli bir kısmını, Kuzey Afrika'nın önemli bir bölümünü çoktan o sevgi, şefkat ve merhamet kucağına almış bulunuyordu. Selçuklu Devleti, 1040 Dandanakan Savaşı'nın üzerinden ancak 30 yıl geçmişti ki, Malazgirt zaferiyle belki o günkü dünyanın en kudretli devleti haline gelmişti. Söğüt'ün bağrında filizlenen kutlu tohum 77. yılında, Balkanların büyük bir bölümünü çoktan asûde gölgesine almıştı ve Orta Avrupa'ya açılmaya çalışıyordu. Türkiye Cumhuriyeti 77 yıl savaşmadı; I. Dünya Savaşı'nda onunla birlikte yıkılan Almanya, 20 yıl içinde yeniden bir dünya devi haline geldi; II. Dünya Savaşı'nda bir defa daha yıkıldı ve bu yıkılışının üzerinden 18 yıl geçtikten sonra Türkiye'den işçi almaya başladı. II. Dünya Savaşı'nın bir diğer önemli mağlûbu Japonya, aradan çok geçmeden ekonomik açıdan dünyanın bir başka devi oldu. Türkiye Cumhuriyeti'nin 77 yıl sonundaki bilançosu, sürekli övünen, nutuk atan, fakat realitede yaşama kalitesi açısından Yunanistan'ın 65 basamak altında, en zengini ile en fakiri arasında 250 kat uçurum bulunan, dış borcu 102 milyar dolar, iç borcu 32 katrilyon lira, Kıbrıs Rum Kesimi'nin 5'te 1'ine tekabül eden 3 bin dolarlık kişi başına düşen millî geliriyle dünya sıralamasında 93. basamakta, 13 milyon işsiz ve yoksulluk sınırının altında yaşayan 46 milyon insanı bulunan bir ülke.

Bu müşahhas manzaranın tek sorumlusu, Türkiye Cumhuriyeti'nin rakipsiz sahipliğini 77 yıl kimseye bırakmayan ve her dönemde perde gerisinde iktidarını sürdürmeye muvaffak olmuş azınlık oligarşisi ile, samimi olmakla birlikte, gurur, kibir ve kendilerine boş güvenleri, bu Türkiye gerçeğini görmelerine mani olan güç ve imkân sahibi bazı yetkililerdir. İşte, Fethullah Gülen'in suçu, Türkiye'nin, Türk insanının ruhunun üzerinde gittikçe kalınlaşan bu nasır tutmuş, kaşarlanmış kabuğu kırıp, onun önünde adeta sonsuzca açık duran ufuklara işaret etmiş olmasıdır. Türkiye Cumhuriyeti'nin 77 yıldır bütün savunma mekanizmaları, hep bu türden bir 'suç'a karşı dizayn edilmiş ve bu 'suç' karşısında teyakkuzda bulunmuştur.

Türkiye Cumhuriyeti, 77 yıl, kendi kendisiyle sürekli kavga etti. Kendi sistemi içinde yetişmiş insanları, gençleri, hep en büyük tehlike olarak karşısına aldı. Bir türlü, istediği türden bir nesil yetiştiremedi. Bununla birlikte, kendi ideolojisinden hiç şüphe etmedi; onu hep doğru olarak gördü. Fakat, Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenlik savcısı, Fethullah Gülen'in herkese açık, cami kürsülerinde dile getirdiği tavsiyeleri istikametinde açılmış eğitim müesseselerinde yetişmiş 100 binlerce insan içinden, o müesseselerde kalıp kalmadığı şüpheli bir kişinin suçlamalarını, hukuki delil diye iddianamesine almakta beis görmeyebiliyor. Evet, ilk fikir işte bu kişiden geldi. İddianamede aynen şöyle diyor bu kişi: "Fethullah Gülen'in cemaat üzerindeki pozisyonu, üzerinde durulması gereken bir noktadır ve cemaatin pimi buradadır. Bu pim oynatılırsa, cemaat büyük bir darbe yer. Herhangi bir şekilde Fethullah Gülen'in Amerika'dan destek aldığı ispatlanabilirse, ben çözülmeler olacağına inanıyorum… Cemaatin politikaları Türk kamuoyunda mercek altına alınmalı, devlet televizyonlarında ve laik medyada programlar hazırlanmalıdır."

Fethullah Gülen hakkında hazırlanan iddianamenin hukukî bir metin olmadığını ve tamamen vâhî iddialara dayandığını gören Türkiye Cumhuriyeti'nin 77 yıllık oligarşisi, söz konusu öğrencinin yol göstermesiyle, Gülen'i önce güya kamuoyunda mahkûm etmek için, sanki Türkiye yarım asırdır Amerikan politikalarına en açık bir ülke değilmiş, sanki, ABD başkanına, "Bizim çocuklar başardı" raporu Gülen ve irtica ile suçlanan başka Müslümanlar hakkında verilmiş gibi, Gülen aleyhinde, şimdi de, kendilerinin bile inanmadığı bir suçlama ile halkın karşısına çıkabiliyor. Evet, bu iddiaya kendileri de inanmıyorlar; çünkü devletin resmî raporlarında hiçbir dış desteğin olmadığı ifade edildiği gibi, iddianamede yukarıdaki planı ortaya atan aynı öğrenci, "Hiçbir dış katkı yoktur." diyor. Evet, iddialarına kendileri de inanmıyorlar ki, suçlamanın temel alındığı ve kimliği, karakteri tek bir TV programıyla herkesin malûmu haline gelmiş kişi, iddiasıyla ilgili olarak, "Türk istihbaratının elinde belgeler vardır." demesine rağmen, bay savcı, var olduğu iddia edilen belgeleri değil de, suçlamayı gündeme taşıyor.

28 Şubat'ın toplum mühendisleri, halk nazarında her geçen gün menfur duruma düştükleri gibi, yine halk nazarında menfur kişilere dayanıyorlar. Kendileri gibi, taş devri sanço-panço özentileriyle bu ülkeye, bu millete ve tabiî ki, kendilerine yazık ediyorlar. Bu yazık etmenin boyutlarını ise, ölecek hastanın son bir iyilik anı yaşadığının, iyileşecek hastanın da iyileşme öncesi ağırlaştığının; yazın da kışın da, çıkmadan önce mutlaka son bir şiddetinin olduğunun hikmetini anladıkları, en açık biçimde de, "İnkârcıların şehirlerdeki tagallüpleri seni aldatmasın. Az bir faydalanmadır o." âyeti tecelli ettiği gün kavrayabileceklerdir.