Yazdır

Uluslararası Bir Oturumda Ermeni Soykırımı İddiası Nasıl Çürütüldü?

Yazar: Prof. Dr. Suat Yıldırım, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 
Uluslararası TV yayını yapan ve Arap âleminin en çok izlenen kültür kanalı olan Al-Jazeeara'da Fransa'nın sözde Ermeni soykırımı yasasını kabul etmesi sebebiyle dünya gündemine gelen Türk-Ermeni münasebetleri "Ateş Hattı" programında tartışıldı. Programa Türk olarak Prof. Dr. Ahmet Akgündüz, Ermeni olarak da Lübnan'dan Ermeni Tarihi Araştırma Merkezi Başkanı Ohannes Taslukyan katıldı. Ayrıca dünyanın çeşitli ülkelerinden telefon ve faksla katılanlar da bulundu. Oturumu yöneten Sayın Faysal'ın, daha meseleyi takdim edişinden Ermeni iddiası tarafını tuttuğu aşikârdı. Onun için Akgündüz'ün de, onun Ermeni sözcüsü tarzında davranmasını yadırgadığını izleyicilerin huzurunda açıkça yüzüne vurması yerinde oldu. Prof. Akgündüz özetle şunları söyledi:

"Soykırımı (jenoside) ile tehcir birbirinden çok farklı şeylerdir. Osmanlı, İslam hukukunu uygulardı. Ayetler, hadisler, masum gayrimüslimlerin öldürülmesini haram kılar. Bundan ötürü Osmanlı, diğer unsurlar gibi Ermenilerin de temel hak ve hürriyetlerini vermiş, onlar bu haklardan asırlarca faydalanmış, ticaret, sanat ve hatta siyaset hayatında yer almışlardı. Osmanlı arşivleri on beş yıl önce, bütün araştırmacılara açıldı. Ermeniler de gelebilirler. Ben Başbakanlık Arşivi'nde müşavir olarak çalıştığım gibi İngiltere, ABD gibi ülkelerin arşivlerinde de konu ile ilgili belgeleri inceledim. Ermeniler asırlar boyunca Osmanlı'ya sadık bir topluluk olarak kaldılar. Fakat son dönemde Osmanlı'yı yıkmak isteyen Batılılar onları tahrik etmeye başladılar. I. Dünya Savaşı sırasında, Rus ve İngilizlerin teşvik ve desteği ile, içinde yaşadıkları devlete ve millete silah çektiler. Bunun üzerine devlet, 1878 Berlin Antlaşması'nı uygulayarak onları tehcir etti. Savaş döneminde Erzurum'da İngiliz Başkonsolosu olan Griffith şunları yazmıştır: "Ermeni komitaları kurulup isyana başlamış olmasalardı bir tek Ermeni öldürülmezdi. Bu işi Ermeniler, Rusya'da yapmış olsalardı, Ruslar bir tek Ermeni'yi bile hayatta bırakmazlardı."

Sayın Ohannes Taslukyan da özetle şunları söyledi: "Türkler I. Dünya Savaşı sırasında bir buçuk milyon kadar Ermeni'yi öldürdüler. Aslında daha önce de can güvenliği yoktu. Fakat 1916 soykırımı bu tavrı kitlesel olarak göze çarpan bir şekilde gösterdi. Zaten Kürtler, Araplar, Çerkezler gibi diğer ırklar da bu güvensizliği yaşıyorlardı. Fransa'nın kabul ettiği soykırımı yasası zafer sayılmaz. Zafer ancak Türkiye'nin bunu resmen kabul ettiği zaman olacaktır."

Program yöneticisi Faysal'ın ara ara söylediklerini özetlersek şunları ileri sürdü: "Türkiye, Ermenilere yaptıklarını devamlı surette unutturmaya çalıştı, gündemden kaçırdı. Türkler gerçekleri gizliyorlar. Zamanında Türkiye'de elçilik yapmış şahsiyetler Ermeni soykırımından bahsederken yalan mı söylediler? Sayın Akgündüz, siz hep İslam'dan ve Osmanlıların İslam'ı uyguladıklarından söz ediyorsunuz. Dini bu konuya karıştırmayın. Türk Devleti bütün etnik azınlıklara benzeri kötü muameleyi yapmadı mı?"

Akgündüz, Osmanlı'nın Ermeni tehcir kararına dair arşiv belgesini gösterdi. Bunda İslam hukukuna uymayan hiçbir tarafın olmadığını belirtti. Hz. Peygamber (sas)'in de, kendi devrinde hıyanet eden Beni Nadir Yahudilerini Medine'den Suriye'ye sürdüğünü hatırlattı. Tehcir sırasında bazı münferit öldürme hadiselerinin, hastalıktan kırılmalar ve sair sebeplerle ortaya çıkan ölümlerin büyütülerek soykırımı iddiasına mesnet teşkil edemeyeceğini, hatta devletin tehcir esnasında Ermenilere iyi muamele edilmesine dair talimatlarının bulunduğunu, aksine hareket eden yetkililerin cezalandırıldığını gösteren belgelerin bulunduğunu ilave etti. Akgündüz'ün, Osmanlıların İslam'ı uyguladıklarına dair sözleri, gerek Faysal'ı gerekse Taslukyan'ı rahatsız etti. Anlaşılacağı üzere, bu kişiler birlikte yaşadıkları Müslüman kamuoyuna ters düşmemek için böyle davranıyorlardı.

Faysal'ın, "Niçin Ermeniler, dünyaya meselelerini anlatma işinde Yahudiler kadar başarılı olamadılar?" sorusuna Taslukyan şu cevabı verdi: "Soykırımı sebebiyle Ermeniler mefluç olmuş, tükenmişlerdi. Yıllarca kendilerine gelemediler. Ermenistan Devleti ise milli gayelere değil, komünist Rus gayesine hizmet etti." Akgündüz ise bu konuda şunları söyledi: "Bu konu anlatılamadı ise bu, Ermenilerin boş durmalarından değil, bu efsaneyi ispatlamak zorluğundan ileri gelmiştir. Yoksa asla boş durmadılar. Savaşın bitmesinden hemen sonra bu iddiaları neticesinde Batılı devletler konuyu inceleyen bir mahkeme kurdular. Bu mahkeme, Ermenilere, bu soykırımı eylemlerini uygulayan Türk yetkililerinin belgeleriyle birlikte bildirilmesini, böyle yapanların mutlaka cezalandırılmasının isteneceğini bildirdi. Osmanlı da suçu sabit olanların cezalandırılacağına dair teminat verdi. Fakat uluslararası müfettişler soykırımı eylemlerine dair vak'alar bulamadılar."

Öldürülen Ermenilerin sayısının bir buçuk milyon olduğunu tekrarlayan Taslukyan'a Akgündüz şu cevabı verdi: "Osmanlı istatistiklerine göre tüm Ermeni nüfusu 1,1 milyon, Rus istatistiklerine göre 1,2 milyon kadardı. Bu sayı Osmanlı'nın bütün yörelerindeki toplam nüfusu göstermektedir. Tehcir edilenler Doğu Anadolu Ermenileridir. Bunların sayısının altı yüz bini geçmesi imkansızdır. Bir tek çocuk bile kalmama şartıyla hepsinin öldürüldüğünü farz etsek bile, sizin dediğiniz rakamın çok gerisinde kalır. Bu kadar Ermeni öldürülseydi Irak, Suriye, Lübnan, Avrupa ve Amerika'ya göç eden yüz binlerce Ermeni'nin varlığını nasıl izah edecektiniz? Bunlar gökten mi indiler?"

Faysal ile Taslukyan, Türklerin bütün etnik azınlıklara karşı ırkçılık yaptıklarını söylemişlerdi. Buna karşı Akgündüz: "Türkler dokuz asırdan beri Anadolu'nun hakimidirler. İddianız doğru olsaydı Ermenilerden, Araplardan, Kürtlerden, Çerkezlerden vs. ırklardan yaşayan toplulukların kalmaması gerekirdi. Nitekim soykırımı uygulayan İspanyollar, sekiz asırlık Endülüs İslam varlığını tamamen tüketmişlerdi." dedi.

Bu hususta Taslukyan'ın düştüğü çelişki gözden kaçmadı. Önce, Kürtlerin de böyle ırk ayrımı siyasetine hedef olduklarını söyleyen Taslukyan sonra: "Fakat Kürtler, Türklerle aynı dinden olduklarından onlara böyle muamele etmekten vazgeçtiler." dedi.

Daha sonra, Arap milliyetçilerini okşamak için Filistinlilerin meselesi ile Ermenilerinkinin birbirine benzediğini öne sürdüler. Türklerin, Ermenileri imha edip kovdukları gibi Yahudilerin de Filistinlilere aynı muameleyi yaptıklarını iddia ettiler. Akgündüz böyle bir benzerliğin söz konusu olmadığını kuvvetli delillerle gösterdi.

Prof. Akgündüz, meselelere vakıf olduğunu, belgelere dayandığını, mükemmel bir Arapça ile ortaya koydu. Ohannes Taslukyan ise, davası gibi, kendisi de gerçekten zayıf kaldı. Akgündüz'ün takdir ettiğim bir tarafı da, söz hakkını kullanma hususunda çok cesur ve girişken davranması oldu. Yoksa bu çekişmeli ortamda, diplomat nezaketi gösterseydi, mücadeleci olmasaydı, söylediklerinin büyük bir kısmını söyleme imkânı bulamayacaktı.

İşin bir başka tarafı ise şudur: Akgündüz'ü yurdunda tedirgin edip üniversiteden ayrılmaya zorlayan, Hollanda'da takdir edilip Rotterdam İslam Üniversitesi Rektörlüğü'ne getirilmesinden rahatsız olan, hatta o üniversitede kendisini ziyarete giden eski öğrencilerini bile cezalandırmaya çalışan bazı yetkililerin olduğunu da işitiyoruz. Tıpkı, Türkiye içinde olduğu gibi dünyanın beş kıtasındaki elli kadar ülkede de Türk eğitimine ve Türk kültürüne bu asırda en dikkate değer hizmetlerin fikir babalığını yapan, yüzlerce örnek kolej ve birçok üniversitenin açılmasında teşvikleriyle etkili olan Fethullah Gülen Hocaefendi'yi cezalandırmak için iftiralar atanların olduğunu gördüğümüz gibi. Bari onları ve emsallerini Türklük adına itham edenler, Türklüğe onların yüzde biri kadar hizmet etmiş olsalardı! Galiba bu zihniyeti ıslah etmek, Ermeni Taşnaklarını yenmekten daha zor. Bu zihniyeti taşıyanların bilmedikleri bir şey daha var: Bu insanlar yaptıklarını halkın değil, Hakk'ın takdir etmesi için yapmaktadırlar. Soydaşlarının bir kısmı kendilerini taşlasalar da onlar, vatan ve milletlerine hizmete devam ediyorlar.