Yazdır

Hocaefendi İle Amerika'da Bir Ay

Yazar: Ahmet Şahin, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
*Fethullah Gülen ile Amerika'da Bir Ay isimli 235 sayfalık baştan sona ilmi soruların cevaplarını ihtiva eden kitapta, Hocaefendi'nin şahsına ait konularda maruz kaldığı muamelelere yorumları, bakışları da yer almıştır. Biz kendiliğimizden bir şey ilave etmeden aynen aktarıyoruz sizlere. Buyurun birlikte okuyalım. Okuyalım da Hocaefendi'nin âlemiyle karşıtlarının âlemini bir daha hayal edelim tefekkür âlemimizde. Kimler nelerle meşgul ve meşbu bir daha mukayese fırsatı bulmuş olalım böylece... Sayfa 163-164-165'ten...

Bütün ızdırabım, insanların Allah'ı bulması yolundadır.

Bütün duam, bütün ızdırabım, insanların Allah'ı bulması, O'na inanması yolundadır. Her gün, yana yakıla dua ediyorum: "Allah'ım, ne olur, bahtına düştüm" diye sızlanıyor ve "ne olur Allah'ım, insanlar Seni tanısın, Sana inansın!" diye dua ediyorum. O kadar ki, bunun için her gün birkaç defa ölüp ölüp dirilmeye razıyım. Bunu anlamayanlar, imanın ne olduğunu bilmeyenler, onun hasıl ettiği zevk-i ruhanîyi tatmamış olanlar, Cennet'in lezzetini, Cehennem'in işkencelerini ruhlarında hissetmeyenler, insanlığın ızdırabını bir defa olsun ruhlarında duymamış olanlar, kalkıyor sizin ızdırabınızı, derdinizi, çabanızı başka mecralarda görmek istiyorlar... Devletmiş, hükümetmiş, siyasetmiş... Bütün hayatlarını, bu yolla elde edecekleri menfaate bağlamış bulunanlar, iman adına, Kur'an adına çekilen ızdırapları da aynı kategoride değerlendiriyorlar. (Siyasi hedefe yönelik zannediyorlar...)

Bizim, hiçbir zaman terörle, anarşiyle, yolsuzlukla, gayr-ı kanunî herhangi bir işle alâkamız olmamış. Beni, Türkiye'yi ele geçirmeye çalışmakla suçluyorlar. Ben, dünyevî hiçbir şeye talip değilim; dünyanın sultanlığını teklif etseler, gözümü o tarafa çevirip bakmam. Bu türden suçlamalar karşısında, "Ya Rabbi" diyorum, "acaba Sana kullukta, Sen'in rızan istikametinde bir şeyler yapmaya çalışırken hata mı ettim; ihlâsta kusurum mu oldu da, hayatımda hiç düşünmediğim, rüyalarıma bile girmemiş ve hülyasını bile kurmadığım gayelerle beni suçluyorlar?!"

Fakat bu suçlamaların arkasında, böylesi ithamlarla resmî makamları aleyhimize kışkırtanların arkasında, cinnî şeytanlardan ders alan birtakım insî şeytanlar var ki, onlar, hem İslâm'a düşmanlar, hem de yolsuzluklardan sıyrılmış, meselelerini halletmiş ve dünya muvazenesinde gerçek yerini almış bir Türkiye istemiyorlar. Türkiye'nin şu an içinde bulunduğu durumda olması, kendi maksatlarını gerçekleştirmede onlara daha muvafık geliyor.

Fakat, İslâm'ın getirdiği rahmet çok engindir. Hz. Muhammed (sas), bütün âlemlere gönderilmiş öyle bir rahmet peygamberidir ki, yarın Ahiret'te şeytan bile o rahmetin enginliğinden ümide kapılacaktır.

Bu sebeple biz, bize en büyük düşmanlığı yapanların bile kurtuluşunu istiyor ve onların kurtuluşu için dünyamızı feda edecek ölçüde bir hasbîlik ve diğergâmlığa sahip değilsek, kendimizi samimiyetsiz kabul ediyoruz.

Aslında ben hiç çekinmeden kalkar, mahkemeye de çıkar, bütün dünyanın duyacağı şekilde bana yapılan hakaretleri, yapanların yüzlerine vurabilirdim. Ne var ki, bugün yapılması gereken bu değildir. Herkesin kavgaya kilitlendiği, ülkemizin ve dünyanın her zamankinden daha çok sulhe, sükuna, iç huzura, devlet-millet kaynaşmasına muhtaç olduğu bir zamanda, nefsimize yapılan ne olursa olsun, katlanmak mecburiyetinde olduğumuz kanaatindeyim. Milletimizin bugününü de geleceğini de düşünmek mecburiyetindeyiz.

Üzerimizde çiçeklerin bitmesi için gübreliğe razı olmalıyız. Hakkımızda herkesin yaptığı iftiraya, suçlamaya, attığı çamura cevap verecek de değiliz: Çünkü biz muhabbet fedaileriyiz, husumete vaktimiz yoktur.