Yazdır

Garih'in Ardından Diyalog Tablosu

Yazar: Hüseyin Gülerce, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Rahmetli Üzeyir Garih'in Neve Şalom Sinagogu'ndaki dinî törenine katılanlar, aslında tarihe tanıklık ettiler. 28 Ağustos 2001 tarihindeki bu törende siyaset, iş dünyası, medya ve sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri iki önemli tabloyu fark ettiler.

Birincisi, benim gibi pek çok Müslüman ilk defa bir sinagogdaki dinî törene katılıyorlardı. Hatta ben ürkekliğimi, yanımda duran Ali Bulaç'ın kulağına şu sözlerle fısıldadım: Sanki hepimiz, birbirimizin varlığından güç alıyoruz.

Gençliğimiz "Yahudi düşmanlığı" ile geçmişti. Ama şimdi bir Musevi mabedinde, dost bildiğimiz bir insana vefa gösterme adına hiçbir zorlama altında kalmadan bulunuyorduk.

Musevi mabedinde diyalog

Demek ki diyalog ve onun temsilcileri çok önemliydi. Üzeyir Garih ismi dışında acaba başka kaç kişi bizi bu mabede getirebilirdi? Sayıları yüzü bulan Müslümanlar olarak bir sinagogun içindeki duruşumuzla kabullendiğimiz acaba neydi? Anlattığımız, anlatmak istediğimiz neydi?

Şuydu: Farklı inançlara sahip olsak da bizler bu ülkede birbirimize sevgi ve güven duyarak birlikte yaşamak istiyoruz. Farklılıklarımızdan ayrılık değil, diyalog ve hoşgörü ikliminde birliktelik üretmek istiyoruz.

Fark ettiğimiz ikinci tablo, bu Musevi mabedinin içinde bir dinlerarası diyalog sergileniyordu. Hahambaşı David Aseo, Fener Rum Ortodoks Patriği Bartholomeos, Vatikan temsilcisi Georges Marovitch, Türkiye Ermenileri Patriği 2. Mesrob Mutafyan, İstanbul Müftüsü Necati Tayyar Taş aynı mabedin çatısı altındaydılar.

Barış tablosu ve Türkiye

Bu iki tablonun canlı yayında enfes yorumlarla bütün dünyaya gösterilmesini ne kadar çok istedim bilemezsiniz.

Türkiye işte bunun için önemliydi. Bu tabloları, dünya barışı adına bizim ülkemizden daha iyi anlatacak başka bir ülke yok diye düşünüyorum.

Ancak vefasızlık edemeyeceğim için bu iki muhteşem tablonun öncü kahramanı, Neve Şalom Sinagogu'ndaki tören boyunca hiç aklımdan çıkaramadığımı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Muhterem Fethullah Gülen'in ismini unutamayız.

Çünkü bugün dünya barışı için en önemli anahtar dinlerarası diyalog ise, bu diyalog için ilk adımı atma cesaretini gösteren insanı unutamayız.

Neve Şalom Sinagogu'ndaki törende hemen herkesle teker teker ilgilenen Türkiye Musevi Cemaati Onursal Başkanı Bensiyon Pinto, Ramazan Bayramı münasebetiyle 9 Ocak 2000'de gazetemiz Zaman'a şunları söylüyordu:

Pinto: İlk adım cesaret ister

"Hocaefendi, yaptığı diyalog çalışmaları ile bizleri bir kez daha keşfetti. Hocaefendi, sadece Müslümanlar ile diğer dinler arasında değil, Musevilerin, Hıristiyanların, Süryanilerin, Katoliklerin bütün dinlerin arasında da bir kaynaşma süreci başlattı. Şimdilerde dinler arasında dostluk ve uzlaşma mesajları vermek kolaylaştı. Ama önemli olan ilk adımı atacak cesareti göstermekti..."

Türkiye Süryani Katolik Patrik Vekili Yusuf Sağ'ın aynı tarihli gazetemizdeki sözleri ise şöyleydi:

Sağ: Hayal dahi edemezdik

"Yıllarca Türkiye'de İslam ile Hıristiyanlık ve diğer dinler arasında sıcak ilişkilerin kurulması için ilk adımı atacak, bu cesareti gösterebilecek birini aradık. Bu dünyayı cehennemden çıkarıp, cennete çevirmek için beraber yaşamanın güzelliğini gerçekleştirecek biri çıkacak mı diye bekliyorduk. Beklediğimiz 1997'deki bir iftar yemeğinde gerçekleşti. Hayal dahi edilmeyen bir olayı gerçekleştirdiği için Sayın Fethullah Gülen Hocaefendi Hazretlerine bütün kalbimle sevgilerimi ve saygılarımı sunuyorum."

İnsanlığın özünü bulacağı bahar

Muhterem Fethullah Gülen, globalleşen dünyamızda, İslam, Hıristiyanlık, Musevilik hatta Hint ve Çin dinlerini de içine alacak şekilde gelişen diyaloğun mecburî bir süreç olarak işleyeceğine inanıyor. Dünyamızın, insanlığın gerçek özünü bulacağı bir bahara gebe olduğuna inanıyor. Bu baharın hazırlanmasında en büyük rolün de Türkiye'ye düştüğüne inanıyor.

Neve Şalom Sinagogu'nda, iki diyalog tablosunu seyrederken gözüm hep Sayın Gülen'i aradı. Cesur adımları, ne güzel buluşmalara sebep oluyordu.

Vicdanlara seslenmek geçti içimden: Biz Sayın Gülen'in, devlet ve millet olarak kıymetini bilebilseydik, şimdi o Amerika'da vatan hasreti çekiyor olmayacaktı.

Şimdilerde bir şarkının sözleri beni hüzünlendirip duruyor:

Sabret gönül bir gün olur bu hasret biter,

Çekilen acılar canım gün olur geçer...