Yazdır

Cumhuriyetçi Osmanlı'ya Saplanan Bıçak…

Yazar: Cengiz Çandar, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Sakin ve sıcak bir Cumartesi öğleden sonra idi. Sağ yanımızda Dicle, tembel tembel, çıplak Kırklar Dağı'nın dibinden, yemyeşil Hevsel bahçelerinin arasından akıyordu. Gözümüzün sol ufkunda kavurucu Ağustos sıcağının altında bazalt renkli Diyarbakır'ın surları 1000 yılı aşkın ömürlerinin dinginliğiyle uzanıyorlardı…

Üzeyir Garih'in cinayete kurban gittiğini o sırada öğrendik. 'Toplumsal barış' başlıklı, 1500'den fazla Diyarbakırlı'nın o yaz sıcağında günboyu izlediği paneli henüz arkamızda bırakmıştık. Birdenbire Üzeyir Garih'in bir cinayete kurban gitmesinin 'toplumsal barış' kavramı üzerinde saatlerdir yapılan konuşmaları anlamsız kıldığı gibi, bir iç sıkıntısı herkese yayıldı. Bu duygu Diyarbakır'da hem çok çabuk ve hem de çok delici ve derinden geliyor insana.

Aklıma ilk gelen, 'bunun niçin yapılmış' olabileceği idi. Türkiye'de bir 'adi suç' işlenerek bir 'hunhar cinayet'e kurban gidecek en son insanlardan biriydi Üzeyir Garih. Çünkü bir insan ilişkileri ustasıydı. Bilge ve hoşgörülü kişiliğini çarçabuk karşısına geçirmekte ustaydı. Katilini ruhen ve derhal silahsızlandıracak kişilik özelliklerine sahip olduğunu bilebilen ve onu tanımış olma imtiyazını edinmiş kişilerden biriydim.

O yüzden, aklımdan 'daha büyük çaplı' cinayet gerekçeleri geçti. Enerji alanı en amansız uluslararası rekabetin ve bu nedenle 'en büyük suçlar'ın işlendiği bir alan. Acaba, Türkmenistan ile Azerbaycan arasında Hazar'ın altından boru döşemek projesinde Alarko rol aldığı ve Türkmenistan ile Alarko'nun sıkı ilişkileri gözönüne alınırsa, bu 'cinayet'in böyle bir 'perde arkası' olabilir miydi?

Gelgelelim, ısrar, 'tinerci çocuk' üzerinde odaklanmış ve 'cinayet' adeta aydınlanmıştı. Aradan geçen 48 saat, konuyu bir 'adi meczup cinayeti' olarak kamuoyuna inandırmaktan çıkarttı. Kamuoyu daha büyük kuşkular içine, ister istemez, girdi.

Uzmanlar, bıçakla cinayet işlemek için;

1. Profesyonellik,
2. Vicdansızlık gerektiğini söylüyorlar. Üzeyir Garih'le hiçbir kişisel husumetin tarafı olamayacak, 13 yaşında, tinerci olduğu 'iddia edilen' bir çocuğun, 10 bıçak darbesiyle netice almasının mümkün olmadığını söylüyorlar.

Nitekim, 'suç aleti' nasılsa hiçbir yerde bulunamadı. Kamuoyuna 'cinayeti işlediğini itiraf ettiği' açıklanan çocuk, 24 saat sonra 'delil yetersizliği'nden sonra serbest bırakıldı.

En ilginci, İsrail gizli servisleri, cinayetten 24 saat sonra İstanbul'a gelip çalışmaya başladılar. Tümüyle ekonomi yasalarının sonucu olan Türk parasının değer kaybına ilişkin olarak 'ulusal onur kampanyası' gibi saçma işlerle uğraşan hükümet, kendi vatandaşının kendi topraklarında işlenmiş bir cinayetle ilgili soruşturmaya, bir başka ülkenin gizli servislerinin 'müdahil' olmasından 'ulusal egemenlik' ve 'ulusal onur' adına, ne gariptir ki, hiçbir rahatsızlık duymuyor.

Bu arada, Üzeyir Garih'in, İsrail'de Sharon politikasından ciddi endişeler duyduğu ve buna karşı olduğundan haberdar oluyoruz…

Bütün bunların yanısıra, cinayetin işlendiği Eyüp Mezarlığı'nda üzerinde Arapça Allah yazılı kanlı bir çuval bulunduğu bir tür 'medya manipülasyonu' olarak gazete sayfalarına, televizyon ekranlarına yansıtılıyor.

Kısacası, 'iş', cinayetin ardından geçen ilk saatlerde vurgulandığı kadar 'basit' görünmüyor. Korkarız, 'Uğur Mumcu suikastı' gibi sonuçları çok boyutlu ve uzun zamanda etkisini yayacak türden, 'kirli' bir 'cinayet' ile karşı karşıyayız. Uğur Mumcu suikastının failleri olarak, bugüne kadar ortaya çıkarılan kişilerin sayısını ve isimlerini unuttuk. Ama Türkiye, Uğur Mumcu suikastının faillerinin bulunmuş olduğu konusunda rahatlamış ve suikast açığa çıkarılmış sayılıyor mu? Hayır.

Korkarız, 'failleri' olduğu ileri sürülen bir yığın isimle karşılaşacağımız, bir 'faili meçhul' daha olmasın…

Bu arada 'toplumsal bilgi dağarcığımız'a, Üzeyir Garih cinayeti sayesinde neler neler eklendi. Cumhuriyet tarihimizin iki mareşalinden birinin, Cumhuriyet ordusunun en uzun süreli Genelkurmay Başkanı Fevzi Çakmak'ın bir Nakşibendi şeyhinin müridi olduğu. Türkiye'deki Yahudi cemaatinin Fevzi Çakmak'ı çeşitli gerekçelerle sevdiği…

Şu anda Türkiye'de bazılarının oluşturulmak istediği 'denklem'i bozacak cinsten bir dizi bilgi… Üzeyir Garih, varlığıyla 'toplumsal barış'ın, Türkiye'nin 'tarihi kökleri' olan 'iç uyumu'nun muhteşem bir örneği idi. 1904'de İstanbul'a gelen Bağdatlı bir tüccarın torunu. Büyük amcası Sultan Abdülhamit'in doktorlarından. Babası, Erzurum ve Filistin cephelerinde savaşmış, Milli Mücadele'ye destek olmuş, Devlet Demiryolları'nda devlet memurluğu yapmış bir diş hekimi. Osmanlı-Cumhuriyet bileşiminin ve devamlılığının ifadesi olan bir ailenin çocuğu olan Üzeyir Garih, 'tarih bilinci', 'insan sevgisi' ve 'iman gücü' ile bu ülkenin gerçekten çok 'özel' bir insanıydı.

Fethullah Gülen'e suskunluğunu bozduracak, hazin bir taziyet mesajı göndertecek kadar, o cemaate dost; Kanal 7 ve STV ekranlarının aşina yüzü. Dış dünyada Türkiye'nin gönüllü ve etkili bir lobicisi. Başarılı ve vizyonlu işadamı. Türkiye'de Müslüman-Yahudi barışcıllığının sağlam bir köprüsü. Alçakgönüllü bir vatansever, bir gönül adamı. Yokluğunun, bu ülkeye felaket yolları döşetmemesine dua edelim…

Her karşılaştığımızda, 'Ben Üzeyir Garih. Ne olur ne olmaz, unutmuş olabilirsiniz; ben kendimi tanıtayım da..' cümlesiyle lafa girişen, benim şakacı dostum, her türlü 'analiz' bir yana, ciddi konuşalım bu kez:

Toprağın bol olsun. Mekanın Cennet olsun…