Yazdır

Anılar, Anılar...

Yazar: Taha Kıvanç, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Yıllar önce ilk karşılaştığımızda, Üzeyir Garih, bir münasebetini düşürüp holdinge ait bütün fabrikalarda işçilerin ibadet ihtiyaçlarının düşünüldüğünü bana çıtlatmıştı. Fabrikanın büyüklüğüne göre mescit açarlarmış... Bu bakımdan, şu sıralarda ortaya dökülen ve "Üzeyir Garih yoksa müslüman mıydı?" biçiminde özetlenebilecek kuşkuları doğal karşılıyorum.

Fethullah Gülen'e yazdığı mektuplarda "Peygamberimiz" ifadesini kullanmış... Dişçi olan babası, yakından tanıdığı bir hastasına, "Ben aslında Müslüman oldum, ama bunu sır olarak saklıyorum" demiş... Bunlar Zaman gazetesinde okuduğum ilginç anekdotlar... Ancak, kendisinin açık 'ikrarı', ya da yeni değiştirdiği öğrenilen vasiyetinde konuyla ilgili bir bölüm yoksa, Üzeyir Garih, sinagogta yapılacak törenle musevi mezarlığına gömülecektir... Benim, "Dinince dinlensin" demem bu sebeple...

Bildiğim bir şey var: Her zaman bir üyesi olarak davrandığı Musevi Cemaati ile arası o kadar da iyi değildi Üzeyir Garih'in; cemaatin öndegelenleri aralarına mesafe koyma ihtiyacı hissederdi... Bunu cemaat içi siyasetin bir sonucu olarak değerlendirmek mümkün...

Bir gün, Alparslan Türkeş'le ilgili, dönemin özellikleri düşünülürse epey ilginç, bir anısını aktarmıştı bana Üzeyir Bey... 12 Eylül öncesinin teröre teslim olmuş Türkiyesi'nde, iş durdurmayı marifet sayan sendikaların hüküm sürdüğü günlerde, Alarko fabrikasında da grev ilan edilir... Alarko işçileri, o zamanki MHP'yle aynı çizgide bulunan Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu'na (MİSK) üyedirler... Grevcilerin talepleri karşılanamaz olduğu için grev de bir türlü bitmek bilmez...

Üzeyir Bey, "O zaman aklıma konuyu Alparslan Türkeş'e açmak geldi" diye anlattı. Ankara'ya gidip o sırada 'milli cephe hükümeti' içerisinde koalisyon ortağı olan Türkeş'in kapısını çalar... Rahmetli lider Üzeyir Bey'i ilgiyle dinler ve sorunu kendi sorunu olarak kabul ettiğini bildirir. "Çözeriz" der ve grevdeki fabrikayı ziyaret edeceğini bildirir. Gün tespit ederler...

"Sözleştiğimiz gün ve saatte geldi Türkeş Bey" diye anlattı Üzeyir Garih; "Fabrikadan içeriye onun girdiğini gören işçiler şaşırdılar. Alparslan Türkeş içeride bizlerle sohbete koyuldu; ama bilirsiniz, bu tip sohbetler kısa sürede malzeme tüketir, bizde de beş dakikada öyle oldu. Rahmetli, 'Şimdi hemen çıkarsam konunun ciddiyeti tam anlaşılmaz; siz iyisi mi bana bugünün gazetelerini getirin' dedi ve iki saatini fabrikada geçirdi. Dışarı çıktığında, işçiler, MHP liderini alkışladılar. Grev de ertesi gün sona erdi."

Alarko'nun sahipleriyle Alparslan Türkeş arasındaki dostluğun daha sonra da devam ettiği Ermenistan'la ilgili gelişmeler sırasında ortaya çıkmıştı...

O günlerde kurulan dostluğun etkisi olmuş mudur bilemiyorum, Alarko Holding, 1990 sonrasında, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri'nde çok faal hale geldi; Aşkabad (Türkmenistan) Havaalanı inşaatını Alarko üstlendi; açılış töreninde Üzeyir Garih'e olağanüstü itibar edildiğini fark etmiştim...

Alarko'nun iki ortağı, ne yalan söyleyeyim, bir piyesin iki farklı rolünü oynuyor görünmüştü gözüme... Hiç değilse ilk başlarda... İshak Alaton, sosyal demokrat bilinir ve o çizgide teklifler seslendirirdi... Üzeyir Garih ise, Türkiye'de sağcı ne kadar grup varsa onlara yakın dururdu; önceleri Türkiye gazetesi grubuna yakınlığı dikkat çekiciydi, hatta TGRT çizgi değiştirdiğinde, "Alarko satın aldı" dedikoduları bile çıkmıştı...

Daha sonra, Fethullah Gülen'i sık sık ziyaret ettiği ve cemaatin faaliyetlerine katıldığı gözlendi. Benim de aralarında bulunduğum gruplara Türkiye sınırları dışındaki okul faaliyetlerinin ne kadar muhteşem olduğunu anlatırken çok dinlemişimdir kendisini... O ünlü 'kaset' olayı sonrasında bile tavrı değişmedi; cemaati ve hizmetlerini savunmaya devam etti.

Bir holding ve iki ortak, ikisi de musevi; ama biri 'sosyal demokrat' ve o çizginin faaliyetleri içerisinde yer alıyor, çıkıp konuşmalar yapıyor, diğeri de 'sağ' çevrelerle yakın ve mesajlarını en fazla onlara yöneltiyor... Başlangıçta, bunu, bir 'rol dağılımı' ile ilgili görüp kuşkulanmam doğal... Ancak, sonradan, Üzeyir Garih'in, Necmettin Erbakan'la, İTÜ'de motorlar kürsüsünde asistanlık yaptıkları dönemden dostlukları olduğunu öğrendim; İshak Alaton'un da İsveç'te öğrencilik yaptığı yıllarda sendikal faaliyetlere katıldığını... İkisiyle de, kapalı-açık bir çok seminerde, en samimi fikirlerini dinlerken buldum kendimi ve birlikteliklerinin sırrını da çözdüm: Farklılığın mutlu âhengini yaşıyorlardı...

Nitekim, ortağının ölümü üzerine konuşan İshak Alaton, "Biz farklılığı başarılı bir ortaklığa çevirdik" anlamına gelen bir tespitte bulundu.

Umarım, kim vurduya gitmez, kâtil(ler)i bulunur...