Yazdır

Bir Vefatın Düştüğü Tarih Notu

Yazar: Taha Kıvanç, Yeni Şafak Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Ne garip bir milletiz; gerçekleri adlı adınca ve bütün çıplaklığıyla tartışmak yerine dolaylı yolları tercih ediyoruz. Tarihimize "Gerici ayaklanma" olarak geçmiş 31 Mart Vak'asının sonraki benzer gelişmelere kapı aralayan bir 'askeri müdahale' olduğunu öğrenmemiz için Ahmet Altan'ın 'İsyan günlerinde aşk' romanını yazması gerekti sözgelimi... Herkes, "Aa, bunu zaten biliyoruz" dedi... Menfur bir cinayete kurban giden ünlü işadamı Üzeyir Garih de yakın tarihimizin bir başka bilinmeyeniyle yüzleşmemizi sağlayacağa benziyor…

Üzeyir Garih, eceliyle, Eyüp Camii'nden Piyer Loti'ye tırmanılan yokuşun bir noktasında, Mareşal Fevzi Çakmak ile Nakşi şeyhi Küçük Hüseyin Efendi'nin kabirlerinin bulunduğu sahanlıkta buluştu. Tinerci bir çocuk, biraz once bir küçük kızın eline para sıkıştırdığını gördüğü, eski ziyaretlerinden âşinalığı olan Üzeyir Garih'ten kendisine de para vermesini istemiş; reddedilince elindeki kokoreç bıçağını ünlü işadamına saplamış da saplamış… İshak Alaton'un "Kör cehalet" demesi boşuna değil…

Üzeyir Bey Musevi asıllıydı; bir Musevi'nin kendi dinince 'kutsal' Şabat olan bir cumartesi günü, müslüman kabristanında ne işi olabilir? Sadece o cumartesi değil, her ay en az bir kez olmak üzere başka cumartesi günleri de 'Nakşi tarlası' diye anıldığını Murat Bardakçı'nın yazdığı o sahanlığa gidermiş Üzeyir Garih. Kendisinin de "Şeyhim" dediği Küçük Hüseyin Efendi'yle Mareşal Çakmak'ın mezarları başında dua edermiş… Eşi Lili Garih, bir tv programında, "Cumartesi sabahları ortadan kaybolur, nereye gittiğini bilmeyiz" demiş… Koç Holding eski yöneticisi Can Kıraç, "Kabristan ziyaretlerim sırasında iki kez karşılaştım, Küçük Hüseyin Efendi için geldiğini söyledi" bilgisini aktarmış… Ortağı İshak Alaton da irtibatı doğrulamış…

Peki ama neden?

Bu sorunun cevabını, Musevi kökenli azınlıkların Türkiye Cumhuriyeti'nde yaşadıklarını kitaplaştıran araştırmacı Rıfat N. Bali veriyor: Tarihimizin belli bir döneminde, Musevi azınlıkları 'kitlesel olarak imha etmek' üzere hazırlıklar yapılmış; planı haber alan Mareşal Fevzi Çakmak, bunu engellemek için, Musevi Cemaati öndegelenlerini, daha once askerlik yaptıkları halde, yeniden silâh altına aldırmış… Buna, "20 sınıf ihtiyat olayı" deniyormuş… Bir çok Musevi işadamı Mareşal'ın müdahalesi sayesinde sağ kaldığına inanmaktaymış… Rıfat Bali'nin 19 Aralık 1999 tarihinde Cumhuriyet Dergi'de yayımlanan yazısından, dün, yine Cumhuriyet Üzeyir Garih cinayeti vesilesiyle söz ediyordu, iyi mi?

Peki ya Nakşibendi şeyhi Küçük Hüseyin Efendi irtibatı nereden çıkıyor? Zamanında 'kutub' diye anılan önemli bir din büyüğü olduğu anlaşılıyor Küçük Hüseyin Efendi'nin… Mareşal Fevzi Çakmak da müritlerindenmiş… 14 Mart 1930 tarihinde vefat etmiş… Tarihimize "Menemen Vak'ası" olarak geçen (13 Aralık 1930) ve etkileri bugün bile hissedilen bir diğer 'gericilik olayı'ndan sekiz ay önce… Bu ayrıntı önemli; çünkü "Menemen Vak'ası" sonrasında Nakşibendiler yargılandılar ve pek çok insan sırf o intisap yüzünden darağacını boyladı… Daha erken hayatını kaybetmeseydi, Mareşal müridi olan Küçük Hüseyin Efendi de, büyük ihtimalle aynı kargaşada canını kurtaramayacaktı…

Buraya kadar Üzeyir Garih'in, 'Nakşi' olduğunu bu vesileyle öğrendiğimiz Mareşal Fevzi Çakmak'a neden ilgi duyduğunu anlamış olduk. Mareşal çok uzun yıllar genelkurmay başkanlığı yaptı; etkisini yitirdikten sonra, başta Museviler olmak üzere ülkemizdeki azınlık mensuplarını hedef alan gelişmeler yaşandı ülkemizde… Almanya'dan kaçıp Struma gemisiyle ülkemize gelen Museviler'e ülke kapılarının sımsıkı kapandığını biliyoruz; batırılan Struma'nın yolcularının hayatlarını kaybettiklerini de… İsmet İnönü'nün çıkardığı 'varlık vergisi' yüzünden, İshak Alaton'un babası ve Üzeyir Garih'in akrabaları dahil pek çok Musevi vatandaş Erzurum/Aşkale'ye taş kırmaya gönderildi… Bu sebeple, Üzeyir Garih'in Mareşal Çakmak'a şükran duyması doğal…

Peki, Üzeyir Garih ile Küçük Hüseyin Efendi'nin ne ilişkisi olabilir?

İkisi arasında doğrudan bir ilişki olması mekân açısından olmasa bile zaman açısından imkânsız. Nakşi şeyhi vefat ettiğinde Üzeyir Bey bebekti; o büyüdüğünde Nakşibendilik 'yasadışı' hale getirilmişti… Ayrıca kendisini "O kadar da dindar değilim" diye tanımlasa bile, Üzeyir Garih, Musevi Cemaati üyesiydi… Kendisi, Fethullah Gülen'le ilk temas kuran azınlık mensubuydu; Hahambaşı David Asseo ile Gülen arasındaki ilk köprü de, yanılmıyorsam, yine Üzeyir Garih'ti… Kendisi de gençliğinde 'haham' olma arzusu gösterdiği ve eğitimini aldığı için, dindarlara ve dinadamlarına saygısı garip kaçmıyor…

Küçük Hüseyin Efendi'ye duyduğu saygı için benim tahminim şu: 'Kitlesel imha planı' çok güçlü bir genelkurmay başkanı olan Mareşal Fevzi Çakmak'ın bilgisi dışında yapılmış olamaz; onu karar üzerinde yeniden düşünmeye ve Musevi vatandaşları himayesi altına almaya sürükleyen bir önemli tesir söz konusu olmalı… Garih'in babasının başvurduğu Küçük Hüseyin Efendi bunu sağlamış olmasın? Belki de, "Menemen Vak'ası" denilen olayın Nakşibendiler'le irtibatlandırılması bile, tarikatın Mareşal üzerindeki gücü anlaşıldıktan sonra ortaya çıkmış olabilir…

Üzeyir Garih benim de dostumdu; dinince dinlensin…