Yazdır

Bazı Toplantılar ve Arayışlar

Yazar: Abdullah Aymaz, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Geçtiğimiz ay Fransa ve Almanya'da iki büyük toplantı yapıldı. Bunlardan birisi Avrupa'nın başşehri sayılan Strasbourg'da bütün Avrupa ülkelerinden gelen Katolik, Protestan, Anglikan ve Ortodokslardan meydana gelen 120 dinî temsilci tarafından gerçekleştirildi.

Bu toplantıda bir hafta boyunca Büyük Avrupa Ekümenlik Sözleşmesi'nin maddeleri tartışıldı ve sonunda ortak bir bildiri imzalandı.

Toplantıya katılan farklı dinlerden yüzlerce genç, arkadaşları ile ortak çalışmalar yaptılar. Gençlerin en çok üzerinde durdukları konu; dinden uzaklaşan Avrupa gençliği için neler yapılabileceği idi.

Toplantının mühim simalarından biri olan Arnavutluk Ortodokslarından Dr. Anastasios şunları söyledi: "Eğer bizler, Avrupa kiliseleri olarak içimize kapanıp, sadece kendi mensuplarımızla ilgilenirsek, küreselleşen dünyamızda, insanlık adına karar alma mekanizmalarını, inisiyatiflerini ve mesuliyetini, laiklere, finansçılara ve politikacılara bırakırsak İncil'e ihanet etmiş oluruz."

Toplantı sonrası ortak bir bildiri imzalandı. Kararlardan bazıları:
1. Diğer dinlerin mensupları ile diyaloğu geliştirmek ve onlarla ortak hedefler üzerinde çalışmak.
2. Kiliselerin birlikte hareket etmesi. Birbirine dua etmek.
3. Maddî ve manevî baskılarla din değiştirmeye zorlamamak. Din değiştirme hakkını kişilerin kendi hür iradelerine bırakmak.
4. Avrupa'da dini hürriyeti ve dini hayatı garanti altına almak.
5. Milli ve etnik çıkarlar adına kiliseleri kullandırmamak.
6. Aile kavramını güçlendirmek.

İkinci toplantı Kiliseler Günü münasebetiyle Frankfurt'ta yapıldı. Bu yıl yirmi dokuzuncusu düzenlenen Kiliseler Günü'nü Alman Evangelisch Kilisesi himaye etti. Altmış ayrı özel temsilcinin katılması ve açılış duası ile toplantıya başlandı. Devletin tam desteği ve sivil toplum kuruluşlarının katılması ile büyük bir görüşme gerçekleştirildi. Aslında toplantılar sadece dinî hüviyette olmadı. Tiyatro, müzikten tutun da bilim, sanat adına her şey vardı...

Biz Kurban Bayramı'nda rahatsız olduğu için Ortodoksların Almanya Metropoliti Augoustinos'a geçmiş olsun ziyaretine gitmiştik. Giderken yanımızda da Fethullah Gülen Hocaefendi'nin İnancın Gölgesinde ve Yitirilmiş Cennete Doğru isimli kitaplarının Almancaları mevcuttu; kendisine hediye etmiştik. O zaman bizi 13-17 Haziran arasında yapılacak bu meseleden haberdar etmişti. Biz son günlerde uğrayabildik. Bize dedi ki: "Bu toplantılara bilhassa, azınlıklar ve İslamiyet'le ilgili toplanıtlara sizlerin mutlaka katılmanız lazım. Rahatsızlığım sırasında getirmiş olduğunuz kitapları okudum. Çok yeni şeyler öğrendim. Bilmediğim çok şey varmış. Anlatılanlar çok güzel. İslamiyet böyle anlatılmalı. Almanlar İslamiyet'i bilmiyor ve çekiniyorlar. Aslında onlar farkında olmadan sizleri arıyorlar. Şu toplantıya katılan Hıristiyanların ve Yahudilerin İslamiyet'le ilgili farklı hatta yanlış bilgileri var. İşte onun için sizlerin mutlaka bu toplantılarda konuşmanız gerekir. Üst düzey insanlar katılıyor. Onlar İslamiyet'i sizin ağzınızdan dinlemiş olacaklar."

Metropol Augoustinos'un bu içten ve dostça ifadelerini dinledikten sonra, pek çok meselede olduğu gibi bu hususta da çok gerilerde kaldığımızı fark ettim. Aslında yapılacak çok iş var. Dini ve dili iyi bilen, maksat ve meramını rahat anlatabilen insanlarımıza çok ihtiyaç var.

Danimarka ve Avusturya'da İslamiyet'i tanıtma adına okullarda verilen bilgilerin çok faydalı olduğunu bizzat bu işlerle meşgul olanların ağzından dinledim. Lise seviyesinde iki yüz okulda konferans veren Fatih Alev Bey'in, Danimarka'daki gayretleri takdire değer.

Aklımıza tanıtmanın ne faydası olacak diye bir soru gelebilir; ama görüyoruz ki, Batı bir arayış içinde... Amerika ve Avrupa'da pek çok insan çok küçük yaşta tatminsizlikten yepyeni şeyler, felsefî ve dinî düşünceler peşine düşüyor. Biz, kendi internet sayfalarında hayatlarını anlatan mühtedileri incelediğimiz zaman şu ifadelerle karşılaşıyoruz: "Arayışa girdim fakat aklıma hiç İslamiyet gelmedi. Çünkü bizim medyadan öğrendiğimize göre, İslamiyet demek terör ve vahşet demekti. Ondan ne öğrenecek ve ondan neyi bulacaktım. Ama sınıf arkadaşım vesile oldu. (Veya elime geçen bir sempozyum davetiyesi, yahut hediye edilen bir kitap, yahut iş yerinde bir arkadaş vesile oldu.)"

İşte görüyorsunuz, bir arayış var; ama ona ulaşılacak yollar bozulmuş hatta tıkanmış. Peki bize bir şey düşmüyor mu? Hiçbir sorumluluğumuz yok mu? Tanıtalım... Ayaklarına götürelim... Kendimizde gösterelim... Yoksa bu mesuliıetin hesabını veremeyiz...