Yazdır

Aynı Film, Benzer Oyuncular!

Yazar: M. Nedim Hazar, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 1
En KötüEn İyi 
Bilmiyorum bu yemeği daha kaç sefer ısıtıp önümüze getirecekler ve biz otorup, hiçbir şey olmayacakmış gibi iştahla yiyeceğiz. Kartel ve bu ülkenin derin devleti, Türk insanının zayıf hafızasından öyle bir yakalamışlar ki, muazzam zengin bir damar. Kaz kaz bitmiyor.

Hani reklam diyor ya; dök dök ye!

İktidar-medya ilişkisi tarih boyunca bu kadar mide bulandırıcı, bu kadar onursuz oldu mu bilmiyorum!

Yaşadıklarımıza bakarsak, daha da iğrençleşip, yerlere serilecek.

Tayyip Erdoğan ve AKP meselesi. Yine kaset, yine düğme, yine mide bulandırıcı senaryo. Ve aynı histeri! Kullanılan maşalar haleflerinden daha kuralsız ve kutsalsız. Bu işin ayrı yönü.

Ama bir filmin bu kadar yeni versiyonu çekilmez ki be mübarek!

Bakın nisan ayında Milliyet'in yayın yönetmeni o dönem ki hasımları Sadettin Tantan'a ithafen ne demiş: ' Bu ülkeyi sizlere bırakmayacağız!' Hatırlarsanız Fatih Altaylı da GS yönetimini Uzanlar'a bırakmamak için yönetime girmişti. Belki başka bir kartel yazarı AKP'yi Tayyip'e bırakmamak için MKYK'sına yazılır.

Şimdi şöyle bir kurgu yapalım:

1. Önümüzdeki ay Mavi Akım yolsuzluğu hakkında askerlerin bazı dosyaları işleme koyacağı kulislerde gezindi.

2. Mesut Yılmaz bugüne kadar hiç de alışık olmadık şekilde partisinin kongresinde damdan düşer gibi ulusal güvenlikten bahsedip hedef gösterdi.

3. AK Parti bütün hukukçuların, medyanın gözü önünde kuruldu, Meclis'te toplantısını yaptı. Kimseden 'tık' yok.

4. MGK toplantısından bir gün önce, tuhaf bir şekilde, gazetecilik mesleğinin en enteresan ve çatışmacı isimlerinden birine bir kaset ulaştırıldı.

5. MGK toplantısında G. Kurmay Başkanı, Yılmaz'a bahsi geçen kaseti izleyip izlemediğini sordu.

Yukarıdaki kurgu, onlarca defa tekrarlanmış bir oyunun milimi milimine tekrarı gibi. İşin acısı bu halkın berbat bir yeşilçam filmi gibi olan bu senaryoyu defalarca yemesi. Tıpkı darbeler gibi gelenek oldu infaz gazeteciliği ve derin imha operasyonu.

Kimin, ne için, kime hizmet ettiği de karışık. Kimi patronun kucağındaki yerini sağlamlaştırmak, patron paralarını ısıtmak için derin dizlere dayanmak, derinler ellerindeki 'erk'e bırakmamak için zincirleme dayanıyorlar birbirine. Bakın Ertuğrul Özkök dün ne yazdı: 'Öyleyse bu kaseti niye verdi? Tuncay Özkan: ''Tamamen ticari bir arşiv alışveriş.'' Hatta kaseti almak için o sosyal demokrat araştırmacıyla bir anlaşma bile imzalamış.' Şimdi hafızamızı zorlayıp 1 Temmuz 2000 tarihine dönüp Sabah gazetesinde Ergun Poyraz ile yapılan bir röportajı okuyoruz: 'Pek çok televizyon kanalına Hasan Mezarcı'nın, Şevki Yılmaz'ın ve Hasan Hüseyin Ceylan'ın laiklik ve cumhuriyet ilkelerini hedef alan konuşmalarını gönderdim. Ancak hiçbirinden ne para talep ettim ne de 1 lira aldım.' Özkök Kanal D'ye kaseti veren kişinin 'sosyal demokrat' olduğunu ve kaseti 'tamamen duygusal' sebeplerde verdiğini yazıyor. Poryraz'ın bir yıl önce Sabah'a verdiği röportajdaki bir kısım çok ilginç: 'Basına yansımamış olan RP kökenli siyasetçilerle ve Fethullah Gülen'in, yine Bülent Arınç ve Hüseyin (Hüsamettin olacak MNH) Korkutata'nın da Atatürk'e hakaret ettiği kasetler var.'

Hatırlarsınız Fethullah Gülen'e infaz olayını. Aydınlık Dergisi nasıl olduysa bir yıl önceden olacakları satır satır yazmıştı.

Yani bir senaryo var. Bir kurgu var. Bir senarist, yönetmen, setçi, ışıkçı var. İzleyicilerin ve oyuncuların olduğu gibi. Kötüler, iyiler, korkaklar, alçaklar, namussuzlar, ruhunu satanların olduğu gibi.

Öyle bir seri film ki derin devlet ile derin medyanın beraber yaptığı. Bir sonraki filmi de ağızlarından kaçırıyorlar. Alın size benden bir iyilik: Bir sonraki filmin başrol oyuncusunun adı Bülent Arınç. Nerden mi biliyorum?

Elimde kasetler var açıklattırmayın!

Bırakınız kursunlar!

Ne kadar ilginç değil mi? Tayyip Erdoğan ve partisi hakkında sanki düğmeye basılmış gibi medyatik ve hukuki sıkıştırma aynı anda geliyor. Bazı kanunlar sanki dolapta duruyor ve ihtiyaç halinde servise konuluyor. Erdoğan'ın parti kuramayacağı kesinse niye kasetin ortaya çıkması beklendi ki? Yoksa darbe yapmak için 'bırakınız birbirlerini öldürüp, bize hazır olsunlar' mantığı mı geçerli?