Yazdır

Esas Haksız ve Vatansız Kim?

Yazar: Abdullah Aymaz, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Onlar, okulun ahlaken, derslerde başarı yönünden en başarılı ve en çok sevilen öğrencileriydi. Herkes tarafından parmakla gösterilirlerdi.

Hele bir tanesi, daha da kabiliyetli ve başarılıydı. Herkesin iki senede başarabildiği hâfızlığı yaz tatilinde iki ayda başarmıştı. Hisar Camii'nde yapılan merasim basına yansımıştı. Bu iki arkadaş, biriktirdikleri paraları ile pazar günleri sergilenen kitaplardan kendilerine uygun olanları satın almaya gitmişlerdi. Birer kitap seçmiş, ceplerindeki bütün harçlıklarını vermişlerdi. Paraları olmadığı için alamadıkları kitaplara da bakıyor bakıyor ve adeta gözleriyle onları okşuyorlardı. Tam o sırada satıcılardan iri yarı uzun boylu, korsan tipli olanı ellerindeki kitapları çekti aldı. Onlar, "Biz onların parasını ödedik. Arkadaşınıza sorun, yapmayın." diye yalvarmalarına rağmen, bunları o kalabalığın içinde ite kaka oradan uzaklaştırdı. Çok yönden rencide olmuş bu masum, mağdur ve mazlumların sızlanışları günlerce sürdü. Ama o kitap korsanları bir daha hiçbir pazar görünmediler. Neye uğramışlardı bilemediler.

Bunlardan birisi tahsilini bitirmiş, bir okulda öğretmenlik yapıyordu. Fakat okul idaresi İstiklal Marşı düşmanı bir grubun elindeydi. Kendi öğretmen arkadaşlarının haftalık ders programlarını iki güne sıkıştırıyor, onun derslerini ise bir haftaya serpiştiriyorlardı. Sabahları liseliler, öğleden sonra ortaokul öğrencilerinin okuduğu bu okulda haftada dört defa İstiklal Marşı okunurdu. Pazartesi sabah ilk saat, öğleden sonra ilk saat, cuma günü sabah son saat, öğleden sonra da son saat ders koydukları için seve seve bu dört İstiklal Marşı törenine katılırdı. Fakat yaz–kış saat uygulamaları ve namaz vakitlerinin mevsim mevsim değişimi yüzünden bazen cuma namazı ve akşamın çok yaklaşması yüzünden ikindi namazları tehlikeye düşüyordu. Onun için okula yüz metre yakın olan camiye koşa koşa gidip gelirken İstiklal Marşı'na bazen yetişemiyordu. 12 Eylül 1980 darbesinden sonra bir gün kendisini askeri garnizon komutanı çağırtmış ve "Sen niçin İstiklal Marşı törenlerine katılmıyorsun? Hakkında şikayet var." demişti. Bunu yapanları tahmin ediyordu. Hayret ve dehşet içinde "Nasıl olur yarbayım? Bu hususa benden daha çok dikkat eden kimse yoktur. Ben İstiklal Madalyası olan İstiklal Savaşı gazisi torunuyum. Ama benim durumum bu: Din bilgisi öğretmeniyim. Namazların bilhassa cumanın öneminden bahsettiğim talebelerimin önünde cuma namazına gitmezsem ne duruma düşerim, bir düşünün!" demiş, bu ihaneti de asla unutamamış, içi–dışına sığmaz bir sıkıntı içine girmişti. Ama çok geçmeden bunu tezgahlayan grup, suiistimalleri sebebiyle idareden alınıp ekip halinde dağıtılmışlardı. Mazlumların ahı arşı titrettiği için bu akıbet çok geçmeden başlarına gelmişti.

Şimdi bir gadre daha şahit oldum. Ülkesine ve bütün dünyaya en güzel hizmetleri veren, en az on dalda Nobel ödülü gibi en güzel ödüllere layık hassas bir insana vatansız (!) denilmiş. Sıla hasreti ile yazdığı şiirleri okuyanın vicdanı ihtizaza gelir. Bu tabiri hiçbir vicdan sahibi ona yakıştıramaz. Buna Allah razı olmaz. Ona yapılan iftiraların nasıl geri döndüğüne biz çok şahit olduk. Bir ara Perinçek "Hapse atılacak." dedi. Herkesten önce kendisini hapiste buldu. Düğmecilerden birisi, asansörün düğmesine yanlış bastı. Çete başı diye manşet atan gazetenin patronu çete başılıktan içeride yatıyor. Dünyadan ayrılmış bazılarını söylemek de bize yakışmaz. Bütün bunları tesadüfe havale etmek de doğru değil.

Yüzde 95'in sempatisini üzerinde toplamış ve bir milletin gözdesi olmuş bir mağdur ve mazluma bunlar reva görülmemeliydi. Milyonların her gün hayır duasına mazhar birisine yapılan bir iftira, rencide edici bir söz, vicdan–ı umumiden beddua olarak ve kalb–i umumiden nefret olarak dönerse, herhalde arşı titretecek böyle bir durum bu işin odağı olmuş kişi ve şebekeleri bin pişman eder. Hasımlarına bile hayır dualarında yer veren muzdarip ve mahzun bir kalbi kendi fesat anlayışları ile artık kimse meşgul etmesin. Çünkü, Allah hiç razı olmaz. Onu da hiçbir zaman onlara bırakmaz.