Yazdır

Abant'ın Artıları ve Eksileri

Yazar: Ali Bulaç, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Dördüncü Abant toplantısı sonucunda ortaya çıkan sonuç bildirisinin önceki üç bildiriyle mukayese edildiğinde çok daha yoğun ve anlamlı bir muhteva taşıdığını söylemek mümkün.

Bildiri, altından kalkmaya çalıştığımız sosyal, hukuki ve siyasi sorunlarımıza ilişkin önemli bir 'yol haritası' vermektedir. Dört senedir süren toplantılar belli bir çerçeveye oturdu; neyin, nasıl ele alınacağı konusunda bir yöntem şekillendi.

Abant'ın önemi, özünde 'ahlaki tutum ve sorumluluk duygusu' yatan böyle bir yöntemin fiilen işler hale getirilmiş olmasıdır. Bu yöntemin iki boyutu var: Biri, temeli 'toplumsal sözleşme'ye dayanan, dayanması gereken anayasanın oluş biçimine ilişkin bir fikir vermesi; diğeri demokrasinin işleyen sürecinin doğasıyla ilgili fonksiyonel bir model sunması.

Eğer anayasa metinleri, sosyal ve kamusal hayata, dolayısıyla resmi ve sivil iktidar ilişkilerinin düzenlendiği, sürdüğü ve yeniden üretildiği kamusal hayata katılma durumunda olan aktörlerin, yani birden fazla tarafın kendi aralarında akdettikleri sözleşme hükümleri ise, söz konusu aktörlerin, bir araya gelerek bir müzakere süreci başlatmaları gerekmektedir. Müzakere hem anayasa metninin teşekkül sürecini meydana getirir, hem de ortaya çıkacak olan çerçeve metnin hükümlerine göre işleyecek olan demokratik rejimin işleyiş sürecine yol haritası çizer.

Abant, bu anlamda ilk önemli teşebbüs ve tecrübe olmuştur. Ancak 'model' olması beklenen bu teşebbüs henüz daha her iki alan için uygun ve arzuya şayan sonuçların elde edilmesi konusunda "yeterli bir formasyon" geliştirmiş değildir. Hatta sonuç bildirisinin 'övgüye değer özellikleri'ne rağmen bu sene bir adım geri atıldığını dahi söylemek mümkün. 1. ve 2. maddelerde yeterince kaale alınmayan ifadeler buna örnek gösterilebilir. Başkaları için başka maddeler ayrı durumda olabilir. Kuşkusuz herkesin düşüncesi ve öngörüleri tam olarak metinde yer almaz ve hiçbir metin tek bir kişinin veya kesimin varsayımlarına ve taleplerine göre teşekkül etmez. Bu durumda yapılması gereken şey, 'ihtirazi kayıtlar'ı bir geçiştirme aracı kullanıp sonuçta şu veya bu çerçevede bir metin çıkarmak olmamalı, tam aksine ihtilaflı konuları –belki kamuoyuna açıkça zikretmek suretiyle– sonraya bırakıp müzakere sürecini işler halde tutmak olmalıdır. İkna olmadığımız maddelerin bulunduğu bir metnin altına imza attığımızda, kendimize karşı saygıda bir eksiltme meydana getirmiş oluruz.

Çünkü bugün sadece siyasi çoğulculuğu öngörüp kültürel ve toplumsal çoğulculuğa nispeten kapalı olan modern demokrasi teorisine bir katkı sağlanacaksa, bilinmesi gereken en önemli şey, 'demokrasinin işleyen bir süreç' olarak kabul edilmesi ve bu sürecin en hayati ve hiç sona erdirilmemesi gereken 'müzakere unsuru'nun canlı tutulmasıdır. Uzun bir tecrübeden sonra 'katılım'ı azaltan 'temsil'in ve temsili demokrasinin mahzurlarını bu şekilde gidermek mümkün. Çünkü ancak bu anlamdaki müzakereyle karar mekanizmaları yanında karar süreçlerini de 'demokratik bir öz'e kavuşturmuş olur.

"Eğer 'müzakere', demokratik sürecin ruhu ise, müzakerenin sürecin hiçbir aşamasında kesintiye uğramaması lazım. Açık müzakere sürecinde, farklı toplumsal kesimlerin talepleri dile gelir, tartışmaya konu olur ve bunlardan bir kısmı anlaşma ile sonuçlanır. Müzakere zemininde üzerinde anlaşmaya varılan her konu temel yasanın (anayasa) bir maddesini teşkil eder. Her müzakerenin anlaşmayla bitmesi mümkün değildir. Üzerinde konsensusa varılmayan ihtilaf noktaları müzakere konusu olmaya devam eder." Müzakerenin iki şartı var: a) Söz ve ifade özgürlüğü (açık tartışma), b) Hiçbir toplumsal grubun müzakere dışında tutulmaması.'' Müzakere ile amaçlanan şey, kısa bir zaman diliminde çok sayıda madde ve bunlardan müteşekkil bir nihai metin çıkarmak değil, belki uzun bir zamana yayılmış süreç içinde üzerinde ne kadar anlaşmaya varılmışsa o kadar madde ile yetinmek ve fakat müzakere sürecini işler halde tutmaktır.

Müzakere süreci, bilme, anlama, ikna ve anlaşma yoluyla uzlaşmayı hedefler. Bu anlamda Abant'ın bu sürecin farkına varılmasında önemli bir katkı sağladığını söylemek gerekir.