Yazdır

Saygı Sevgi İnsanı Müslüman

Yazar: Ahmet Şahin, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 2
En KötüEn İyi 

Biz şunu biliyoruz: İslam mensubunu kaba saba davranan, hürmet ve saygı bilmeyen kimse olarak yetiştirmez, böylesine uyumsuz insanı da kucaklama gereği duymaz. İslam, mensubundan saygı, sevgi ve çevresiyle uyum ister.

Sevilen, sayılan insan olmasını talep eder. Efendimizin (sas) Kenzülummal'daki şu hadisiyle de bunu teyit etmek mümkündür. Buyurmuş ki:

Mümin seven ve sevilen kimsedir. Sevmeyen, sevilmeyen mü'minde hayır yoktur!

Evet, mü'min böyledir çevresine karşı. İnsanları sever, insanlar tarafından da sevilir. Her haliyle olumlu tutumu, toplumla kaynaşmasını sağlar.

Size yaşanmış olaylardan bir buket arz edeyim izin verirseniz.

Bakalım mü'min nasıl bir saygı ve hürmet dersi almış görelim. Görelim de günümüzde benzerini göremezsek bu eksikliğin İslam'dan değil Müslüman'dan kaynaklandığını anlamakta zorlanmayalım...

Cerir bin Abdullah, bir kabilenin ileri gelenlerindendi. Kendine göre itibar ve saygınlığı söz konusuydu.

İşte bu zat bir gün Efendimiz (sas)'in Meclisine gelmiş; ancak cemaat çok kalabalık olduğundan oturacak yer bulmakta zorlanmış, kimsecikler yerini ona verme gereği duymamıştı.

Bunu gören Efendimiz (sas) çevresine, dolayısıyla bütün Müslümanlara ve hatta insanlığa bir saygı, sevgi dersi vermek istedi. Hemen kalkıp sırtında cübbesini soyunarak yanına serip seslendi:

-Ey Cerir buyur, buraya buyur!..

Allah'ın Resulü mübarek cübbesini yere sermiş, gelen insana üzerine oturmasını teklif ediyor, bir hürmet ve saygı örneği sunuyordu.

Cerir ilerleyerek gelip cübbeyi aldı, yüzüne gözüne sürdü, sonra da kaldırıp başının üzerine koyarak:

-Bu cübbe ayaklar altına alınacak değil, başlar üzerinde taç gibi taşınacak cübbedir, dedi. Eliyle başında tutarak çıplak yere oturmayı tercih etti. Öyle hürmet böyle hürmeti doğurmuş oldu.

Efendimiz (sas) bundan sonra çevresine şöyle buyurdu:

-Bir kavmin ileri geleni size gelince ona ikram edin, saygıda kusur etmeyin. İsterse o insan sizin gibi de düşünmesin.

Bu neden böyle? Çünkü siz saygı göstermediğiniz kimseden saygı göremezsiniz, hatta bekleyemezsiniz de. Temsil etmek istediğiniz doğruları onun takdirine sunamazsınız da. Böyle bir takdim; ancak saygı göstermekle, muhatabın saygısını kazanmakla mümkün olur.

Bundan dolayı Müslüman, her yerde saygı insanıdır, sevgi insanıdır. Onda sadece çekicilik görülür, iticilik değil. Ona doğru hep koşulur, asla ondan kaçılmaz. Yahut da kaçılmamalıdır. Öyle bir görüntü veriyorsa bu, onun kendi uyumsuz mizacının icabıdır, İslam'ın gereği değildir.

***

Dışarıdan gelene karşı böylesine saygılı, hürmetli olan Müslüman kendi içinde nasıl olur acaba? Ne türlü bir saygı, sevgi ve tevazu örneği verir? İsterseniz bir misal de buradan verelim:

Fıkıh alimi Zeyd bin Sabit ata biniyordu. Yanında bulunan Abdullah bin Abbas hemen koşup atın üzengisine sarıldı binmesine yardım edip hizmetinde bulundu.

Bunu gören Zeyd:

-Ne yapıyorsun ey Resulüllah'ın amcasının oğlu? diye itirazvari söylendi.

Abdullah bin Abbas ise:

-Biz büyüklerimize hizmetle, hürmetle emrolunduk, diye karşılık verdi.

Bunun üzerine Zeyd bin Sabit:

-Eline bakayım ey Abdullah, dedi. Abdullah elini uzatınca Zeyd hemen dudaklarını yapıştırıp tekrar tekrar öpmeye başladı, sonra da şöyle dedi:

-Biz de Resulüllah'ın ehl-i beytine hürmetle, tazimle emrolunduk!..

İşte onlar böyleydiler.

Böyle başlayan İslam'ı siz çevresine karşı hürmetsiz, saygısız, sevgisiz insanlar yetiştiren bir sistem olarak gösterirseniz, bu bir temsil değil bühtan olur, saygı, sevgi, hürmet dini İslam'a.

Bilmem bugün Müslüman böyle bir saygı, sevgi, hürmet insanı olarak görülüyor mu? Bu manada temsil edilebiliyor mu? Yoksa Müslüman; korkulan, ürkülen, kaçılan, emniyet hissi duyulmayan insan haline mi getirilmiş, böyle mi temsil ediyor okuduğunuz örneklerin sahibi yüce İslam'ı?..