Yazdır

Abant

Yazar: Beşir Ayvazoğlu, Zaman Tarih: . Kategori 2001 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Farklı dünya görüşlerine sahip aydınların, bilim adamlarının, gazetecilerin vb. bir araya gelip Türkiye'nin hayati meselelerini enine boyuna tartıştıkları ve bu tartışmaların sonucunu, üzerinde büyük ölçüde uzlaşılmış bir metinle (bildirge) kamuoyuna duyurdukları Abant Platformu, Türkiye'de son derece sancılı bir sürecin başladığı sıralarda ciddi bir arayışın ve bir toplumsal uzlaşma ihtiyacının sonucu olarak doğdu.

Bütün farklılıkları yok ederek aynı şekilde giyinen, aynı şeyleri düşünen ve hatta aynı şeyleri hayal eden insanlardan oluşmuş bir toplum inşa etmek isteyen ve bunu devletin karşı konulamaz güçlerini kullanmak suretiyle gerçekleştirmeye kalkışan toplum mühendislerine karşı itiraz seslerinin yükselmesi kaçınılmazdı. Abant Platformu, bu itirazın kurumlaşmış biçimi olarak görülebilir.

Platform'un bu yılki konusu olan "çoğulculuk" Türkiye'de mutlaka dikkatle ve ciddiyetle tartışılması gereken bir kavramdır. Dev bir imparatorluğun bakiyesi üzerine bir milli devlet olarak inşa edilen Türkiye Cumhuriyeti, yetmiş beş yıllık gayrete rağmen kurucuların özlediği mütecanis bir kitleye dönüştürülemedi. Çünkü esasında, kültürü ve insan malzemesi bakımından Osmanlı Devleti'nin küçük bir özeti niteliğini taşıyordu. Eskiden hakim olduğumuz coğrafyalarda yaşanan problemleri hâlâ burada derinliğine hissedişimiz başka türlü nasıl açıklanabilir?

Şunu öncelikle belirtmekte fayda görüyorum: Çoğulculuk, her zaman demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları ve laiklikle birlikte düşünülmesi gereken bir kavramdır. Nitekim Abant Platformu, bu gerçeği bildirgenin birinci maddesinde önemle vurgulamak ihtiyacını hissetmiş: "Çoğulculuk, hukukun üstünlüğünü esas alan, insan haklarına dayalı demokratik ve laik bir rejimde gerçekleşebilir."

Çoğulculuğun elbette pratikte son derece büyük zorlukları vardır ve önceden tahmin edilmeyen problemlerle de boğuşmak zorunda kalınabilir. Hatta böyle bir denemenin kaotik sonuçlara yol açması da ihtimal dahilindedir. Bu bakımdan sağlam bir hukuki altyapıya ihtiyaç duyulduğunu belirtmeye bile gerek yok. Bildirgenin ikinci maddesinde ifadesini bulan "toplumsal sözleşmeye dayanan yeni bir anayasa" talebi, bu ihtiyacın, esasen "çoğulcu" bir deneme niteliği taşıyan Platform tarafından hissedildiğini gösteriyor.

Çoğulculuk, her şeyden önce farklı kültürlerin, dünya görüşlerinin, hayat tarzlarının, birbirlerine tahammül etmeleri, farklılıkları realite ve zenginlik olarak kabul etmeleri, bunun için aralarında bir çeşit mukavele yapmaları demektir. Diğerine karşı, kendi içine kapanmak, çoğulculuk değil, ayrılıkçılık ve aykırılıktır. Birlikte ve iç içe yaşamak.. "Çoklukta birlik" sözüyle bunun kastedildiğini zannediyorum.

Şöyle de söylenebilir: Farklılıklar, yani çokluk kaçınılmaz realitedir; fakat birlik esas olmalıdır. Bu bakımdan üçüncü maddede belirtildiği gibi "farklı olanların dönüştürülmesi" işgüzarlığına yahut böyle platformları gizli amaçları için kullanma kurnazlığına kalkışılmaksızın, ortak değerlerin, paylaşılan güzelliklerin çoğaltılması, bunun için karşılıklı olarak gayret gösterilmesi gerekir. Sadece farklılıkları vurgulamak çatışma yaratır. Bu coğrafyada aşağı yukarı bin yıldır bir arada yaşayan insanlar, bu bin yıl zarfında sayılamayacak kadar çok ortak değer edinmiş olmalıdırlar. Dördüncü maddeye bu bakımdan özellikle dikkatinizi çekmek istiyorum:

"Uzlaşmayı hedefleyen çoğulculuk anlayışı ve farklı kimliklerin bir arada yaşaması her kimliği ve kültürü zenginleştireceği gibi, onların etkileşimine ve değişimine de imkan sağlar. Bu süreçte toplumun ortak değerlerini güçlendirmek ve yenilerini üretmek önemlidir."

On bir maddeden oluşan bildirgenin diğer maddeleri, bana göre, ilk dört maddenin şerhi niteliğindedir. Bildirgenin tamamına gönül rahatlığıyla imzamı attığımı belirtiyor, bu büyük ve hayırlı organizasyonu gerçekleştiren Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nı tebrik ediyorum.