Yazdır

KKMK

Yazar: M. Nedim Hazar, Zaman Tarih: . Kategori 2005 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

Medyamızın aşkı da, nefreti de garip! Hem çok kolay hem de yalan... Üstelik çok da tehlikeli... Tek taraflı, hastalıklı bir ilişki bu. Günübirlik üretilen kahramanlar ve düşmanların etrafında harelenen aşk ve nefret buğuları bir gün tütmezse, sanki boşluktan aşağı yuvarlanacaklar. Tirajları düşecek, reytingleri azalacak, yok olacaklar histerisindeler.

Son bir örnek size: ATV'de zehir zemberek bir haber yayınlanıyor; Kızılay yetkilileri, vur patlasın çal oynasın eğlenerek yılbaşını kutluyor. Tsunami felaketinden iç parçalayan görüntüler ile bu eğlence paralel kurgu ile verilip, 'vay edepsizler, umarsızlar' denmeye çalışılıyor. Ne çalışılması, metinlerde düpedüz söyleniyor bu. Enteresan olan, önümde açılı internet sitesinde Sabah Grubu'nun yılbaşını Reina'da çılgın bir partiyle kutladığına ilişkin bir haber var. Sanatçı Altay'ın geceyi rezil etmesine de çok kızmışlar üstelik.

Ne menem bir sakıncalı nefret değil mi?

İşte bu grup, bundan yaklaşık 5 yıl önce Fethullah Gülen hakkında bir furya başlattı. Hiç unutmam Ali Kırca Beyefendi bizzat kendisi, 'Düğmeye ben bastım.' demişti. Kaderin garip cilvesine bakın ki, aynı gazete bugün tiraj almak üzere yine Gülen yazıları tefrika ediyor. Ancak bu sefer biraz daha akl-ı selim ve vicdanlı. Üstelik bu yazı dizisinde o dönemin kaset furyasının kimler tarafından koordine edildiği de yazılıp, Kırca tekzip edildi bir nevi.

Her neyse, niyetim Sabah'ın dizisini irdeleyip Emre Aköz'le polemiğe girmek değil, zira o, şu aralar internet medyasıyla meşgul. Ancak bu dizinin malumu ilamdan ileri gitmemesine rağmen en azından vicdanlı olduğunu söyleyebilirim. 5,5 yıl önce Kırca'nın startını verdiği kin dalgası gibi değil.

Medyamızın bidayetinden beri en büyük hastalığı olan 'benzeşme', hemen bu alanda da kendini göstermiş oldu ki, Milliyet benzeri bir çalışmayı yayınladı. Bu da yıllar önce yayınlanan 'hastalıklı nefret' türünden bir yayın değil.

Ancak enteresan olan, bu yayınlardan sonra, yine birtakım güzel beyinlerin Fethullah Gülen'e saldırıyı tercih etmesi. Sanki bu gazetelere bizzat Gülen emir vermiş 'hakkımda yayın yapın' diye. Oysa eminim Gülen'in görüşmeyi reddettiği, medyaya çıkmaktan rahatsız olup kabul etmediği gazeteci sayısı en az 100'dür. Hatta bazı televizyoncuların Gülen kendilerine çıkmıyor diye ona düşmanlık ettiğini, aleyhine canlı yayınlar yaptığını bilirim.

Âdettendir, ne deve ne kuş olan, bir çeşit 'Doğan görünümünde Şahin' olan medyamız, her ne kadar Müslüman gibi görünse de, din ile ilişkisi hep mesafeli, hep limonidir. Bu nedenle inançlı insanlardan da çok hazzetmez, sürekli açığını ararlar. Mesela Başbakan Avrupa gezisine oruçlu gitse, 'bak şov yapıyor, oruç tutuyor' diye yazarlar. Seferi olup orucunu yese, bu sefer, 'Bir de Müslüman'ım der. Bak nasıl yiyor' derler. Bu nedenle hastalıklı aşk ve nefrete sahip organizmaları ikna etmek, sağlıklı iletişim kurabilmek zordur.

Gülen için de durum çok farklı değil. Misal, süper bir ekonomik beyin olup, patronuna akıl fikir verdikten sonra onu batırıp, kapağı başka kurumlara atıp, şimdi Nişantaşı'nda 'Brütüs Brütüs' geçinen dünyadan bihaber ekonomist zavallı bir adam, mahkeme kararı, şu-bu bilmeden, eski hortumcu patronu gibi bir başka hortumcuyla Gülen'i aynı çuvala sokabilme telaşında. Bir başka güzel insan, hanım kontenjanından bir yerlere kapağı attıktan sonra şu soruyu soruyor Gülen'e, 'İyi de devlet sizden niye rahatsız?' Cevabı çok basit, 'ben ne bileyim abi, sen onu devlete sorsana?'dır. Ama zaten niyet cevap almak değildir, bunu onlar da çok iyi biliyor.

Gülen, İran'a gitse, 'bak İran'a gitti, gördünüz işte dinci demiştik' diyenler, başka yere gidince de, 'al buyur bak şuraya gitti, niye filanca yere gitmedi' diye bağıracaklar. Bunu onlar da çok iyi biliyor. Afrika'ya gitse, 'Rusya'ya niye gitmiyor?', Trinidad Tobago'ya gitse 'Efenim burada Burkina Faso var, neden oraya gitmedi' diyecekler.

Ne var ki; devir de 28 Şubat sonrası gibi de değil. Öyle ne üfürsen yemiyor vatandaş. Bu sağlıksız ve hastalıklı zihniyetler, baskı ve jakoben dönemlerde palazlandıkları için özgürlük ve demokrasiyi gördükçe üzerlerine tuz serpilmiş gibi eriyorlar. Geriye bir avuç KKMK kalıyor o kadar. KKMK canım, Kerameti Kendinden Menkuller Korosu!