Yazdır

Irak Şapkasından İran Tavşanı Çıkarsa?

Yazar: Nevval Sevindi, Zaman Tarih: . Kategori 2005 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 

30 Ocak Irak seçimleri, sonuçları itibarıyla en çok İran'la ilgili görünüyor. "İslam" devrimiyle bir toplumsal model dayatan geçen yüzyılın son devrimini İran gerçekleştirdi.

İran İslam anlayışı Türk İslam anlayışıyla çok farklı. Sünni inanışta imamet yoktur. İman konusu değildir. Şiilik ise imamlığı iman konusu yaparak bir ruhban sınıfı yaratır. İmamlar geçmiş gelecek her şeyi bilen, Kur'an-ı Kerim'in gizli anlamlarını çözebilen tek yetkili ağızlardır. Onlara karşı gelmek Kur'an'a karşı gelmektir. Böylece İlahi bir sıfat kazanan imam, halka karşı sorumlu değildir, azledilemez. Yetkisinin kaynağı, 12 İmam silsilesi yoluyla Allah'tır. İmama karşı gelen Allah'a karşı gelmiş olur. Yarı Tanrı-kral kültünün Şiilik'te yatak bulması sonucu ruhban sınıfı doğar. Oysa, Sünni siyaset doktrinine göre, "İslam'da devlet başkanı hiçbir salahiyetini Allah'tan devralmamıştır, hiçbir İlahi sıfat ve yetkiye sahip değildir. O, ümmetin diğer fertlerinden biridir. Onu başkanlık makamına getiren ümmettir yahut temsilcileridir."

Şiilik'te ise imama itiraz aforoz gerekçesidir. Çünkü "İmamın emirleri Allah'ın emirleridir, yasakları da Allah'ın yasaklarıdır. İmamlara itaat Allah'a itaattir, isyan Allah'a isyandır." Çünkü imamlar Allah'tan vahiy alırlar, sadece Cebrail'i görmezler. İran'da ruhban sınıfı siyasi mücadelede hep ön safta oldu. Mali özerklikleri ve geniş toprakları bu savaşımda çok yararlı oldu. Devletin gücü de hep dinden yana olmuştur, ta ki; din devlete ve yönetime talip olana kadar. Humeyni kendi devrimini ve Şialık anlayışını ihraç etmek için rotayı saptamıştı. Bu, Irak'tan başlayan Lübnan ve Filistin'den geçen bütün Ortadoğu'yu kuşatan bir Şia çemberiydi. Lübnan iç savaşında Şii militanlar ortalığı yaktı yıktı. Güney Lübnan'a girdiler ve hiç çıkmadılar. Irak alınırsa Humeyni'nin Şia çemberi gerçekleşecek. Bugün de Basra'da, Nassariye'de yönetim kimin, derseniz İran cevabı alırsınız. Sadece Şiiler değil, Kürtler üstünde de İran'ın etkisi fazla. Bu konudaki derin analizleri bugün de geçerli olan Fethullah Gülen'in cevapları benim röportajımda (1997) Türkiye-İran din anlayış farklılıklarını açıkça belirtmişti. [1]

Irak'ın % 60'ı Şii, % 20 de kuzeydeki Kürtler. Acaba sandıktan kim çıkacak?

İran'ın güçlü etkisi Iraklı bazı Şiileri bile rahatsız ediyor. Irak İslam Devrim Partisi ve Dava Partisi, İran sempatizanları. İran etkisi seçim propaganda yöntemlerinde açıkça izleniyor. Posterlerde güçlü ayetullahların fotoğrafları, ev ev dolaşarak seçimde oy vermenin dinî bir vecibe olduğunu anlatanlar. İmamlar camilerde seçimlerde kendi listelerini destekleyenlerin oruç ve namazdan daha önemli bir iş yapacağını vaaz ediyor. Ürdün Kralı Abdullah'ın da söylediği gibi İran etkisinin artması bütün Arap-Sünni dengelerini allak bullak eder. Kimse Tahran'daki gibi teokratik bir yönetim şekli istemiyor. Arap Hizbullah hareketinin yaratıcısı İran, bugün atom bombası üretmekle de suçlanıyor.

Condoleezza Rice, İran'ı tiranlığın uç beylikleri arasında saydı. Bu potansiyel tehlikeyle en yakından ilgilenenin İsrail olduğunu da cümle âlem biliyor. Burada farklı olan sadece ABD ve İsrail değil, Avrupa'nın da İran konusundaki kaygısı. Sadece muhalefetle yetinecek mi Avrupa? Yoksa işin içinde olacak mı? Neo-con'ların kaba ideolojisi de intikam peşinde bu arada.

Seçime dönersek; etnik, aşiret yapılarının birbirini kırdığı, dinin etkisinin yüksek olduğu Irak'ta ortaya bir seçim sandığı koymak demokratikleşme simgesi olabilir mi? Sandıktan demokrasi çıkar mı? Hani bu şapkadan tavşan çıkarma işlemi değilse sandığın büyüsü ne? Farklı beklentilerin odağına kurulan sandık çoklukla/çoğulculuk sorunsalına çarpacak gibi.

İran sözcüğünün teröristle eşitlendiği ABD halkı kadar bugün orada yaşayan yaklaşık bir milyon İranlı göçmen de var. Irak sandığı dünyanın orta yerine kurulmuş mahşeri bir seçimi simgeliyor.


[1] Global Hoşgörü ve New York Sohbeti Timaş Yayınları