Yazdır

Kadim Türk İlleti Kardeş Hasedi

Yazar: Ömer Lütfi Mete, Halka ve Olaylara Tercüman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Türklerin milli özelliklerinden biri de, maddi ve manevi varlıklarını koruma konusundaki yaygın duyarsızlıkları olsa gerektir. Tarih boyunca nice fetihlerin ve buluşların gerekleştirilmesini sağlayan Türk kültürü, sayısız güzellikler üretmiş ama bunların pek çoğu başka milletler tarafından alınmış, bazen daha ileri götürülerek, bazen de aynıyla kendilerine mal edilmiştir.

Akupunkturu Uygurlardan alıp millileştirmeyi beceren Çinlilerden, bildiğimiz 'sarma' yemeğimizi 'Greekish Sarma' diye sahiplenmeye kalkan Yunanlılara kadar pek çok millet bizden alıntı, çalıntı, vuruntu, kuruntu, girinti, çıkıntı gibi türlü yollarla nice yurtlar, nice kurtlar ve nice ciğerler, nice değerler götürmüştür.

Kendi varlığını kaptırma konusunda böylesine cömert olmamızda elbet bir iyilik bulabiliriz. Zira nihayet bunlar dünyanın fani değerleridir. Erdemli adam geçici değerlere amansız bir tutku ile sarılmayacağı için bu başıboş bırakmışlığımızı Türklerin iyi bir hasleti dahi sayabiliriz.

Latife değil, samimi kanaatimdir; Türklerin engin gönüllü oluşunun bir yansımasıdır kendi varlık ve değerlerini koruma titizliğinden yoksun bulunmaları.

Yakın tarihin büyük velilerinden Süleyman Hilmi Tunahan hazretlerinin deyimi ile 'Sultan kavim' olan Türklere bu cömertlik de yakışıyor doğrusu... Öyle ya, sultan kavimsen; bütün dünya ahalisi senin doğal tebaan olduğuna ve geçimleriyle mükellef bulunduğuna göre neyin varsa onlara helaldir.

Yani bu mantıkla dünya ve içindekiler sultan kavim olanın miri malıdır; onlardan alıp götürenler hırsız sayılmaz. Zira babasından alıyor bir bakıma... Sultan herkesin babasıdır ya bu kültüre göre.

İyi güzel de; Türklerin bu hesapsız cömertliği sayesinde, onların tarih boyunca edindiği ve ürettiği varlıklardan keyfince yararlanıp kendi hanesine götüren, üstelik bir de babasından kalmış gibi 'ata mirasım, öz sanatım, has ürünüm' diye tanıtanlar niçin arada bir milli zaaflarımızı da alıp kendi kişiliklerinin parçası yapıvermezler? Mesela bizde; müsrifçesine cömertliğimiz kadar önemli bir özellik olan 'kardeşe haset' hastalığı neden başka milletlerde aynı keskinlikte görülmez. Hani 'Cehennem ve Türkler' başlıklı fıkradaki gibi; bizimkilerin bulunduğu kuyuların tepesinde Zebani beklemez, zira çıkmaya çalışanları aşağıdakiler nasılsa dibe çeker...

Bu hastalığımız yüzünden Osmanlı'ya gelinceye kadar, çapımızla mütenasip ölçüde büyük bir gemi inşa edip yüzdüremedik. Dönem dönem, her boy ve kol, koca gövdeden birer kayık edinmeye kalkıştığı için ortada gemiden eser kalmamış, kimseye de doğru dürüst bir sandal düşmemiş, sadece tahta parçaları ile su üzerinde tutunabilmek marifet sayılmıştır.

Şimdi de bu özelliğimizi her yerde görüyoruz.
İhracatçılarımız, birbirleri ile vuruşarak fiyat kıra kıra Batılılara kelepir Türk emeği peşkeş çekme yarışında.
Kulüpler başarıyı, rakibinin hezimetinde bulur.
Partiler yükselişi, karşısındakilerin gerilemesinde arar.
Cemaatler birbirlerinin felaketinden gurur duyar.

En son 'Fethullah Gülen cemaati Papaz Okulu'na 2 milyon dolar bağışladı' şeklindeki -bir gün sonra kökten yalanlanan- haber; gözlerimle gördüm, öteki birtakım cemaat mensuplarını sevindirdi:

- Oh oh, biz bunlara düşmanlık etmede zorlanıyorduk, elimize ne güzel koz verdiler. Şimdi onları 'Papaz okuluna para veriyorlar' diye yerden yere vururuz.

Herkes her şeyimizi alıyor veya çalıyor da, bir tek bu hastalığımıza göz koyan yok... Aksine bu müzmin zaaf ile istikrar içinde yaşayalım diye ellerinden geleni esirgemiyorlardır.