Yazdır

Başörtüsü, ABD ve Din Özgürlüğü

Yazar: Hüseyin Gülerce, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanlığı'nın "uluslararası dinî özgürlükler" temsilcisi John V. Hanford, Washington'un, Türkiye'de kadınların türban takma hakkını desteklediğini açıkladı.

Haber bazı gazeteler tarafından görülmese de Hanford'un, "Biz, Fransa'da ve Türkiye'de, kadınların türban takmayı seçme hakkını savunuyoruz." sözlerini nasıl değerlendirmeliyiz?

Türkiye'de ve Avrupa'nın bazı ülkelerinde, "laik sistem, İslam'ın toplumsal hayata müdahalesi karşısında kendini savunma hakkına sahiptir" gerekçesiyle devam eden bir "türban tartışması" var. ABD yönetimi, konuya, dinî özgürlükler açısından yaklaştığını belirtmiş oldu. ABD'nin din özgürlüğü konusundaki tarihî gelişimini ve hassasiyetlerini bilenler açısından, bu yaklaşımın, tartışmanın taraflarından biri olma niyeti taşımadığı hemen anlaşılır.

Bugün Irak'a müdahale ve İsrail politikalarına destek veren ABD yönetiminin varlığı karşısında bu durum, "bir tane Amerika yok" gerçeğini hatırlamakla açıklanabilir. ABD, başta Avrupa olmak üzere dünyanın dört bir tarafından, din ve vicdan özgürlüğü, fikir ve ifade özgürlüğü kısıtlanan, bunun için işkence gören, acı çeken ve çoğunluğu samimi dindar olan insanlar tarafından kurulmuştur.

Kişisel bir seçim ve vazgeçilmez bir özgürlük olarak inanç, ABD'yi kuran iradenin en önemli karakteridir. Bu yaklaşım, "2006 Uluslararası Din Özgürlüğü Raporu"na (15 Eylül 2006'da John V. Hanford tarafından yayınlanmıştır) şu ifadelerle yansımıştır:

"Din özgürlüğü, devletimizin kuruluşundan bugüne kadar en başta gelen özgürlüklerimizden biri olmuş; Amerikalılar, bu özgürlüğü, sadece kendi vatanlarında değil, bütün dünyada savunmaktaki kararlılıklarından hiçbir zaman vazgeçmemişlerdir. Din özgürlüğü, Amerika'nın 'Haklar Bildirgesi'nin Birinci Yasa Değişikliği'ne kazınan birinci özgürlüğüydü. Aynı şekilde din özgürlüğü, evrensel insan haklarının da temel taşlarından biridir; çünkü bu özgürlük, demokratik yönetişim ile insana saygının temelini oluşturan konuşma, toplanma ve vicdan özgürlüğünü kapsamaktadır. "Şüphesiz, cumhurbaşkanlığı seçiminde bile öne çıkan türban tartışmasını, dışarının telkin, tavsiye ya da baskılarıyla değil, öncelikle bizim çözmemiz gerekiyor. Ancak şunu da unutmayalım ki, uluslararası sistem giderek ülkelerin iç meselelerini onların inisiyatifine bırakmamaya doğru gidiyor.

Nitekim Türkiye'nin "Kürt meselesi", "Alevilik meselesi", "türban meselesi", "işkence, insan hakları ihlâlleri meseleleri" gibi temel problemleri, Kopenhag Kriterleri ve başka adlarla önümüze konulmaktadır.

Kendi meselemizi, elbette toplumsal bir mutabakatla, gerilim ve kutuplaşmayı terk ederek, uzlaşma ve demokrasi kültürü ile en iyi biz kendimiz çözeriz.

Mesela türban tartışmalarında Sayın Fethullah Gülen, tansiyonu düşüren tavsiyelerde bulunmuştu. Dinî açıdan başörtüsünün, İslam'ın ve imanın şartları gibi öncelikler arasında değil, "fürûat" (esasa dahil olmayan meseleler) içinde bulunduğunu belirtmişti. (Kelimenin anlamını bilmeyenler "teferruat" ile karıştırıp konuyu saptırdılar.) Başörtüsü takmak ya da üniversite tahsili yapmak tercihini vicdana bırakmıştı. Ama ilave de etmişti: "Benim vicdanî kanaatim okumaktan yana" Sayın Gülen'in temel yaklaşımı da şuydu:

"Gönlüm çok arzu eder ki, insanlar -idareye karışmamak şartıyla- fürûatına kadar dinin emirlerini çok rahat yaşasınlar; vicdan hürriyeti, din hürriyeti dediğimiz mevzularda serbest bırakılsınlar." Laik-anti laik bir cepheleşmeye fırsat vermeden, dini politikaya alet etmeden, demokratikleşmeyi ve özgürlüklerin genişletilmesini samimi olarak destekleyerek en zor meselelerin bile aşılacağına inanıyoruz.