Yazdır

Avrupa'nın Ortasında Açan Güller..

Yazar: Mirza Özbekoğlu, SonSayfa.com Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Sahneye çıkan 15-16 yaşlarındaki kız, önce Türkçe olarak selamladı halkı. Sonra, Yunus Emre'nin "Ben yürürem yane yane, Aşk boyadı beni beni kane, Ne akılem ne divane, Gel gör beni aşk neyledi,.." şiirini ilahi şeklinde söylemeye başladı. Birkaç kişi hariç yaşları, 10 ila 20 arası değişen, kızlı-erkekli yaklaşık 50 kişilik genç bir grup, heyecanla ilahiye eşlik ediyordu.

Daha önce izleme imkanı bulamadığım, tekrarını dün özel bir televizyon kanalından izlediğim, beni çok etkileyen Bosna İlahi Grubunun konserinden söz ediyorum..

Yunus'un ilahi aşkını döktüğü bu şiirini, bir de bu Boşnak gençlerin ağzından dinlemeliydiniz....

Grubun çoğunluğu genç kızlardan oluşuyordu ve bazılarının saçı açık, bazıları kapalıydı. Grubu için de birkaç orta yaşlı insan vardı. Fakat grubun tamamı enerji dolu, tamamı adeta ışıl ışıldı. Hepsinin sesleri, bakışları, konuşmaları, içten ve samimiydi…

İlahiyi Türkçe olarak, o kadar içten söylediler ki; "Sanki bizden biri gibiler.." dedim kendi kendime.. Sonra "Ne demek bizden biri gibiler? İçimizden biriydi onlar. Kardeşlerimizdi, evlatlarımızdı o sahnedeki pırıl pırıl gençler…" "Ayrı gayrımız mı vardı onlarla? Daha yaklaşık bir asır önce kader birliğimiz vardı bu kardeşlerimizle…" bu gerçeği tekrar gördüm, ayıpladım kendimi..

İlahinin sonunda, grubun şefi/yönetmeni olan orta yaşlı kişi, Boşnakça konuşmaya başladı. Gruptan, Türkçe bilen genç bir kız tercüme ediyordu. Gruptaki bir kızdan bahsediyordu yönetmen. 12-13 yaşlarında bir kızımızın hikayesi... Henüz o iki yaşındayken savaş sırasında asker olan babası, Sırpların eline esir düşmüştü. Esir alındıktan kısa bir süre sonra, ardında 2 yaşında ve henüz 3 aylık iki yetimi bırakarak "şehit" edilmişti….

Şimdi, iki yaşındaki o kız büyümüş ve elindeki kemanı ile "yetim kız" ilahisini "Yetimlerin Anası ve Babası" için söylüyordu.

"Yetim kızın başını okşayan mübarek el, Ben de yetim bir kızım, ne olur bana da gel! Yetim kızı kendine evlat sayan Muhammed, Ben de yetim bir kızım beni de alıp kabul et!… Benim annem de babamda sen ol ya Resulallah! Benim başımı da sen oksa, beni de sen sev!... ya Resulallah…."

Babası şehit olan yetim bir kızın içten ve samimi ilahisi, hangi yüreği eritmez ki, hangi göz tutabilir de akmaz gözyaşları… Salondaki birçok kişi ve eminim ekranları başındaki birçok kişi, tıpkı benim gözyaşlarını tutamıyordu…

"Biz," diyordu grubun yönetmeni ilahinin sonunda.. "Biz, yaklaşık bir asırdır yetim kalmıştık. Ama yakın zamanda sizler tekrar geldiniz. Artık yetim değiliz……" diyordu. (Allah bizleri bir daha birbirimizden ayırmasın…)

Yine tek bir yürek olarak Türkçe ve Boşnakça ilahiler söylendi. Bir genç kızımız Sami Yusuf'un "al muallim" şarkısını Sami Yusuf kadar güzel yorumladı.

Sonra grubun yönetmeni "Sizlere bir hasret öyküsü anlatmak istiyorum." dedi. Yaklaşık 150 yıl kadar süren ve iki yıl önce, Bursa'da bir çarşıda son bulan "içli" bir hasretin öyküsü... Bursa'da gezerken fark etmişlerdi Ney'i. Ney'in o içli sesini özlemişlerdi. Çoğunun hiç görmediği ney ve duymadıkları o sesi, hiç de yabancı gelmemişti onlara. Belki de şu gök kubbede yankılanan hoş sedası ile büyümüşlerdi de o yüzden yabancı gelmemişti onlara.

Yönetmen, "Elbette sizlerin alışık olduğunuz gibi güzel çalamayız. Ama sanırım, sizler gibi samimi, sizler gibi hissederek çalabiliriz diyordu."

Bir bayan neyzen vardı karşımızda. Ney'in o içli sesi, hasret kokan tüm sevgileri anlatıyor, adeta yüreklerin bam teline dokunuyordu. Peygamberimize olan sevgisini anlatıyordu neyzen.. Ve yine Peygamberimize duyulan aşkı anlatan bir şiir duyulmaya başlandı ney eşliğinde..

"Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam, Ruhlar gibi yükselip de ufkunda dolaşsam; Bir yolunu bulup gönlünden içeri aksam... Keşke her an aşkınla oturup aşkınla kalksam…." diyordu peygamber aşığı…

Son ilahiyi, salondaki herkes büyük bir coşkuyla söyledi. Gençlerin bir ellerinde Türk bayrağı, bir ellerinde Bosna bayrağı. "Erler demine destur alalım, Pervaneye bak ibret alalım, Aşkın ateşine gel bir yanalım Dost dost dost… Devrana girip seyran edelim, Eyvah demeden Allah diyelim, La ilahe illallah, La ilahe illallah, La ilahe illallah…" sesleri yankılandı tüm salonda.

Seyri ve dinlemesi çok keyifli bir konserdi. Bir konserden çok öte anlamlar ve mesajlar içeriyordu.

Avrupa'nın ortasında açan güllerin kokusu, Bosna Hersek İlahi Grubu ile evlerimize kadar gelmişti.

Bir kez daha anladım ki, et tırnaktan ayrılmıyor, yıllarca süren baskılarla, yıkılan köprülerle, yakılan camilerle, unutturulmaya çalışılan tarihe, hatta katliamlara rağmen, kardeşlerimizi bizden ayıramamışlardı.

Bir kez daha anladım ki, Avrupa'nın ortasına vurulan Türk-İslam kimliği ve Müslümanlık şuurunu hiçbir güç silememişti.

Ve bir kez daha anladım ki, barış köprülerini önce yürekler arasında, sonra devletler arasında kurmaya vesile olan değerli insanın hizmetleri, çok önemli. Bu barış, sevgi ve hoşgörü köprülerini tesis eden, vesile olan ve geliştirecek olan herkese şükranlarımı sunarım...