Yazdır

Değişen Bakışlar

Yazar: Abdullah Aymaz, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 

Önceki yazımda belirttiğim gibi, ilk zamanlar peşin hükümlerle hareket eden Gürcüler daha sonra insanlığa ve eğitime adanmış genç öğretmenlerimizi yakından tanıyınca durum tamamen değişmeye başladı.

Zafer Süslü anlatıyor: 1998 Ekim'inde bir gün saat 18.00 sıralarında şiddetli yağmur yağıyordu. Minibüse binmek için bekliyordum. Arkamdaki kalın çınar ağacının arkasından "Yardım et!" sesi geliyordu. Baktım, ağaca sırtını dayamış, yaslanmış bir insanın beni çağırdığını gördüm. İnsanlar aldırış etmeden adama bakıp geçiyorlardı. Yanına yaklaştım, kötü kokuyor ve alnından da kan geliyordu. Üzeri çamurlu ve kanlı idi. Elimi uzattım, sıkıca tuttu; ama kalkmak isterken düştü ve kafasını çarptı. Şaşırdım. Bir taksi durdurup evine götürmek istedim. Ama adam evini tarif edemiyordu. İki saat dolaştık. Nihayet bir çocuk onu tanıyıp evini tarif etti. Biz de evine ulaştırdık. Ailesi uzun zaman kendisini arıyormuş. Hepsi gözyaşına boğulmuştu. Bana bir şeyler ikram etmek istiyorlardı. Ben yemek istemeyince mahcup oluyorlardı. Beni bırakmak istemiyorlardı. Kendimin Türk olduğumu söyleyince müthiş bir şaşkınlık geçirdiler. Çünkü bir Türk'ten asla böyle bir şey beklemiyorlardı...

Ahmet Cin anlatıyor: Öğrencimiz Nikoloz, zor bir çocukluk dönemi geçirmişti. Babası çok küçük yaşlarında iken Moskova'ya iş için gitmiş ve bir daha dönmemişti. Annesi ve kardeşleriyle yaşıyordu. Okulumuzu birincilikle bitirmiş. TOEFL imtihanında Gürcistan çapında ilk defa 640 puan elde etmiş ve Bulgaristan ABD Üniversitesi'ni burslu kazanmıştı. Bir gün gelip Nikoloz şunları anlattı: "Müdür bey, bir gün okulun bahçesindeydik, profesörlerimizden birisi, beni yanına çağırdı ve bana dedi ki: 'Nikoloz evladım, sen diğer öğrencilerden farklısın; nedir sendeki bu farklılığın sebebi?' Ben de ona 'Bizim Gürcistan'da bir Türk okulu var. Ben oradan mezunum. Biz öğretmenlerimizle daima birbirimizi tebessümle karşılardık. Ne zaman öğretmenlerimizi görsek ceketlerimizi ilikler, onları selamlardık. Bu davranışım işte bu liseden aldığım eğitimin bir neticesidir.' deyince bana 'Evladım, seni gerçekten tebrik ederim. Ayrıca sana bu güzel davranışları kazandıran öğretmenleri kutlarım.' dedi."

Gürcistan'da basın ve yayın temsilcisi Ekrem Dindarol anlatıyor: Yazın izin dönüşü Tiflis'e doğru ailesiyle gelirken fazla hızdan dolayı trafik polisleri tarafından durdurulur. Arabasını yavaşça sağa çeken Ekrem Bey, evraklarını isteyen polise, kendisinin cumhurbaşkanlığı basın kartının bulunduğunu söyleyip gösterir. Fakat fayda etmez. Pek çok şeyler söyler; ama polis dinlemez ve pasaportunu alarak şöyle der: 'Bunların hepsini boş ver. Seni şu pasaporta duyduğum saygıdan dolayı affediyorum. Onun kıymetini bil... Haydi yolun açık olsun.'

Resul Dikmen anlatıyor: Kurban Bayramı'nın birinci günü kestiğimiz kurbanın bir kısmını kendimize ayırdıktan sonra, kalan etleri komşularımıza dağıtıyorduk. Ben de kapı komşuma bir parça et götürdüm. Evin hanımı kapıyı açtı. Elimde etlerle görünce önce bir şaşkınlık gösterdi. Sonra teşekkür edip kabul etti. Eve döndüm. Aradan beş on dakika geçtikten sonra kapım çalındı. Eti alan hanımın kocası kapımıza gelmişti. Buyur ettim. O bana eti verişimizin sebebini sordu. Ben de ona kurbanın mahiyetini izah edip Hz. İbrahim Aleyhisselam'dan bize gelen bu güzellik sebebiyle kestiğimiz kurban etinin bir kısmını evimizde bırakıp kalanını komşularımıza dağıttığımızı, bunun İslamî bir gelenek ve kültür olduğunu söyledim. Bana elini uzattı ve tokalaştık. Bana 'Buna karşılık ben ne yapabilirim?' dedi. Ben de 'Hiçbir şey yapmanız gerekmiyor.' dedim. Ama o, tekrar teşekkür edip hiç beklemediğim bir halde bir anda elimi öptü...