Yazdır

Geçmişle Geleceğin Tarihi Arasında

Yazar: Kerim Balcı, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 
Hegel'in tarihin deterministik bir gelişim içinde olduğu tezi ne kadar yanlışsa, 'tarih' denilmeye layık olanın zihnî dönüşümlerin tarihi olduğu tespiti o kadar doğruydu.

Yeni bir miladî yılın dönüm noktasında gazete ve dergilerde boy gösteren '2005'te neler oldu, 2006 nelere gebe' türünden dosyalar temelde tarih bilincinin değil, vakıalar silsilesi bilgisinin -2006'ya bakan yönüyle ümit ve endişelerinin- dökümünden ibarettir. Oysa hadiseler, kendi büyüklükleri değil, yol açtıkları zihnî dönüşümlerin geçmiş ve gelecek projeksiyonlarının büyüklükleri ölçüsünde tarihîdirler. Hazır zaman (şimdi), onu idrak etmekte olduğumuz gerçeğinden dolayı değil, geçmişi ve geleceği onda idrak etmekte olduğumuz gerçeğinden dolayı belirleyicidir.

Ne Piaget'in iddia ettiği gibi bireyin dönüşümlerinin toplumun dönüşümünü belirlediğine, ne de Vygotsky ve Bakhtin'in ısrarla ifade ettikleri gibi bireysel şuur dönüşümlerinin kolektif şuurdaki dönüşümlerin bir yansıması olduğuna kaniyim. Rousseau'nun seçici bir okumasıyla benimsenebilecek 'genel irade'nin bazen bir tek bireyde dahi vücut bulabileceği tezine daha sıcak bakarım. Piaget haklı olsaydı 2005 yılı içinde dünya başkentlerini sallayan savaş karşıtı -bu anlamda fakirlikle mücadele, Kyoto Protokollerini destekleme, tsunami ve Pakistan depremi felaketzedelerine sahip çıkma gibi bireylerin kalplerindeki güzelliklerin kamusal tezahürlerini sayabiliriz- gösterilerin medeniyetler bazında zihnî bir dönüşüm gerçekleştirmiş olması gerekirdi. Oysa, sözgelimi Ebu Greyb'deki birkaç Amerikan askerinin psikopat tavırları kamu vicdanında daha elle tutulur dönüşümlere yol açmıştır. Vygotsky ve Bakhtin'in kolektiften bireysele geçiş tezleri, Huntingtoncu medeniyetler bazındaki paradigmal dönüşümlerin bireyleri de karşı karşıya getirecekleri tezinin masum bir öncülüdür. Oysa kültürlerarası diyaloğun meyvelerini izlerken gördüğümüz, bireysel iradenin 'kolektif şuursuzluğa' karşı direnebildiği gerçeğidir. Tarafgirliğimi kabullenmekle birlikte, Fethullah Gülen Hocaefendi'nin fikrî lokomotifliğini tek başına yürüttüğü diyalog faaliyetlerini, tarihe yön verecek bir 'genel irade'nin bir tek adamda tezahürü olarak gördüğümü ifade etmek isterim.

Başkaları Irak Savaşı'nı, Türkiye'nin AB üyelik sürecini, Türkiye'de ve Avrupa'da başlamış 'kimlik tartışmalarını', doğal afetleri, Afrika'nın açlık ve sağlık problemlerini, Kırgızistan ve Gürcistan siyasal depremlerini veya Paris varoşlarının ayaklanmasını 2005'in en önemli hadiseleri olarak görebilirler. Oysa bunlar vakıalar silsilesinden ibarettir. Vakıa olarak ne kadar önemli olurlarsa olsunlar, zihnî dönüşümlere etkileri itibarıyla bu olayların hiçbiri diyalog projesi -veya bu anlamda karşı akım olan terör projesi- kadar belirleyici değildir.

Modernitenin tarih bilincine vurmuş olduğu en büyük darbe, tarihin özne ve nesnesini insan olmaktan çıkarıp, yerine ulus-devleti ikame etmiş olmasıdır. 19 ve 20. yüzyıllar boyunca yazılmış bütün tarih kitaplarının 'devletlerin kuruluş ve yıkılışlar tarihi' -bu sebeple de savaşların tarihi- olması bundandır. Aynı yüzyıllarda ortaya çıkmış futurist, Mesihçi, kültist akımların hemen tamamının ana söyleminin 'devlet yıkmak-devlet kurmak' ekseninde dolaşması da bundandır. İnsanın Rabb'in yeryüzündeki halifesi olma keyfiyetini dert edinmezden önce, siyasi bir otorite olarak hilafet tesis etmekten bahsedenlerin kulakları çınlasın!

Geleceğin, her durumda aydınlık olacağını söylemek Hegelci deterministik bir saplantı olurdu. Fakat diyalog projesinin ortaya çıkarabileceği 'yeni insan kültürü'nün muazzam bir zihnî ve tarihî bir dönüşüme yol açabileceğini ifade etmek de boyun borcumuzdur. Geçmişin ve geleceğin tarihleri arasında duran adama, karanlığa küfretmektense bir mum daha yakmak düşer. Geleceğiniz aydınlık olsun...