Yazdır

Hakan Şükür Fethullah Hoca'yı Severse…

Yazar: Arif Bilgin, IV. Kuvvet Medya Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 
Birkaç gündür pusudalar… Bu sessizliğin altından bir fırtına çıkması mukadderdir; bekleyin göreceksiniz. Bunu ta 28 Şubat öncesi günlerden, hatta 12 Eylül zamanlarından tahmin ediyorum.

Bazı gelişmelere dayanarak o günlere benzetiyorum. Hani Demirel "11 Eylül günü oluk oluk akan kan, 13 Eylül günü nasıl oldu da durdu…" demesi gibi benim de şöyle bir tespitim vardı; "Türkiye'de terör, tatilini muhakkak yapar!" Şunu demek istiyordum; hadi 27 Mayıs'ı saymayalım, 12 Eylül'den ve 28 Şubat'tan önce halkı yönlendiren, galeyana ve bir kesime karşı tepkili hale getiren tüm eylem ve gelişmelerin tamamına yakını dönüp dolaşıp iş günlerinde cereyan ediyordu. Bakınız, araştırınız, ses getiren patlamalara, yürüyüşlere, eylemler, cinayetlere, çatışmalara; 28 Şubat öncesindeki Fadimelere, Kalkancılara veya Müslümlere, insanı nefret ettirecek düzeyde oluşmuş haber ve yorumlara, toplumu geren olaylara, hafta sonunda tatil yaptığını, dini ve milli bayramlarda dinlendiğini görürsünüz… Tatil bitti mi insanlarla birlikte terör de işbaşı yapardı ki, ben hep; "Acaba, bu Terör Bey, şu Anarşi Hanım maaş da alıyor mudur?!" diye düşünmüşümdür…

Allah benzetmesin, hatalı teşbih yapmak doğru değil, ama işte öylesine aklıma geldi… Bu dememe benzeyerek, Ak Parti'yi hedef almış gibi yapan, aslında toplumun bazı değerlerini de kırpıştıran taarruzlar, son günlerde biraz sakinleşti.

Şimdi kısa süreli de olsa pusudalar. 'Parka cami yaptırtmayız' ile başladılar, 'içki yasağına hayır' ile sürdürüp, Rektör Aşkın lehine yürüttükleri inanılmaz bir kampanya ile yorgun düştüler. Yılbaşı kutlamalarına zafer sarhoşluğunu da karıştırarak iyice kendilerinden geçmiş olabilirler. Bir yandan da pusatlarının bakımı, onarımı ile meşgul olurken diğer yandan da yeni saldırılar için 'yumuşak karın(lar)' belirlemeye çalıştıkları seziliyor…

Onlar bile, neredeyse yarım asırdır, yukarıda saydıklarımızdan başka periyodik olarak ele aldıkları türban, kurban, ramazan davulu, Kur'an Kursu, İmam-Hatip ve sesli ezan gibi konuları dönüp dönüp ele almaktan; Fethullah Hoca'ya saldırmaktan, mercekle arayıp buldukları çarşaflı hanımları veya cübbeli, sakallı, takkeli insanları afişe etmekten; arada sırada da -gerçekten- inancı ve güveni suiistimal eden falcı muskacı gibi şarlatanları tekrar tekrar yazmaktan bıkıp usandılar. Ama gelip görün ki, elin oğlu gönüllerine koymuyor…

Yılbaşını artık kazasız belasız atlatıyoruz. Yani bu günler bir saldırı sebebi olmaktan düştü beylerimizin gözünde. Yakında Kurban Bayramı var. Bugüne kadar neden sessiz kaldılar bir anlam da veremedim aslında… Vaktin biraz daha daralmasını bekliyorlardır… Siz uzun süre, kurban kesilirdi kesilmezdi; yok sünnetti yok farzdı, kanlar şuraya taşmış, sakatatlar buralara atılmış söylemlerini ve elli kere gösterecekleri görüntüleri seyretmeye hazırlanın…

Giriş bölümü uzadı. Yazı biraz da kendisini yazdırdı bana. Olsun…

Şimdi de Hakan Şükür'ün "Fethullahçılığı" cephesinden vurmaya çalışıyorlar…

Özdemir İnce Hürriyet'te "Hakan Şükür, Galatasaray ve Fethullahçılık! Bu üç sözcük yan yana gelmemeli." diyor./"Galatasaray kaptanı Hakan Şükür, Fethullah Hoca ile ilişkisini açıklamakta ve bu kişiyi övmektedir. Ama Fethullah cemaatine mensup GS kaptanının bunu kamuya açıklaması sporcu etiğiyle çelişir." diyor./"Bu durumda Hakan Şükür'e düşen, önce Galatasaray kaptanlığından, mevsim sonunda da kulüpten ayrılmasıdır. Bunları yapmadığı takdirde Galatasaray kulübü ve camiası gerekeni yapmak zorundadır." diyor.

Hakan Şükür, Star'da Serhat Ulueren ile yaptığı söyleşide, 'Fethullah Hoca'yı sevdiğini' söylemiş; Bütün suçu bu… Aslında Özdemir, bu röportajı da izlememiş, başkasının yazdığı bir yazıya ve yıllar önce kendisine gelen bir ispiyona dayanarak yazmış tüm bunları…

Yazının içinde de "Galatasaraylılığı" da çok ayrıcalıklı bir yere koymaya çalışmış. Hayret!

Bunların gözünde, bir insan "Beni Lenin yarattı, benim Tanrım Lenin'dir.." diyerek Leninci olabilir; başkaları Maocu, Stalinci, Fidel Kastrocu, Enver Hocacı, Çeci, şuncu buncu, herkesçi olabilir; ama kesinlikle Fethullah Hoca'cı olamaz! Neden? O 'müslümanım ve Türküm' diye bar bar bağırdığından dolayı mı; yoksa yeryüzünün, evet altını çizerek bir daha yazıyorum yeryüzünün her köşesine, bu arada ülkemizin her iline, ilçesine yüzlerce okul, yurt, dershane kurdurduğu ve on binlerce yerli ve yabancı öğrencinin okumasını sağladığı; dünyada bir Türkiye ve türk sevgisi oluşturduğu için mi? Söyleyin; neden Hakan Şükür Fethullah Hoca'yı sevdiğini ifade edemez?

Kaldı ki Fethullah Hocacılık diye bir olay da yok. Sadece, onu sevenler ve onun gösterdiği yoldan giderek ülkemize akılların alamayacağı kadar büyük hizmet yapan ve yapmaya amade insanlar var.

Eğer Fethullah Hoca bir Alman, Fransız, Amerikan, İngiliz, Rus veya İtalyan olsaydı, hele Yunan veya Ermeni olsaydı, Avrupa'da heykeli dikilmedik ne bir meydan kalırdı ve ne de dönüp dönüp vermekten bıkmayacakları Nobeller, Barış Ödülleri, Eğitim ve Kültüre Katkı Ödülleri kalırdı… Adına üniversiteler kurulur, tezler hazırlanırdı… Hizmetlerini geliştirmek ve çoğaltmak için değil bir ulusu, tüm insanlığı seferber etmeye çalışırlardı…

Peki, ne farkı var Fethullah Hoca'nın; bugüne kadar ne yaptı size? Müslümanlığı veya Türklüğü mü rahatsız ediyor birilerini yoksa adının Fethullah oluşu mu?

Gerçekten hiç düşündünüz mü; bu adamcağız size ne yaptı?