Yazdır

Abdullah Sungurlu'nun Ardından...

Yazar: Mevlüt Saygın, fgulen.com Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 
Rahmetli Abdullah Sungurlu ağabey ile 1990'lı yılların başında Ankara'da tanıştık. Pan Amerikan Havayolları'ndan yeni emekli olmuş ve Ankara'ya yerleşmişti. İzmir caddesinde hediyelik eşya, Köroğlu caddesinde de el dokuma antik halı ticarethanesi vardı. Fakat kendisi işin başında durmaz, daha çok oğlu Murat ile ortağı ilgilenirdi. Zamanını dostluk ziyaretlerine ve eğitim kurumlarının tanıtımına vermişti. Genellikle Zaman Gazetesi'nin Ankara temsilciliğinde kendisine ayrılan bir odada oturur, çalışmalarını buradan yürütürdü.

İngilizcesi çok iyi olduğu için yabancı ziyaretlerine beraber giderdik. İyi ve titiz giyinir, arabasına özenle bakardı. Arkadaşları içinde ciddi ve vakur bir hali vardı, ancak ve gurur ve kibir taşımazdı. Her yaştan gençlerle beraber olur, kolaylıkla uyum sağlardı. Yurt içi ve yurt dışı bir çok seyahatlerimiz oldu. Yurt içi seyahatlerine genellikle onun arabasıyla çıkardık. Gocunmaz ve darılmazdı, ancak çalışmalarımızı yeterli bulmaz, faaliyetlerin düzenli ve kayıtlı olmasını, verilen sözde mutlaka durulmasını isterdi.

Fethullah Gülen Hocaefendi ve yakınlarına çok ciddi bağlılığı vardı. Yakın olmayı severdi ve bundan hoşlanırdı. Hocaefendi Amerika'ya gittikten sonra sanıyorum 2002 yılında olması lazım, O'nu ziyarete gitmişti. Hocaefendi'nin çok hasta olduğu bir zamana rastladığı için randevu alamamıştı. Amerika'ya kadar gidip de Hocaefendi'yle görüşememesi onu iyice üzmüştü. Bu üzüntüsünü yakın çevresine sık sık söylediği olmuştur.

Ankara'da olduğu günlerde zamanın çoğunu beraber geçirirdik. Benim ona gidemediğim zamanlarda o bana gelirdi. Çok şaka yapmasını sevmez, arkadaşların şakalarına da fazla takılmazdı veya darılmazdı. Fakat çok şaka yapılmamasını tavsiye ederdi. Ailesinden, yakınlarından veya şahsi meselelerinden hemen hemen hiç söz açmazdı. Sorulursa yeteri kadar cevap verirdi.

Ziyaretlerde zaman ve mekan şartlarına fazla takılmaz, nereye ve hangi saatte gidilecekse her zaman kabul ederdi. Geç saatlerde de olsa hizmetle ilgili yapılacak bir iş olursa kalkar giderdi. İbadetlerinde fütur getirmez, zevk ve itina ile namaz kılardı. Okumayı ve sohbetlere gitmeyi çok severdi.

1998 yılı Kurban Bayramı idi. Bayram, Mart sonu Nisan başı gibi karlı ve fırtınalı bir güne rastlamıştı. İstanbul'da Hocaefendi'yi tebrik ziyaretlerine gitmek için Ankara'dan sabah saat 06'da yola çıktık. Beş saatte ancak Bolu'ya kadar gelebildik. Fırtına ve tipi hızını iyice arttırmış, yollar iyice kapanmaya başlamıştı. Bolu'da beklerken, İstanbul tarafından gelen tek tük arabaların şoförlerine yolun durumunu sorduk. Bize "devam etmeyin, yol çok kötü" dediler. O sırada İstanbul'da bulunan M. Ali Bey'i telefonla aradık ama çıkaramadık. Çaresizlik ve üzüntü içinde geri dönmek zorunda kaldık. Daha sonraları görüştüğümüzde "yolda bile kalsak gitmeliydik, keşke devam etseydik" diye hep üzüntüsünü belirtmiştir.

Ankara'da olduğu sürece gerçekten Abdullah Sungurlu Bey bizim için bir ağabeydi. Aramızda bir semboldü. Allah rahmet eylesin.