Yazdır

Dostun Arkasından Hasbihal

Yazar: Harun Tokak, fgulen.com Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 4
En KötüEn İyi 
İstanbul'da sisli ve soğuk bir kış günü. 29 Aralık… Günlerden perşembe. Anlayamadığım bir boşluk var içimde. "Ne olacaksa olsun" der gibi bir halet-i ruhiye içindeyim…

....Ve bir 'acı' haberle sarsıldım…

Telefondaki ses ağlamaklı halde, kelimeler boğazına düğümlenerek "Abdullah Sungurlu öldü" diyordu bana…

O anda dilimle birlikte adeta bütün bedenim sustu, kulağımda senin öldüğüne dair bir ses çınlıyordu sadece.

Nice dertleri göğüslemiş siman, derin derin bakan gözlerin, kalınlığı beyazlığına yenik düşmüş kaşların ve dertlinin dermanı olmaya adanmış ellerin belirdi gözümün önünde. Ardından, terbiye görmüş, ruhunun inceliğini taşıyan sesin geldi kulaklarıma…

Seni kaybetmek ne büyük bir acı.. Bir tek tesellisi varsa o da, senin önden gidenler kervanına kavuşmuş olmandır.

Doğum günümde kaybettim seni. Sen zariftin, inceydin, kibardın. Her görüşmemizin üzerinden birkaç gün geçince arar, tane tane konuşur, hal hatır sorardın.

Dün akşam evde fotoğraflarına baktım… Kareli gömlek vardı üzerinde. Hani geçen Ramazan ayında Reşat Paşa Konağına iftara davet etmiştin bizi… Nereden bilebilirdik ki, o iftar sofrasında çekilen fotoğrafın birlikte çektirdiğimiz son fotoğraflardan biri olduğunu…

Sen alabildiğine cömerttin, emsaline az rastlanır bir beyefendiydin…

Onurluydun, vakarlı idin… Başkalarının onurunu ve gururunu incitmemeye her zaman azami özen gösterirdin. Hatırlar mısın, geçen bayramda, birlikte çalıştığımız bazı arkadaşların isimlerini de zikrederek, "bu kardeşlerimiz, halkın önüne çıkıyorlar, onlara yeni elbiseler alalım, sen hediye ediyor gibi yaparsın, parasını ben öderim" demiştin. O delikanlılara baktım, senin aldığın yeni elbiseleri giyerek, camiye, seni uğurlamaya gelmişler.

Yine bayram geldi… Telefonum yine çalacak ve ben karşımda yine senin o samimiyet soluklayan sesini duyacaktım… Yine, arkadaşlara bir şeyler alalım, bayramda gönüllerini hoş tutalım duyarlılığına şahit olacaktım. Kaç defa yaşadık bunu biz seninle. Öyle ki, senin cömertliğinden Afrika'daki çocuklar da nasibini alıyorlardı…

Ama sen yoksun artık. Bayramın da tadı kaçtı bugün…

Albüm elimde sayfaları çeviriyor ve bir başka fotoğrafa gözlerim dalıyor… Torununun sünnet merasimi. Sen ortalarda elin hafif arkada dolaşıyorsun. Fotoğrafın arkasına şöyle yazmışım;

Torun mürüvveti;

Hem sürurlu hem gururlu,
Hem onurlu, siması da nurlu,
Torun mürüvvetiyle dolaşıyor,
Abdullah Sungurlu…

Bir de seninle döktüğümüz ortak gözyaşlarımız vardı. Sen en çok da Hocaefendi'nin gurbetine ağlardın…

Vefalıydın, vefa bekliyordun, "gelsin" demişti ama gidememiştin. Bir gün oradan gelen seninle ilgili bir habere ne kadar ağlamıştın. İzmir'deki hastanenin açılışına Ankara'dan giden bir senmişsin. Hastanenin sahibi bunu Hocaefendi'ye anlatırken adını söyleyememiş ama Hocaefendi "O Abdullah Sungurlu'dur" demiş.

Ciddileşirdin ve sonra, "Harun bey… Hayret ediyorum bu insan nereden biliyor ben olduğumu" der ağlardın.

Bir başka fotoğraf daha…

Katıldığın bir dostun düğününde damatla kızı alkışlıyorsun. Şimdiki Başbakanımız da nikah şahidi. Oylat, Ayvalık, yaz gezileri… "Senin hanımın ağrıları var, Oylat iyi gelir" demiştin de bizi taa oralara kadar götürmüştün.

Acı çeken, üşüyen, aç kalan herkes seni ilgilendirirdi.

Ama en çok da okuyan çocuklar.

Hani kapı kapı dolaşılıp çocuklar okusun diye kurban toplandığı zamanlarda çoğu kere umutsuzca geri dönülürmüş.

Tarih çok eski değil, 1979'lu yıllar. Sen o zaman 45'li yaşlardasın, "öğrenciler et yesin" diye bir kurban getiriyorsun. Dün o kurbanı senden alan beyefendi; "O gün bütün Ankara bana bağışlanmış gibi geldi" dedi.

Cömerttin, hasbiydin, vefalıydın, bir de cesurdun. Hatırlıyor musun 12 eylül 1980 ihtilal günleriydi…

Çoklarının evlerinin kapılarının yüzümüze kapandığı zorlu günlerdi… Sen, hasretine gözyaşı döktüğün insana evinin kapılarını ardına kadar açmıştın…

Vuslata yürüyerek Allah'ın rahmetinin kapısına dayandığın bugün de, dilerim O, rahmet kapılarını sana ardına kadar açar.

Hastane koridorlarında yürürken taziye yazdım sana. Okudun mu bilmiyorum.

Bir dost tanıdım,

Hem onurlu hem duygulu,
Hem sevecen hem sürurlu,
Olsun yolun uğurlu, kabrin nurlu,
Bir Cuma gecesi ebedi dosta yürüdün,
Abdullah Sungurlu…

Güzel giyinirdin. Bedii zevk sahibi idin.

Antika eserlere düşkünlüğünü bilmeyen yoktu. "Antikacı Abdullah bey" de derlerdi sana. Hat sanatına aşinalığın evinin duvarlarını süsleyen levhalardan belliydi. Taziyeye evine gittiğimde senden kalan hatıra gibi duran o levhalara bir kere daha göz gezdirdim. Ebedi yolculukla ilgili olanlar birden büyüdüler gözümün önünde…

"Her nefis ölümü tadacaktır.", "Ey tatmin olmuş nefis, gir kullarımın arasına, gir cennetime"…

AMİN.