Yazdır

Muhteşem Gayretlerle Gerçekleşen Rüyalar...

Yazar: Abdullah Aymaz, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 
Yine tayin heyecanı sarmıştı delikanlı kalpleri... Heyecan doruktaydı... Gidilecek yerlerin isimleri birer kağıda yazılmış ve çekilmeyi bekliyordu. Biraz sonra gidecek isimler söylenip, kağıtlar da çekilip okunmaya başladı.

Çoğu gideceği yerin adını yeni duyuyor ve "Acaba neresidir?" diye kendi kendine soruyordu. Eğitim gönüllüsü bir genç ismi okunduğu için ayağa kalktı; ama çekilen isim bir türlü okunamıyordu. Ayakta bekleyen adanmış ruh, hemen "Cezkazgan mı?" diye sordu. Tekrar dikkatlice bakılınca kağıtta aynı ismin yazılı olduğu anlaşıldı. Ama bu genç bunu nasıl anlamıştı? Herkes hayretle ona bakıyordu! "Evet, rüyamda görmüştüm. Bunu bana Efendimiz (sas) söylemişti!.." dedi ve yaşaran gözlerini yere eğdi... Her şey birkere daha anlaşılmıştı. Bu muhteşem fedakarlıkla yapılanların gelişigüzel şeyler olmadığı idrak edilmişti.

Bir başka zaman yine bir başka genç çekilen kağıt daha okunmadan, "Ben rüyamda gördüm; ama gideceğim yerin adı tam aklımda kalmadı. Sadece baş harfinin "S" olduğunu hatırlayabiliyorum." dedi. Gerçekten "Semerkand" şehri çıkmıştı...

Bir başka ulvî ruh ise bir ağabeyine yazdığı mektupta şunları söylüyordu:

"Saygıdeğer Mehmet Ağabey,

"Yüce duygu ve düşüncelerle geldiğimiz daha doğrusu, manevî bir elle sevk edildiğimiz Kenya'daki küçük bir müşâhedemi anlatmak isterim. Aslında adanmış ruhların hepsinin bu çeşit şeyler yaşadığına inanmakla birlikte, hep içlerine attıkları ve "Ehlullah'ın namusu" ölçüsüne sâdık kalarak dışarıya hiç sızdırmamaya da çok dikkat ettiklerine inanırım.

"Ben ise belki mazhar olduğumuz lütufların küçük bir numûnesini anlatarak, Allah'ın üzerimizdeki nimetini göstermek adına, sırf o rahmeti nazara vermek için size küçük bir rüyamı anlatmak istiyorum.

"Üniversitede son sınıfta geleceğimi düşündüğüm günlerdi. Ben tercihimi, yurtdışından yana kullanmıştım. İşte o günlerde şöyle bir rüya gördüm:

Bir sandalye üzerinde oturuyordum. Elimde de bir kitap vardı. Ama yurtdışında bir okulda bir öğretmen olduğumu biliyordum. Sonra merak ettim... Acaba burası neresiydi? Başımı çevirerek etrafıma baktım... Önümde masalar vardı. Bulunduğum yerin üstü kapalıydı; ama iki cephesi açıktı. Etrafıma iyice baktım. Yemyeşildi. Sonra uyandım...

"Ben bu rüyanın ardından önce Arnavutluk'a gittim. Sonra Nairobi'ye geldim. Ama bu rüyamı hiç unutmadım.

"Bir gün Nairobi'deki ilkokulun yemek salonunda kitap okuyordum... Bir ara kitabı kapattım ve etrafıma bakmaya başladım. Sonra beynimde bir şimşek çaktı. Birden o rüyayı tekrar yaşıyor gibi oldum. Aynen o rüyada yaptığım gibi sandalyede otururken etrafıma baktım. Rüyamda gördüklerimden hiç farkları yoktu. Evet bulunduğum yer işte o rüyamda gördüğüm yerin aynısı idi."

Şimdi anlatılan bu olayları ele alıp inceleyecek olursak, bunları tesadüflere veremeyiz. Bir kere bilelim ki, zaman ve mekan ile bağlı olan, maddedir, ceseddir. Ruh ise zaman ve mekanın esiri değildir. Öyle bir bağlılığı olmayınca çok sonraki zamanlarla ilgili ve kendisinden çok uzak mekânlarla ilgili olayları görebilir. Biz bu olaylarla hem kaderin hem de ruhun varlığını tespit etmiş oluruz. Ayrıca, tertemiz ideallerle yola çıkan adanmış ruhların manen desteklenmekte olduklarını da olayların apaçık konuşan dilinden böylece okumuş oluyoruz. Bunlar tek değil; pek çok ulvî ruh benzer şeyleri rüyalarında görüyor. Keşke bunlar gün yüzüne çıkabilse...