Yazdır

Bizimkisi Bir Hasret...

Yazar: Hüseyin Gülerce, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 3
En KötüEn İyi 
Tekbirlerle yıkanan ruhumda bu bayram sabahı sizi andım. Süleymaniye'de Bayram Sabahı'nı, safların arasında sizinle omuz omuza hayal ettim.

Gönlümün tellerine "bizden olmayan bizi bilemez" diyen Yahya Kemal'in mısraları takıldı:

"Gördüm ön safta oturmuş nefer esvaplı biri
Dinliyor vecd ile tekrar alınan Tekbir'i
Ne kadar saf idi siması bu mü'min neferin
Kimdi? Banisi mi, mimarı mı bu ulvi eserin?
Taa Malazgirt ovasından yürüyen Türkoğlu
Bu nefer miydi? Derin gözleri yaşlarla dolu
Yüzü dünyada yiğit yüzlerinin en güzeli
Çok büyük bir iş görmekle yorulmuş belli"

Bizimkisi bir hasret. Yüreğimizde yaralar, avazımız çıktığı kadar "gel gel artık" desek de yol senin, yordam senin, ufuk senin, meydan senin. Boynumuz bükük kaderin planında. Bizimkisi bir yangın sinelerimizde. Siz tutuşturdunuz. Hayat verdiniz hayatlarımıza. Bir zaman yanınıza geleceğimi duymuştu Azerbaycanlı bir fidan. Mahcup, ama gözü dolu dedi ki bana; "Bizim de selamlarımızı götürün. Ona şükran borçluyuz, o bizleri imanla tanıştırdı, Kur'an'la buluşturdu."

Bizimkisi bir yufka yürek. Dayanmasını sizden öğrendik. Ya sizi hiç görmeden büyüyen çiçekler ne yapsın? Gözünüzün içine bakmaya hasret civanların bilin ki kor kor yürekleri. Hasret ki ne hasret...

Bizimkisi bir isyan. Neden sevdiklerimizin, özlemlerimizin arasında sıra dağlar? Neden insanla insanlık arasında duvarlar? Neden çöllere kavuşamıyor berrak ırmaklar? Bizimkisi bir bahar özlemi. Hani diyordunuz ya; "Ölümünden önce muhteşem bir bahar yaşayacak ihtiyar dünyamız…" O baharın kahramanlarına hasretimiz: Sevginin kahramanlarına.. Peygamberane yumuşaklığın kahramanlarına.. tevazuun kahramanlarına.. hoşgörünün kahramanlarına.. affediciliğin kahramanlarına... Hani diyordunuz ya, "Atmosfer gibi olsun sineleriniz, taşı eritip gökyüzünde parıltılı havai fişek gösterileri sergileyen atmosfer gibi... Kabalık, çirkinlik, sertlik, anlayışsızlık sizin sinelerinizde öyle erisin, siz de ışıklar saçın, siz de güzellikler sergileyin..."

Tekbir getirirken mü'minler, sizi hayal ettim safların orta yerinde. Sizle beraber olsaydık bir bayram sabahı Süleymaniye'de. Biz de duysaydık "yükselen bir nakaratın büyüyen velvelesi"ni.. biz de seyretseydik birlikte "Nice tuğlarla karışmış nice bin at yelesi"ni.. "Kendi gök kubbemiz altında bu bayram saati"nde tekbirlere karıştırsaydık gönlümüzün şelalesini: "Bir geliş var!.. Ne mübarek, ne garip âlem bu.." desek, sonra uhrevi bir âlemin kapısında birbirimize bakışarak; "Gökte top sesleri, bir bir nerelerden geliyor?.. Mutlaka her biri bir başka zaferden geliyor." diye sarılsaydık.

Selam verdiğinizde sağınıza, solunuza yüreği kuş yüreği gibi pır pır eden yiğit öğretmenler olsaydı. Kenya'dan, Bosna'dan, Kırım'dan, Tunus'tan. Asya'dan, Avrupa'dan, Avustralya, Amerika ve Afrika'dan… Hani sizin anıldıklarında gözyaşlarınızı tutamadığınız yiğitler. İsimlerini bilmediğiniz ama dualarınızdan hiç eksik etmediğiniz yiğitler. Dedim ya bizimkisi bir hasret. Süleymaniye'nin ruhuna, bayramların bayram olmasına hasret. Bayramlarda sizinle aynı safta olmaya hasret.

Dedim ya bizimkisi bir yangın. Cahilliğe, tembelliğe, ayrılıklara karşı barışa, huzura, sarılmaya sevdalanmanın ateşi.

Dedim ya bizimkisi bir yufka yürek. Çiçekler solmasın, fideler ezilmesin, fakir fukaralık bu milletin belini bükmesin, her evde, her sokakta, her ilde, her ülkede olalım çırpınışı.

Dedim ya bizimkisi bir isyan, bir bahar hasreti.