Yazdır

Kamboçya'daki Zaman Okulu

Yazar: Prof. Dr. M. Naci Bostancı, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı'nın davetlisi olarak geçen hafta Kamboçya'daki "Zaman International School"un yeni binasının açılışına gittik. Heyette politikacılar, bürokratlar, gazeteciler, vakıf temsilcileri, öğretim üyeleri vardı. Uçakla önce Bangkok'a gittik, akşama doğru ise Kamboçya'nın başkenti Phnom Penh'e geçtik.

Buraya gitmezden önce Kamboçya üzerine hatırladıklarım yetmişli yıllardaki Kızıl Kmerlerin yönetiminden ibaretti. 1979'da Kmerlerin lideri Pol Pot, Vietnam ordusu tarafından görevden uzaklaştırıldıktan sonra çeşitli vahşet sahneleri uzun süre basının gündeminde kalmıştı. Ölüm tarlalarını, orada çok miktarda cesedin bulunduğunu hatırlıyordum, ama Kamboçya o dönemin Türkiye'sinde bize çok uzaktı, bu yüzden sathi bilgilerin arkasında nelerin olduğu çok da ilgilendiğimiz bir konu değildi.

Phnom Penh'e akşamın karanlığında indik. Şehre ilişkin ilk intibaımız hayli karanlık olduğuydu. Sokaklar yeteri kadar aydınlatılmadığı gibi vitrinler de çoğunlukla karanlığa gömülmüş durumdaydı. Havaalanında okulun öğretmenleri bizi çok sıcak bir şekilde karşıladı. Onlarla birlikte gelmiş olan bir Kamboçyalının da Türkçe olarak mihmandarlık etmesinden ziyadesiyle memnun olduk. Bu memnuniyet galiba yabancı bir diyarda yerliliği temsil eden bir insanla dil üzerinden kurulan yakınlık duygusundan kaynaklanıyordu. İşlemler için misafir edildiğimiz VIP salonu son derece bakımsızdı. Mekanlarda zenginlik duygusu yaratmaya yönelik kalın kırmızı perdeler burada da vardı, ancak duvarlardaki kir, kapılardaki bozuk kollar, bakımsızlıktan çarpılmış gibi duran su boruları arka plandaki asıl durumun işaretleriydiler.

Tarık Bin Ziyad'ların dünyası...

Phnom Penh'in muhtemelen en iyi birkaç binasından birisi olan otele yerleşmenin ardından okulda bizim için düzenlenmiş yemeğe katıldık. Yemek, okuldaki hocalar ve eşleri tarafından hazırlanmıştı. Bunun birinci anlamı elbette misafirperverlikti; ikincisi ise, bildik tatlarla karşılaşmamızdı. Mutfak kültürel bir kategori, alışkanlıklar zamanla kendini doğallaştırıyor, ama böyle olduğunu bilmek, birden kültürel olanı aşmanıza da yardım etmiyor. Yemeğe katılan öğretmenlerin çeşitli ülkelerden okulun açılışı için geldiklerini öğrendik. Vietnam, Endonezya, Tayland gibi ülkelerin isimleri havada uçuşup, genç insanların oralarda öğretmenlik yaptıklarını öğrendikçe, canlı örneklerin okullara ilişkin çeşitli hatıralar okumaktan çok daha farklı olduğunu düşündüm. Kendileriyle konuştukça arkadaki insan hikayeleri belirmeye başladı. Vietnam'daki okulda görev yapan karı-kocanın yanlarında kızın babası da vardı. Mesleği çiçekçilik olan ellili yaşlarının ortasındaki bu insanın, işinin zarafetini hayatına da taşıdığı her hali ve sözünden anlaşılıyordu. Endonezya'dan gelen öğretmenlerden birisinin oradan evlendiğini öğrendik. Sonra bu örneklere Taylandlı ve Kamboçyalı gelinler de katıldı. Okullarına ilişkin kuruluş hikayelerini anlatan yöneticilerin ve öğretmenlerin kullandıkları dil, gittikleri yeri ne kadar benimsediklerinin ve kendilerini artık oraya ait hissettiklerinin göstergesiydi. "Açılışımıza sağlık bakanımız da katıldı." diyen genç öğretmenin sık sık "biz" zamiriyle anlattığı topluluk Endonezyalılardı. Sonra onu aynı dil ve üslupla diğer ülkelerdeki öğretmenler takip etti. Altı aydır bu bölgede olanlar da vardı, on yıldır görev yapanlar da. Kamboçya'daki okulu açan işadamı başkente geldiklerinde yollarda asfalt olmadığını, hemen hemen aradıkları hiçbir şeyi bulamadıklarını, ilk açılışta sadece iki öğrenciyle işe başladıklarını, bunların yıllık ücretlerinin ise sadece 80 dolar olduğunu anlattı. Bugün geldikleri noktada 250 öğrencileri vardı ve yeni okulla birlikte bu sayının bin beş yüze ulaşmasını bekliyorlardı. Bu arada okulun eğitim kalitesi kendini gösterip güçlü bir talep doğunca ücretler de daha makul seviyelere yükselmiş.

O gece orada, okulun teras katında her tür sıla duygusunu ayağa kaldıran bu yabancı şehrin gölgeli varlığını seyrederken, Asya Pasifik bölgesine dağılmış bu genç öğretmenlerin ideallerinin ve işlerinin Türkiye'de okullara ilişkin yürütülen ucuz tartışmalarla hemen hiç örtüşmediğini düşündüm. Bir kere bu okulları ideolojik birer kurum gibi görenler derin bir yanılgı içindeler. Ortaçağ sonrasında Avrupalılar Asya'ya ve Afrika'ya giderken din adamları, tüccarlar ve askerler birlikte davranmıştı. Okullar misyonerliğin ve kolonyal sistemin aracısıydılar. İkincisi, bu insanlar kendilerini üstün bir medeniyetin temsilcisi olarak görüyor, neredeyse insan kategorisine sokmadıkları yöre halkını medenileştirme gibi bir misyonla davrandıklarını var sayıyorlardı. Oysa buradaki okullarda Tarık bin Ziyad gibi gemilerini yakmış olan öğretmenler var ve onlar artık doğdukları ülkenin kimliğinin yanına gittikleri ülkeye ait birçok değeri ekliyorlar. Kendilerine "Nereli?" olduklarını sorduğunuzda bir süre duraklıyorlar. Gerçekten de sekiz yıldır Tayland'da yaşayan, Tai'den evliliğinden çekik gözlü, esmer tenli bir kız çocuğu bulunan, "Tailer insanların öfkelerini göstermelerini çok ayıplarlar, o yüzden trafikte tek bir korna sesi duyamazsın, kimsenin kavga ettiğini göremezsin, biz de artık burada böyle olduk." diyen, teni de Tayland güneşinde bakır rengine çalmaya başlamış öğretmen gerçekten nerelidir? Bu öğretmenler bir yanda gittikleri ülkeye bu ülkenin kültürünü, dünyaya, insana bakışını götürüyor, Türkiye'nin hangi kıtada olduğunu dahi bilmeyenlerin gözünde bu ülkeyi özel bir konuma yükseltiyorlar. Diğer yandan ise Türkiye'dekilerin çeşitli ülkelerin derin hikayelerini, kültürlerini öğrenmelerine, hem oralı hem buralı olan kimlikleriyle o ülkelerin iç dünyalarına dokunmalarına vesile oluyorlar. Türkiye eğer küreselleşen bu dünyada bir yere sahip olacaksa ekonomi ve siyaset ilişkileri kadar insanların birbirine dokunan hikayelerine de ihtiyacı var.

Büyük bir medeniyetin ayak sesleri...

Ertesi gün yeni okulda çok hoş bir tören gerçekleştirildi. Kamboçya'nın Başbakan yardımcısı, üst düzey yetkilileri de törende yer aldılar, okulla ilgili övücü değerlendirmelerde bulundular. Her iki ülkenin İstiklal Marşları aynı saygı duygusuyla icra edildi. Öğrencilerin ve velilerin ne kadar mutlu olduğunu görmek için Kmer dilini bilmeye gerek yoktu. Törenin ikinci kısmında tertemiz, sadece genel değil detay işçiliği de mükemmel, her tür ayrıntının hesap edildiği görülen, milli geliri 300 dolar civarındaki Kamboçya'da modern bir eğitim abidesi olarak yükselen okul gezildi.

Tören sonrası şehri tanımak için bir gezi programı düzenlenmişti. Gün ışığının altındaki başkent hâlâ gecenin örtüsünü üstünden atamamıştı. Evleri olan 3-5 metrekarelik barakalarda açıkta pişirdikleri birkaç parça yiyeceğin satışı ile, ya da turistlerden dilenerek hayatlarını sürdürmeye çalışan insanlar inanılmaz bir sefalet görüntüsü oluşturuyorlardı. Kamboçya Halk Partisi'ne ait böyle bir mahallede midibus ile yolculuğumuz çamur dolayısıyla iki yüz metrede son buldu. Mahalleden çıkarken artık hiçbir lokmayı utanmadan yiyemeyeceğimiz çok canlı görüntüler kalmıştı zihnimizde. Uzun süredir orada olan öğretmen, yoksul ama onurlu Kamboçyalıların günlük yiyeceklerini dilenerek de olsa kazandıklarında daha fazlasını istemediklerini belirtti. İkinci durağımız olan katliam müzesi ise bir başka şok oldu bizim için. Kızıl Kmerler 1975'te iktidarı ele geçirince yeni bir toplum ve düzen kurmak için yaklaşık iki milyon insanı işkencelerle katletmişler. Anlatılanlara göre, okur-yazarlığı toplumsal çürümenin baş nedeni sayan bu yönetim ilk iş olarak tüm gözlüklü insanları ortadan kaldırmış. Katliam müzesi, akıl almaz işkencelerle kurbanların katledildiği eski bir okul. Buraya tutuklanarak getirilen on binlerce kişiden sadece iki kişi sağ kalmış. İçerde çeşitli cinayet aletleri ve kurbanların infaz yapılmadan önce çekilmiş çok miktarda son görüntüleri var. İnsanların yüzünde donmuş kalmış bir dehşet. Arada sayısız çocuğun resmi. Hatta bazılarının beş altı yaşlarında oldukları görülüyor. Anlaşılan bu despotluk, tarihteki birçok örneği gibi gerçekleştirdiği kan banyosu ile büyülenmiş. Aradan otuz yıla yakın zaman geçmiş, ama bazı insanlık suçları için zamanın geçmediğini, saatin hep o anı gösterdiğini orada bir kez daha müşahede ettik. Müze gezisi sonrası yüreği kaldırabilenler ölüm tarlalarına, kaldırmayanlar ise şehrin başka mekanlarına gittiler, ama nereye giderlerse gitsinler iki milyon insanın öldürülmesine tanıklık etmiş bir şehrin ruhuna nüfuz etmiş o tuhaf kokudan kaçamadılar.

Dünyayı kuşatan sevgi

Kamboçya'dan sonra Tayland'daki Türk okulu ziyaret edildi. Burada üç Türk okulu olduğunu öğrendik. Gittiğimiz okul yine her yerinde modern eğitim zihniyetinin kendini gösterdiği bir kurumdu. Rahmetli Barış Manço'yu andık. Tayland'a çekim için geldiğinde burada Türk okullarının varlığını öğrenip çok şaşırmış, çok da sevinmiş. Aradan onca zaman geçmiş olmasına rağmen, Bangkok'un genel Pasifik siluetine bakıp "Tayland nere Türkiye nere?" diyerek o şaşkınlığı sürdürmemek mümkün değil. Bangkok'ta kaldığımız iki gün içinde gittiğimiz her yerde başka Türklere de rastladık. McLuhan, kitle iletişimi sayesinde dünyanın küresel bir köy haline geldiğini ifade etmişti; bu metafor hangi milletlerin durumunu açıklıyor o ayrı bir bahis; ama şurası açık ki, dünya artık Türkler için de küçülmüş durumda. Biz heyet olarak döndük, o öğretmenler öğrencileriyle birlikte oradalar. Onlar büyük ihtimal dönmeyecekler, aksine yanlarına başkaları gidecek. Uzak mesafelere uzanan her kısa yolculuk gibi gerçekle hayalin birbirine karıştığı dönüş yolunda bu okulların artık "biz"den çıktığını "bizler" diyebileceğimiz şekilde farklı ülkeleri kucaklayan bir yakınlığa, dostluk ve gönül dünyasına ait olduğunu düşündüm. Nietzsche büyük medeniyetlerin güvercin kanatlarıyla geldiğini söyler. Büyük toplumsal hareketlerin öncüsü insanlar gibi kendi hayatlarıyla birlikte ülkelerin ve kuşakların hayatlarını da değiştiren, yaptıkları işin büyüklüğünü bilgelikle sindirmiş bu okulların zarif ve mütevazı öğretmenlerine saygı ile. (Bu e-Posta adresi istenmeyen posta engelleyicileri tarafından korunuyor. Görüntülemek için JavaScript etkinleştirilmelidir. )

Prof. Dr. Naci Bostancı, Gazi Üniversitesi öğretim üyesidir.