Yazdır

Kalbin Zümrüt Tepeleri'nin Vadettikleri-1

Yazar: Hamdi İşcan, herkul.org Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Kalbin Zümrüt Tepeleri, öncelikle, bir vahidin farklı yüzleri oldukları halde, bilmem kaç asırdır, değişik sebeplerle yolları birbirinden ayrı tutulmuş, birbirine rakip olarak gösterilmeye çalışılmış ve bu sebeple adeta kendi sahalarına hapsedilmiş farklı mesleklerin enmuzecinden, usaresinden hasıl olan bir noktadan, onların müşterek varidat ve mevhibe ufuklarından muhataplarına sesleniyor ve işte bu manada bir vuslat ufku, vuslat ufkunda gerçekleşen bir camiiyet enginlik ve zenginliği vadediyor.

Dikkat çekmeye çalıştığımız bu hususun, geçmişe bakan yanlarıyla değerlendirilmesi, geleceğe bakan yol haritası kıstaslarıyla tesbitinin, birinci cildin hemen başında yer alan " Menşei İtibariyle Tasavvuf" yazısında ele alındığını görmekteyiz. .

Bu yazıda Hocaefendi, tedvin döneminin başlangıcı itibariyle, fakîhler, fıkhın kitaplaştırılması, hadisçiler sünnetin hıfz ve tesbiti, kelamcılar akaid meselelerinin tarsîni, tefsirciler Kur'an ve Kur'anî ilimlerin telifiyle meşgul olup her birinin kendi sahasında cihanpesendane gayretler sarfettiğini; bu arada Hakikat-ı Ahmediye'nin ruhani yönüne daha fazla ihtimam gösteren mutasavvifinin de, yine aynı kaynaklara dayanmak suretiyle tasavvufla alakalı gerçekler üzerinde durup, insanın özü, varlığın esası, insan ve kainatın iç dinamikleri gibi konulara dikkat çekerek himmetlerini bu saha üzerinde yoğunlaştırdıklarını ifade eder.

Ancak zamanla, bazı meslek erbabının kendi mesleğini öne çıkartması, kendi mesleğinin ehemmiyetini anlatmaya çalışırken diğer meslekleri küçümseyici bir tavır içine girmesi ve benzeri saiklerle biri birisiz olmayacak ilim sahaları arasında kopukluklar meydana geldiğini ve hatta bunlardan birinin zahirperestlik, diğerinin de bâtinîlik vehmiyle birbirine düşman gösterme gibi bir yanlışlık içine girildiğine dikkat çeker.

İşte bu noktada Hocaefendi, her ne kadar geçmişte bu tür yanlışlıklar söz konusu olsa da, öncelikle, geçmişten bugüne her iki tarafta ifrat ve tefritlere girenlerin ekseriyete nisbetle deryada katre kaldığının bilinmesi, dolayısıyla bu iki ehl-i hak cephe arasında ciddi bir münâfât varmış gibi bir yaklaşım içine girilmesinin kesinlikle yanlış olacağı üzerinde durur ve artık bugünden sonra yapılması gerekli olan şeyin ayrılıkları konuşmak yerine birinin tamamiyeti diğerine bağlı olan, hiç birinin ihmale tahammülü bulunmayan bütün ilim sahalarında, bütün meslek ve meşreblerde, yeniden el ele, omuz omuza vererek geleceğe hep birlikte yürünmesi olduğu tesbitinde bulunur.

Daha sonra üzerinde durduğu bu temel düşüncesini bizzat kendisi hayata geçirir ve dikkatli nazarların gözünden kaçmayacağı gibi, Zümrüt Tepeler'deki bütün yazılarda kullanılan üslup, ifade ve beyanlarla, gösterilen azami hassasiyet ve titizlikle hakkın hatırı âlî tutulmak şartıyla, hiçbir meslek ve meşrep mensubu rencide edilmeksizin en tartışmalı mevzular dahi ele alınıp incelenir ve incelenirken de, o mevzuyla alakalı temel İslamî ilimlerin bütün varidatı ortaya dökülür, herkese kendi sahasıyla alakalı söz hakkı verilir ve böylece hal diliyle visal ufkunun bütün varidat ve mevhibeleri okuyucuya arzedilir.

Bu sebeple, diyebiliriz ki, Kalbin Zümrüt Tepeleri'ni sadece bir tasavvuf kitabı olarak okumak, ondan elde edeceğimiz istifade ve itsifaza ufkunu kendi elimizle daraltmak, onu bir sahaya inhisar ettirmek manasına gelecektir. Aksine o, bilhassa ikinci cildin sonu ve üçüncü cildin bütün yazılarında görüleceği üzere, kalb ve ruh ufku ile ilgili meselelerin işlendiği aynı yerde, bir kelam, bir akaid, bir usulüddin… kitabı olarak ele alınmalı ve o dikkat ve teenni, o ihata ile okunmalıdır.

Bu mevzuyla alakalı üzerinde durulması, dikkat çekilmesi gereken ayrı bir husus da, Kalbin Zümrüt Tepeleri'nin sadece belli bir zümreye hitap etmediğinin, ondan istifade edebileceklerin sadece belli bir tabakaya has kişiler olmadığının bilinmesidir. Elbetteki birinci cild okunmaksızın, ondaki hususi terim ve tabirler öğrenilmeksizin, işlenen mevzular hazmedilmeksizin sonraki cildlerde ele alınan mevzuları kamil manada okuyup anlayabilmek mümkün olmayacaktır.

Ancak muhterem müellifin genel bir yaklaşım olarak en çetin mevzuları dahi herkese hitap eder tarzda anlaşılır bir üslupla sunma gayreti içinde bulunuyor olması dolayısıyla diyebiliriz ki, az-biraz bu mevzulara aşina olan birkaç insan bir araya gelir, belli usul ve prensipleri göz önünde bulundurur, merdiven basamaklarındaki tertibe riayet ediyor gibi hiçbir konuyu atlamaksızın her bir yazıyı dikkat ve teenni ile müzakere ve mütalaa ederse, o halkanın müdavimleri daha önce tamamen kendilerine sürmeli gibi görünen nice sırlı kapıların bir bir açıldığını, ne muğlak meselelerin anlaşılır bir konu haline geldiğini ve böylece ne paha biçilmez elmas ve mücevherlerle yüzyüze geldiklerini anlayacaklardır.

Bu sebeple, mutlaka ifade edilmesi gerekir ki, Kalbin Zümrüt Tepeleri'nin vadettikleri belli bir sahaya ait olmadığı gibi, belli bir zümre ve tabakaya da has değildir.

Sadece başlıklarına işaret edilip geçilse dahi, herhalde mevzunun birkaç makaleye sığıştırılamayacak genişlikte olduğu takdir edilecektir. Bundan dolayı her ne kadar sathi bir bakış ve kırık-dökük ifadelerle dahi olsa, nasipse, mevzu ile alakalı mütalaalarımıza bir sonraki yazıda da devam etmek istiyoruz.