Yazdır

İslam Kalvinistleri

Yazar: Ali Bulaç, Zaman Tarih: . Kategori 2006 Köşe Yazıları

Oy:  / 0
En KötüEn İyi 
Sosyolojinin toplumsal olayları, toplumsal değişimi ve bu değişimde rol oynayan etkileyici ve belirleyici faktörleri araştırdığı yönünde yerleşik bir inanç var.

19. yy. ilerleme inancının bize armağan ettiği bu bilim, aslında iddiasının aksine verili toplumsal hayatı araştırmıyor -bu onun varlık gerekçisidir-, hakikatte "olması gereken"e göndermelerde bulunuyor.

Öyle olmakla beraber sosyoloji, ortaya çıktığı Batı'nın, endüstri çağının ruhunu anlamak bakımından açıklayıcı malzemelerle doludur. Ama hiçbir zaman tarafsız, nesnel bir bilim değildir, hatta her bilim gibi resmedicidir, yani açıklayıcı ve yorumlayıcıdır.

Batı'nın kendi tarihini ve yaşadığı toplumsal değişimi açıklamak üzere geliştirdiği bu bilim, bizim gibi ülkelerde sınırlı alanlarda geçerlidir.

Batı ne dünyanın kendisidir ne merkezidir. Modelleri kendisiyle ilgilidir ve bu temel hakikat bilinmediği için Batı-dışı ülkelerin sosyal bilimcileri ve aydınları, kendi toplumlarını anlamaktan uzak düşüyorlar. Batı nasıl krizlerini evrenselleştiriyorsa, bilgi elde etme biçimini, anlama ve yorumlama biçimini de evrenselleştirmektedir.

Bunları dün Hürriyet'in Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün yazısı dolayısıyla yazıyorum. Bu yazı, birçok bilim adamının içine düştüğü büyük hataları tekrar ettiği kadarıyla mazur görülebilir ancak. Bilgi, sosyoloji, tarih ve bilimin popüler kullanımına başvuran diğer yazarlar gibi Özkök de yanlış bir analojinin imkanlarından hareketle genel hükümlere varmaktadır.

Birçok bilim adamının, bu arada referans gösterdiği Sabri Ülgener'in yanılgısı nedir? Temel yanılgı, Batı'daki bir modelin alınıp İslam dünyası, Osmanlı veya Türkiye'ye aynen tatbik edilmesidir. Max Weber'in "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" adlı kitabında ortaya koyduğu tezin bizde herhangi bir karşılığının olabileceği fikri bu büyük yanılgıdan kaynaklanmaktadır. Bu tez birçok bilim adamı tarafından eleştirilmiş, hangi sosyal şartlarda formüle edildiği gösterilmiştir.

Weberyen teorinin İslam dünyasına tatbiki bütünüyle imkansızdır. Weber de, diğerleri gibi ilerlemeciydi, ilerlemeyi Batı'ya özgü erdemli bir süreç olarak görüyordu, dinî temeli "faktörlerden bir faktör"e indirgiyordu, İslam konusunda son derece sığ ve yanlış bilgilere sahipti, İslam'da karşılığı ve meşruiyeti olmayan "karizma"yı merkezî bir kavram olarak kullanıyordu, kendi dinî ve fikrî geleneği içinde din ile dünya, ahlak ile iktisat arasında var olduğunu sandığı ikilemden hareketle birinin gelişmesini diğerinin toleransına veya itkisine bağlıyordu. Weber'in fikir ve tahlillerinin, İslam dünyasıyla hiçbir ilgisi yoktur. İlk nesil Müslümanlardan başlamak üzere Emevi ve Abbasilerde ticaret, Selçuklulardaki Ahi teşkilatları ahlak ile iktisat arasındaki uyumlu ilişkiye örnektir ki, bu tarihlerde Batı henüz imalatta evin dört duvarını, ekonomide köyün sınırlarını aşabilmiş değildi.

İslam devletlerindeki güç ve yayılma elbette salt askerî değildi, bunu geriden besleyen muazzam bir iktisadi güç vardı ki, bu gücün oluşması için Müslümanlar Protestan ahlakına ihtiyaç hissetmiyorlardı. Kayseri, Sivas, Konya ve Anadolu'nun diğer merkezlerinde bugün görmekte olduğumuz iktisadi canlılığın gerisinde bu türden tarihi mirası yatmaktadır. İslam sufizminde Protestanlık veya Kalvincilik aramak ise bütünüyle cehalettir.

Bu çerçevede Fethullah Gülen Hocaefendi'nin Kalven'e, Nur cemaatlerinin Kalvinistlere benzetilmesi ise tamamen uygunsuz bir analoji, uzak mesafeden dahi ilgisi olmayan bir yakıştırmadır. Fethullah Gülen, İslam'ın ana paradigmasına (Kur'an ve sünnet), İslam'ın meşru bilgi elde etme ve hüküm çıkarma esasına dayalı ulema geleneğine (Sahabe kavli, usule bağlı müçtehitler) ile tarihsel tecrübede icma niteliğinde billurlaşmış örfe (yaşayan gelenek) sıkı sıkıya bağlıdır. Luther ve Calven, Hıristiyanlık içinde radikal bir kopuşu temsil ederler ki- Hocaefendi Kur'an'a soru sorduran modern zihnin kavramsal çerçevesini fazlasıyla önemsemesinden dolayı modernistlere hayırhah bir gözle bakmamakta, mesela Fazlürrahman'a bile rezervler koymaktadır.